OKUL ÖNCESİ KURUMLARINDAN EBEVEYNLERİN BEKLENTİLERİ

Ülkemizde okul öncesi eğitimde okullaşma oranının 4 yaş çocukları için %43,10 ve 5 yaş çocukları için ise % 65 olduğu (Milli Eğitim İstatistikleri, 2011), ancak hem bu oranın istenilen düzeyde olmadığı hem de bölgeler arasında okullaşma oranlarına yönelik farklılıklar olduğu saptanmıştır. Örneğin, okullaşma oranının Marmara Bölgesi'nde %65, Karadeniz Bölgesi'nde % 64 iken Güney Doğu Anadolu Bölgesi'nde %41 olduğu belirtilmektedir (AÇEV, 2009) Okullaşma, daha çok batı bölgelerinde yaygınlaşmıştır. Genel olarak okullaşma oranının ve bazı bölgelerdeki okullaşma oranlarının diğer bölgelere göre nispeten düşüklüğü kişi başı ortalama gelirin düşüklüğüyle açıklanabileceği gibi ailelerin okul öncesi eğitiminin önemine yönelik farkındalıklarının ve beklentilerinin sınırlı olmasından da kaynaklanabilir.

Ailelerin personelle ilişkilerinin aileyi suçlayıcı ya da reddedici değil, açık iletişime ve kabul edici bir yaklaşıma dayalı olması önemlidir. Ailelerin amaçlarına ve değerlerine saygı duyulduğunu hissetmesi onların kuruma yönelik olumlu tutumlar geliştirmeleri açısından önem taşımaktadır. Aileler ve öğretmenler çocuklar için benzer amaçlar ve değerleri paylaştıklarında olumlu aile-öğretmen ilişkileri geliştirmeleri kolaylaşmaktadır. Bu bağlamda ebeveynlerin çocuklarının gelişim ve öğrenmelerini destekleyebilmeleri ve eğitim sürecine aktif bir şekilde dahil olabilmeleri için ebeveynlerin ve okulun karşılıklı beklentilerinin belirlenmesi ve bu beklentilerin karşılanması için çaba sarf edilmesi gerekmektedir. 

Ebeveynlerin beklentileri ile ilgili alan yazın incelendiğinde; ailelerin okul öncesi eğitimde kaliteye yönelik beklentilerinin eğitimcilerden farklı olduğu saptanmıştır. Araştırmalar, ailelerin çocuklarının farklı gelişim alanlarının desteklenmesi, kurumların fiziki özellikleri, öğretmenlerin özellikleri ve kendilerinin bilgilendirilmeleri ile ilgili alanlara yönelik beklentilerinin olduğunu göstermektedir. Howes ve Pianta'ya (2010) göre, eğitimciler kaliteyi yapısal ve süreç boyutları doğrultusun da kavramlaştırmakta; aileler ise daha çok öğretmenlerin deneyimine ve onların çocuklarla olan ilişkilerine odaklanmaktadırlar. Aileler de eğitimcilere benzer olarak çocukların hazır bulunuşluk düzeyinin artırılmasına vurgu yapmalarına rağmen, kaliteyle ilgili araştırmalara genellikle dahil edilmeyen kapsamlı hizmet sağlama, uygun yerleşim ve okul-ev işbirliği özelliklerini de dikkate aldıkları belirtilmektedir. Ebeveynlerin çocuklarının gelişim alanları ile ilgili beklentilerine yönelik bulgularda çocukların sosyal becerilerinin, ilkokula hazırlanmasını sağlayan bilişsel becerilerinin ve öz-bakım becerilerinin desteklenilmesi ile ilgili beklentileri olduğu saptanmıştır. Metin ve Arı'nın, bir üniversite uygulama anaokuluna devam eden 90 çocuğun anne ve babalarına uyguladıkları anket sonucunda annelerin %35,6 ve babaların %41,1'inin çocuklarının sosyal davranışları öğrenmelerine önem verdikleri ortaya çıkmıştır. Argon ve Akkaya (2008) çocukları devlet ve resmi anaokullarına devam eden 91 ebeveynin katıldığı çalışmalarında ebeveynlerin okul öncesi eğitime ve okul öncesi eğitim kurumlarına yönelik görüşlerini incelemişlerdir. 

Ebeveynler, okul öncesi eğitim kurumlarının en önemli amacının çocukları ilkokula hazırlamak, öz-bakım becerilerini kazandırmak ve onlara paylaşma, işbirliği gibi sosyal becerileri öğretmek olduğu yönünde görüş belirtmişlerdir. Ebeveynlerin okul öncesi eğitim kurumlarından beklentilerinin olduğu ve onların öğrenim durumu, gelir düzeyi ve yaşadıkları coğrafi bölge gibi farklı sosyo-demografik özelliklerinin onların beklentileri üzerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar yarattığı saptanmıştır. Bulgulara göre, ebeveynlerin öğretmen ve okul politikası alt boyutlarına yönelik beklentilerinin çok yüksek düzeyde, eğitim-aile ve bilgilendirme alt boyutlarıyla ilgili beklentilerinin ise yüksek düzeyde olduğu görülmektedir. Diğer bir deyişle, ebeveynlerin tüm boyutlara yönelik yüksek beklentilerinin olduğu ancak katılma derecesi aralıkları bakımından öğretmen ve okul politikası boyutlarına yönelik daha yüksek beklentilerinin olduğu görülmektedir. Öğretmen ve okul politikası alt boyutlarındaki maddeler incelendiğinde, ebeveynlerin hem öğretmenlerin öğrenim düzeyi ve çocuklar için belirledikleri öncelikleri gibi belirli özelliklerine hem de okulların aile katılımını teşvik etme gibi uygulamalarına daha çok önem verdikleri söylenilebilir. Bu bulgular ebeveynlerin beklentileri ile ilgili diğer araştırmaların bulgularıyla örtüşmektedir. Özışıklı' nın (2009) bulguları, ebeveynlerin aile katılımı, öğretmen özellikleri ve kurumların ebeveynlere karşı tutumu gibi unsurlara yönelik beklentilerinin olduğunu göstermektedir. 

Taner Derman ve Başal'ın (2010) belirttiği gibi gelir düzeyi düşük kesimlerin eğitimden yeterince faydalanamaması ve okul öncesi eğitime yeterince önem verilmemesi okul öncesi eğitimin ülke çapında eşit oranda gelişimini engelleyici unsurlar arasında yer almaktadır. Ancak, Şimşek ve İvrendi (2014)' nin yaptığı, ebeveynlerin okul öncesi eğitim kurumlarından beklentilerinin araştırıldığı bir çalışmada, araştırmaya katılan ebeveynlerin tüm boyutlara yönelik orta ya da düşük düzeyde beklenti yerine yüksek düzeyde beklentileri olduğunu belirtmeleri istendik düzeyde olmasa da her geçen gün okul öncesi eğitimin öneminin daha iyi anlaşılmaya başlamasıyla ilişkilendirilebilir. 

Aynı çalışmanın, diğer bir bulgusu da ebeveynlerin öğrenim durumunun onların okul öncesi eğitimi kurumlarından beklentileri üzerinde etkili olmasıyla ilgilidir ki bu bulgu beklentilerle ilgili diğer araştırmaların sonuçlarıyla tutarlılık göstermektedir. İlkokul mezunu ebeveynlerin ölçeğin sadece eğitim-aile alt boyutuna yönelik beklentilerin in lise ve yükseköğrenim mezunu ebeveynlerin beklentilerinden daha yüksek olduğu saptanmıştır. 

Eğitim-aile alt boyutunda yer alan maddelere bakıldığında; ilkokul mezunu ebeveynlerin çocuklarının akademik becerilerinin sosyal-duygusal becerilerden daha fazla desteklenmesine ve diğer çocukların aileleriyle etkileşimin teşvik edilmesi gibi unsurlara çocuklarının ilgi ve ihtiyaçlarını karşılaması bakımından daha çok önem verdiklerini gösterebilir. Diğer bir yandan, ilkokul mezunu ve ev hanımı olan ebeveynlerin katılımcıların çoğunluğunu oluşturduğu dikkate alındığında; bu ebeveynler diğerlerine göre okulla daha sık iletişim kurmak için zaman ayırabilirler. Benzer bir şekilde, üniversite mezunu olmayan ailelerin öğretmenler ve diğer ailelerle olan etkileşimlerinin üniversite mezunu olanlardan daha yüksek olduğu saptanmıştır. Ayrıca, üniversite mezunu ebeveynlerin bilgiyi yazılı materyallerden edindikleri fakat üniversite mezunu olmayanların öğretmen ve diğer ailelerle bilgi paylaşımına daha çok gereksinim duydukları belirlenmiştir. Dolayısıyla bu ebeveynler, hem öğretmen ve diğer ailelerle iletişim kurmaya daha fazla zaman ayırabiliyor hem de çocukları ile ilgili bilgiyi de yazılı materyallerden çok birebir etkileşim yoluyla edinmeyi tercih ediyor olabilirler. Öğretmen, okul politikası ve bilgilendirme alt boyutlarında anlamlı bir fark olmayışı ise ebeveynlerin farklı öğrenim durumlarına sahip olmalarına rağmen bu boyutlara yönelik benzer beklentileri olduğunu gösterebilir.

Yapılan çalışmada ortaya çıkan diğer bir bulgu ebeveynlerin gelir durumuna göre onların okul öncesi eğitim kurumlarından beklentilerinin eğitim-aile alt boyutunda istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık yaratmasıdır. Düşük gelire sahip olan ailelerin eğitim-aile alt boyutuyla ilişkili beklentilerinin yüksek gelirli ailelerin beklentilerinden daha yüksek olduğu saptanmıştır. Bu bulgu, alan yazında öğrenim durumu ve gelir düzeyinin anne-babaların çocuklarının eğitimine katılımında etkili olduğunu gösteren çalışmaların bulgularıyla örtüşmektedir. Yüksek gelirli ailelerin çocuklarının okul öncesi eğitimi kurumlarındaki eğitimine ek olarak diğer kurslardan veya kuruluşlardan da faydalanabileceği göz önüne alındığında düşük gelirli ailelerin çocuklarının eğitimi ile ilgili hemen hemen tek kaynağın okul öncesi eğitim kurumlarının olması bu bulgunun bir açıklaması olabilir. 

Kaynakların sınırlılığından dolayı düşük gelire sahip ebeveynler okul öncesi eğitim kurumlarının sağladığı eğitime yönelik yüksek beklentiler geliştirmiş olabilirler. Bu nedenle, ölçeğin diğer alt boyutlarında anlamlı bir farklılık çıkmaması bu ebeveynlerin öğretmen ya da okul politikası gibi boyutlardan çok eğitim-aile boyutuna öncelikleri arasında yer verdiklerini gösterebilir. 

Ebeveynlerin okul öncesi eğitim kurumlarından beklentileri araştırmasının bu iki bulgusu; ilkokul mezunu olan ve düşük gelir düzeyine sahip ebeveynlerin beklentilerinin sadece eğitim-aile boyutunda farklılıklar yaratması bu özelliklere sahip ailelerin ihtiyaçlarını yansıtması bakımından önem taşımaktadır. 

Okul öncesi kurumlarındaki başta idareci, okul öncesi öğretmeni ve diğer personelin bu değişkenlerin farkında olarak, geleceğimizi emanet edeceğimiz bu yavrularımıza yaklaşımlarının her geçen daha olumlu bir noktaya taşınacağından ve ebeveynlerin okul öncesi kurumlardan beklentilerine verilen cevabın daha artacağından umutluyum.