Cennet-i Mekan Sultan Abdülhamit Han...
Çok iyi bir tahsil görerek din ilimlerini ve Fransızcayı mükemmel bir şekilde öğrendi.
Tahta çıktığında devlette vaziyeti umumiye sisli bir haldeydi.
Karadağ ve Sırbistan’da savaş, Bosna-Hersek ve Girit’te ayaklanmalar, mali kriz...
Tüm bu zorluklar içinde Sultan Abdülhamit, Sadrazam Mithat Paşa'nın baskılarıyla 23 Aralık 1876’da Birinci Meşrutiyet ilan etti.
Çoğunluğun gayrimüslimlerden oluşan gayri milli meclisin ilk işi tarihe 93 harbi olarak geçen Rusya’ya harp ilanı oldu.
Sisli hava yerini felakete bıraktı, Ruslar İstanbul önlerine kadar geldi. Bir milyondan fazla Türk, Bulgaristan’dan İstanbul’a hicret etti.
Mütareke isteyen Sultan Abdülhamit, ilk iş olarak devleti parçalanma ve yok olma yoluna doğru götüren Meclis-i Mebusan’ı tatil etti ve devlet idaresini eline aldı.
İngilizlerle akılcı bir siyaset yaptı, Berlin Antlaşması ile kaybedilen toprakları önemli oranda geri alınmasını sağladı.
Büyük meseleler karşısında bunalan devleti bundan sonra dahiyane bir siyaset, adalet ve fevkalade bir kudretle yönetti.
Düyun-u Umumiye idaresini kurarak 252 milyon tutan devlet borçlarını 106 milyona indirdi. Memlekette büyük bir imar faaliyeti ile eğitim ve öğretim seferberliği başlattı.
Cami, mescit, mektep, medrese, hastane, çeşme, köprü vs. gibi toplam bin 552 eser yaptırdı. Ülkenin dört bir yanını demiryolu ile döşedi.
Yunanlıların Girit’te isyan çıkarıp, Türkler arasında toplu katliamlar yaptırmaya başlamaları üzerine, Yunanistan’a harp ilan etti.
24 saatte Osmanlı ordusu, Atina önüne vardı.
***
Siyonizme geçit vermedi.
Politik Siyonizmin Kurucusu Theodore Herzl'in "Kudüs'ü verin tüm dış borçlarınızı Dünya Museviler Cemiyeti olarak ödeyelim" önerisini reddetmiştir.
"Kanla alınan vatan toprağı ancak kanla verilir" diyerek Theodore Herzl'i huzurundan kovmuştur.
İşte Sultan Abdülhamit'e saldırmalarının, aşağılamaya çalışmalarının altında yatan gerçek budur.
O gün istese Sultan Abdülhamit, teklifi geri çevirmez borçlar ödenir İsrail Devleti kurulabilirdi ama işte o zaman devletin onuru ve saygınlığı ayaklar altına alınırdı...
Sultan Abdülhamid Han’ı tahttan indirmeden Osmanlı Devleti’ni parçalamanın ve İslam’ı yok etmenin mümkün olmadığı Haçlı-Siyonist İttifakı tarafından görüldü.
Bir taraftan Sultan’ı gözden düşürmek üzere her türlü iftira ve kötüleme kampanyaları yaparlarken, diğer taraftan suikastlar tertip ettiler.
Müslüman Türk ve Kürtlere karşı Doğu Anadolu'da katliam başlatan Ermeni Çetelerine karşı Hamidiye Alaylarını kurması karşısında “Le Sultan Rouge=Kızıl Sultan” ilan edildi.
Genç nesillere devletin onurunu kurtaran Sultan Abdülhamit, Kızıl Sultan olarak gösterildi.
***
Ve darbe girişimi...
Devlet imkanlarıyla Avrupa'ya okumaları için gönderdiğimiz ancak Batı tarafından zihinleri yıkanarak Jöntürk ismini alan öğrenciler, Sultan Abdülaziz'e yaptıkları gibi darbe girişimine giriştiler..
Padişah’ın devlet idaresinde nüfuzunu kırmak isteyen batılılar, Jöntürklerin isim değiştirmiş hali olan İttihat ve Terakki mensuplarını kışkırtmış, 23 Temmuz 1908’de İkinci Meşrutiyeti ilan edilmiştir.
Böylece 30 yıl durmuş olan facialar tekrar başlar... 31 Mart Vakası çıkarılarak İttihat ve Terakki ileri gelenleri tarafından Sultan Abdülhamid tahtan indirilerek sürgüne gönderilir.
***
II. Abdülhamit Han, ahlakı, dine olan bağlılığı, edep ve hayasının derecesi, akıl, ilim, adalete önem vermesi, milleti için gece-gündüz çalışması... Türk Milleti için takdire şayandır.
Onun tahttan indirilmesinin üzerinden 10 yıl geçmeden imparatorluğun dörtte üçünün elden çıkması, memleketi 33 yıl nasıl idare ettiğine en açık delildir.
Yine Abdülhamit Han’ın tahttan indirilmesiyle beraber kan gölü haline çevrilen Ortadoğu’da hala huzur tesis edilememiş olup, Arap alemi Siyonizmin oyuncağı haline gelmiştir.
19. yüzyılda Almanya’nın güçlü bir imparatorluğa dönüşmesinde en önemli rolü oynayan ve ilk şansölyesi (başbakan) olan, Alman Devlet Adamı Bismarck'ın, "Dünyâda 100 gram akıl varsa, bunun 90 gramı Abdülhamit Han'da, 5 gramı bende, kalan 5 gramı da diğer dünya siyasilerindedir" ifadesi durumu çok iyi özetlemektedir.
İşte 100 gram akıldan 1 gramı dahi olmayan olan aklını da Batı'ya veren şahsiyetsizler Sultan Abdülhamit'i anlayamaz.
Anlayamadıkları için de "Abdülhamit Gerçeği!" başlığı altında onursuzca yazmaya ve konuşmaya devam ederler...
***
1960, 1971, 1980, 1997, 2007 yıllarında darbe yapan veya darbeye teşebbüs eden zihniyetle 31 Mart Vakasını yapanlar arasında bir fark yoktur!
Jöntürk kafası halen devam etmektedir. Jöntürk dedeleri gibi iktidarda kalma uğruna darbeleri, isyanları, suikastları yapmaktan geri durmayıp, istikrarsız olsun ama devlet bizim olsun anlayışıyla asalak gibi milletin kanı emme anlayışındadırlar.
Bu asalak yapı, mandacı zihniyet, Batı hayranları şu anda "Hayır" grubu içinde yuvalanmış durumdadır.
16 Nisan korkusu içinde "hayır" çıkartmak için bugün sözde milleti, devleti, cumhuriyeti düşünür olmuşlar, "Ülkenin geleceği için 16 Nisan'da Hayır" cüretini sergilemektedirler.
Osmanlı Devleti'nin Haçlı-Siyonist İttifakı'na peşkeş çekenler, Türkiye Cumhuriyeti'ni 94 yılda geriletenler, inanca, milli ruha saldıranlar, İslam'ı gericilikle suçlayanlar, ülkenin geleceğine düşünecek biz de inanacağız! Öyle mi? Buna kargalar bile güler...
***
Vaktiyle İttihat ve Terakki fırkasının içinde Abdülhamid Han’a düşmanlık eden Filozof Rıza Tevfik ve Süleyman Nazif pişmanlıklarını şiirle şu şekilde dile getirmiştir:
Rıza Tevfik:
Tarihler adını andığı zaman,
Sana hak verecek hey Koca Sultan,
Bizdik utanmadan iftira atan,
Asrın en siyasî Padişahına.
Süleyman Nazif:
Padişahım gelmemişken ya da biz,
İşte geldik senden istimdada biz,
Öldürürler başlasak feryada biz,
Hasret olduk eski istibdada biz.