Konya, gerek nüfusu gerekse yüzölçümü ile Türkiye'nin en büyük şehirleri arasında yer alıyor. Ancak gerek yönetim tarzı gerekse kültür itibariyle koca bir köy görünümünde!
Çağdaş gelişmeler yok değil. Ama büyük alışveriş merkezleri yapmakla, koca koca binalar dikmekle, parklar bahçeler yapmakla çağdaş olunmuyor. Çağdaşlık öncelikle kafada başlar.
Konya'mıza köyden göçenlerin sayısı hiç de az değil. Bunların bir kısmı şehir hayatına entegre olmuş, bir kısmı ise şehirde köylü gibi yaşamayı marifet zannederek hayatını idame ettirmeye çalışıyor. Bazısı zaruretten, bazısı ise cahillikten.
Köylü olmak ayıp değil. Tam tersine belki de övünülecek bir şey. Çünkü her ne kadar köylerimizde de pek çok olumsuzlar bulunsa da çok şükür şehirlerdeki kadar değil! Hırsızlığın yolsuzluğun en büyüğü şehirlerde yapılıyor. Tefecilik, kalpazanlık şehirlerde oluyor. Fuhuş şehirlerde yaygın! Suç oranları şehirlerde daha yüksek.
Bunlara bakarak köylülüğümüzle övünebilir hatta bunun için şükredebiliriz. Ama şehir hayatını seçmişsek şehirli olmak, şehirli gibi yaşamak zorundayız. Köylü olabiliriz ama şehirde yaşıyorsak köylü kalamayız.
Şehir kelimesinin Arapça'daki karşılığı Medine'dir. Medine'den dilimize geçen medenî kelimesi ise şehirli anlamına gelir. Medenînin zıddı bedevî olup, dağda ya da çölde yaşayan, şehirden uzak, toplu yaşamı bilmeyen insan demektir.
Medenî yani şehirli olmak, toplu yaşama uyum sağlamakla olur. Şehirli iseniz bir takım kurallara uymak zorundasınız. Kafanıza göre takılamazsınız. Dağda bağırarak türkü söyleyebilirsiniz ama bunu şehrin sokaklarında yapamazsınız. Gürültülü araç kullanamaz, istediğiniz gibi kornaya basamazsınız. Aracınızı dilediğiniz yere park edemez, yere çöp atamazsınız.
Şehirde yaşamanın daha pek çok kuralı ve beraberinde getirdiği yükümlülükleri vardır. Ama gelin görün ki Konya'da bunların çoğunu göremiyoruz. Güzel Konya'mızın güzel insanlarının pek çoğu köyde yaşar gibi hayatını devam ettiriyor. Üstelik yaptıkları davranışların çoğu yasak olduğu ve cezayı gerektirdiği halde kimse onlara ses çıkarmıyor. Yöneticiler bunları görmezden geliyor, göz yumuyor. Şikâyet etseniz de kimsenin umurunda olmuyor.
Neden mi?
Çünkü yöneticilerin de pek çoğu köylülükten kurtulamamış. Şehir hayatının ne demek olduğundan bîhaberler. Ayrıca vatandaşla uğraşıp oy kaybetmek de istemiyorlar.
Sakın bunlar her yerde var demeyin. Sui misal misal teşkil etmez.
İşte bir büyük şehirde olmaması gereken ama şehircilik ödülleri alan (!) Konya'mızda sıklıkla karşılaştığımız bazı köy manzaraları:
Yaz geliyor. Sokak düğünleri başlamak üzere! Sokak ortasına kocaman hoparlörler konur, sesi sonuna kadar açılır ve bed sesli sokak çalgıcılarının türkü diye söylediği garip şeyler (bunlara müzik bile diyemiyorum) yedi mahalleye dinletilir. Gece yarısına kadar gürültüden uyuyamazsınız. Sokaklar trafiğe kapatılır, kurusıkı silah seslerine gerçek silah sesleri karışır.
Düğün konvoyları yaz aylarımızın kâbusudur. Ne gönül rahatlığı ile trafiğe çıkabilirsiniz ne de hafta sonları evinizde kafa dinleyebilirsiniz. Konvoylar iki, bazen üç şeridi işgal ederek trafiği tıkar. Korna seslerinden evinizde oturamazsınız.
Seçimlerden önce bunlara bir de seçim konvoyları eklenir.
Esnaf, dükkânının önüne kafasına göre park yasağı tabelaları koyar. Devlet bunu seyreder.
Trafiğin yoğun olduğu yerlerde, park yasağına aldırış etmeden araçlar park edilir. Bu yetmezmiş gibi bazıları ikinci şeride yani yolun ortasına bırakır aracını. Sanki tarlaya park eder gibi. Birkaç gün önce Maliyenin önünde ikinci şeride park edenler yüzünden trafik tıkanmış, kuyruk Adalhan'ın önündeki kavşağa kadar uzamış, kavşak da bir süreliğine kilitlenmişti.
Sahi böyle durumlarda polis nerededir ya da ne yapar? Bu problemi çözmek çok mu zordur?
Sokak satıcıları da ayrı bir dert: Hanımlar overlokçu ayağınıza geldi! Halı kenarına yolluk kenarına paspas kenarına overlok çekilir, beş dakikada teslim edilir! Hoperlörden bağırarak yapılan satışlar herkesi rahatsız eder. Kabahatler kanununa göre ceza yazılması lâzım. Şikâyet edersiniz, kimse umursamaz.
Meram Yeni Yol ve Yaka Yolu başta olmak üzere geniş ve kalabalık caddelerde anormal bir hızla ve gürültü ile seyreden sürat motorları var. Sesi üç kilometre öteden duyulur. Bazı densizler gece gündüz demeden bağırtarak ve tehlikeli bir şekilde sürerler bu motorları. Hastane önlerinden bile gürültü ile geçerler. Üstelik çoğunun plâkası da yoktur. Ama trafik polisi görmez bunları.
Eviniz bir çocuk parkına yakın ise yandınız demektir. Sokak aralarına yapılan küçük parklar geceleri serseri yatağı haline gelir. Gürültü ve küfürlü konuşmaları işitmemek için balkona çıkmamanız hatta pencerenizi kapatmanız gerekir.
Başıboş dolaşan köpekler yüzünden sokağa çıkamazsınız. Şehir yerinde yine köy manzaraları!
Daha birçok olumsuzluk sayabiliriz. Fakat inanın bunların hepsi basit tedbirlerle kolayca çözülebilecek problemlerdir. Ama çözülemez. Çünkü yöneticiler için bunlar problem değildir. Onlar alışkındır bu tür manzaralara. Sizin de alışmanız gerekir.