Duraklamadan geçiyoruz birbirimizin hayat sokaklarından! Soluk almadan, bir köşe başında iki kelime etmeden! Herkes kendi yarasının acısında! İyi niyetler hayattan o kadar elini eteğini çekti ki, dünyaya madde penceresinden bakanların dostlukları da menfaatleri nispetinde!

Oysa bir kulun en büyük borcu, verilen ömrü en güzel şekilde değerlendirmek, beyhude geçirmemektir. İlây-ı Kelimetullah'ı dünyanın dört bir köşesine yaymak için savaşmış, kıtalar üzerinde at koşturmuş; Alparslan'ın, Osman Gazi'nin, Yavuz Selim'in torunları olan biz Türk gençlerinin ömrünü bir saniye dahi boşa geçirecek anı olmamalı!

Bir de dil ile cihat edenler vardır ki; yaratılış gayesine mazhar olmuş, nefsani arzulardan uzaklaşmış insan-ı Kamil! Çevresine maneviyat yayan! Kusur gören gözü kapatıp, güzellik gören gözü açan! Hayatın, yaşamanın farkına varıp, bunu hoşgörü denizinden yudum yudum içerek, tüm insanlara harf harf sunan!

Özlemenin bir adı yok ya da zamanı! Gönül bir yol çizer ve düşer yollara! Ne hoş bir güzergâhı vardır. Hafif adımlarla gönülden sevgi ile geçenlerin!

Hey gidi dünler hey! Ne güzellikler geldi geçti içinden! Hepsini apaçık sakladın zaman mirasında! Hele de bir Pir geçti ki şu faniden, dünyanın tozunu dumanını sevgiye katıp, hoşgörü ile eteklerini süpürerek! Damaklarımıza güzel sözleriyle bal çalarak, tadı damakta kalan güzel bir gönül dostu!

Umutsuzluk nedeniyle korkup kaçanlara; umudun, umutsuzluktan öte olduğunu anlatan bir hazret! Gönlüne kondurduğu yangını, aşk rüzgârıyla alevlendiren! Herkese ana şefkati gibi kucak açan, Mevlana Celâleddin! Bir alçak gönüllülük ile fısıldıyor, bayram coşkusu ve heyecanı ile onu dinleyen kulaklarıma kelimelerini;

“Ben Hz. Muhammed'in ayağının tozuyum. Biri benden bundan başkasını naklederse; ondan da bizarım, o sözden de bizarım, şikâyetçiyim! Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız. Bizim mezarımız ariflerin gönüllerindedir! Güneş olmak ve altın ışıklar halinde ummanlara ve çöllere saçılmak isterdim. Gece esen ve suçsuzların ahına karışan! Yüz rüzgârı olmak isterdim! Aklın varsa bir başka akılla dost ol da işlerini danışarak yap. Şu toprağa sevgiden başka tohum ekmeyiz. Şu tertemiz tarlaya başka bir tohum ekmeyiz biz! Hayatı sen aldıktan sonra ölmek, şeker gibi tatlı şeydir. Seninle olduktan sonra ölüm, tatlı candan da tatlıdır. Biz güzeliz, sen de güzelleş, beze kendini! Bizim huyumuzla huylan, bize alış başkalarına değil! Bir katre olma, kendini deniz haline getir. Mademki denizi özlüyorsun, katreliği yok et gitsin. Beri gel, beri! Daha da beri! Niceye şu yol vuruculuk? Mademki sen bensin, ben de senim! Niceye şu senlik, benlik! Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol!..”

Aş, yürü ve geç umutsuzluğu... Karanlık geçidin ötesinde, bir ışık bulacaksın. Ne kadar gereksiz şeyler biriktirdiğini göreceksin alıcı gözle bakınca! Sevdanın şafağı söktüğü zaman da muhabbeti ta gönülden okuyacaksın. 

İnsanlar koca bir umman! Dal içine ve yorulana kadar at onlarca kulaç! Sen ki dünyanın halifesi, ne kadar fazla kişiye dokunabilirsen o kadar abdalsın Hû'ya!

Kurmadığın her cümle için ruh kendine yeni bir ifade şekli arar. Her harf saf ipekle nakış nakış işlenir yüreğe! Bazen ise içinde biriken kelimelerin etrafı yangın yerine çevireceğini düşünüp, kilit vurmak gerekiyor dile! İçimde yan, küle çevir yüreğimi dercesine! Sonra o küllerle yeniden doğup uçardın Anka misali!

Mevlana ki küllerinden yeniden doğan yüce yürekli insan! Öğrenecek çok şeylerin olduğu gizli bir hazine! Olmayan ama her yerde bir ize sahip! İnsanların, onun sözlerinden oluşan ganimeti kapışmalarına rağmen tüm gelmiş geçmiş ve gelecek olanlara yeten iki kapak arasına gizlenmiş dünyanın en güzel incisi!

Öyle bir gıpta ki bendeki, ne söylesem Mevlana'ya kelimelerimin boynu bükük... Saygı ile tek tek işliyorum kâğıdıma harfleri... Her harf sema ediyor aşkın etrafında! Sükûn ile haykırıyor cümlelerim! Fena bir gurbette vuslata özlem ile kavruluyorum. Kullar içinde gel de bir gör şu halimi! Şeb-i Arûs'a adım adım ilerliyorum!

Geçmiş olduğumuz Mevlid Kandiliniz de mübarek olsun. Ülkemizin selâmeti ile!