Bize rejimini ihraç etmeye çalışıyor diye İran'a sırtımızı döndüğümüz yıllarda Dışişleri Bakanımız İsmail Cem, Yunan Dışişleri Bakanı Papandreu ile karşılıklı sirtaki oynuyor, sanatçılarımız Yunan şarkıcılarla karşılıklı düet yapıyordu. Oysa İran ile ticari ilişkilerini geliştirmek Türkiye'nin yararına olacaktı. Özellikle bu ülkede neredeyse bizim gibi Türkçe konuşan milyonlarca Azerbaycan Türkünün olduğunu düşünürseniz İran'a sırtımızı dönmek kadar anlamsız ve yanlış bir politika olamazdı.
O yıllarda Türkiye'nin İran Politikasını çok tenkit eden birisi olarak AKP hükümetinin İran ile yakınlaşma ve dostluk politikasını elbette ki fevkalâde olumlu bir gelişme olarak değerlendirmiş, takdir etmiştim.
Ne yazık ki bu dostluk uzun ömürlü olmadı. Kısa sürede eski günleri arar hale geldik.
Sayın Dışişleri Bakanının komşularla sıfır sorun politikası ve bu çerçevede bazı ülkelerle vizelerin karşılıklı olarak kaldırılması rüya gibi bir şeydi.
Maalesef sıfır sorun politikası da iflas etti.
Mısırdaki darbeden sonra en sert tepkiyi biz gösterdik. Darbecilere en ağır lâfları biz söyledik. Bu görüntüye bakılırsa darbeci hükümeti hiç tanımayacak gibiydik. Ama Sisi düzmece bir seçimle Cumhurbaşkanı olunca, Cumhurbaşkanımız tebrik mesajı gönderdi.
Sayın Başbakan'ın Suriye ile geliştirdiği dostluk ve işbirliği her türlü takdirin üzerindeydi.
Gelin görün ki şu anda Suriye ile kanlı bıçaklı düşmanız.
Irak'ta merkezi hükümeti karşımıza aldık, bölgesel Kürt yönetimi ile flört etmeye başladık. Yani Devlet olarak fiilen Bölgesel Kürt Yönetimini kabul ettik.
Gelinen noktada Bölgesel Kürt Yönetiminin de akıbeti belli değil.
Hafife aldığımız Esed sandığımızdan daha dişli çıktı. Postu deldirmemekle kalmadı bir de başımıza IŞİD belası sardı. Öyle bir bela ki neresinden tutacağımız belli değil.
IŞİD bir mezhep savaşı yürütüyor. Ortadoğu'da oynanabilecek en tehlikeli oyun. İslam alemini bölmenin en kolay ama en tehlikeli yolu.
Mezhep savaşını kimlerin kışkırttığı ortada. Ama bizim pozisyonumuz belli değil. Bir tarafta karşımıza aldığımız Irak Merkezi hükümeti; karşısında tehlikeli bir radikal örgüt. Merkezi hükümetin yanında mı olacağız, IŞİD'imi destekleyeceğiz yoksa tarafsız mı kalacağız?
Bir tarafta IŞİD, diğer tarafta KCK ve PKK. Bizim pozisyonumuz ne olacak?
Bir tarafta IŞİD diğer tarafta Musul'da yaşayan Türkmenler. Nasıl bir tavır takınacağız?
Bir tarafta Barzani ve Bölgesel Kürt Yönetimi, diğer tarafta bu yönetimin işgal ettiği Kerkük ve orada yaşayan Türkmenler? Biz kimin yanında yer alacağız? Yoksa olana bitene seyirci mi kalacağız?
IŞİD Musul'daki konsolosluğumuzu bastı, görevlileri ve yakınları rehin aldı. Dışişleri Bakanımız her zaman olduğu gibi sabrımızı test etmeye kalkmayın dedi. Test ederlerse ne olur? Savaş mı açarız? Operasyon mu yaparız?
Övünerek anlattığımız açık kapı politikası sayesinde Türkiye'ye bir milyon Suriyeli geldi. Her vilayetimizde binlerce Suriyeli var. Bunlardan kaçı PKK'lı kaçı KCK'lı kaçı IŞİD militanı kim biliyor?
IŞİD'e yapacağımız bir operasyonun Türkiye'yi kan gölüne çevirmeyeceğinin garantisini kim verebilir?
İç politikada bağırıp çağırarak nutuk irad etmek seçmenin hoşuna gidebilir; ciddi bir oy artışı sağlayabilir. Ama dış politikada bunun bir karşılığı yok. Kimse sizin tehditlerinize aldırış etmez. Üstelik bu tehditlerin arkası gelmemişse alay konusu bile olursunuz.
Sözün özü, hükümetin Ortadoğu politikaları iflas etti, karmakarışık oldu, içinden çıkılmaz bir hal aldı.
Ekonomik krizler atlatılır. Doğal felaketlerin yaraları sarılır. Ama dış politikada yapılan hataların affı ve telafisi kolay kolay mümkün değildir. Sultan Abdülhamid'i tahttan indiren İttihat ve Terakkiciler dış politikada yaptıkları hataların bedelini Osmanlıya çok ağır ödettiler. Koskoca imparatorluğu on yıl içinde tasfiye ettiler.
İnşallah sonumuz onlara benzemez.