Güneş, Ay, yıldızlar...
Kendisiyle aynı saffa durup, her gece ve gündüz, insicam içinde, Yaradan'a ram olmuş dostlarıdır İbrahim'in. Her türlü şirkten uzak, damıtılmış imanla, içine daldığı Nemrud sistemi ve karşısına çıktığı devlet aklı O'nu nasıl bağrına basabilirdi ki! İbrahim'in
mağarada imbiklenmiş ruhu, medeniyet şehrinin keşmekeşi içinde, kula kulluğu vacip gören katmer katmer şirki nasıl farketmezdi! İnsanlardan ihtiyaç gidermemiş, korku nedir bilmez mizacı Nemrud'un nesinden çekinecekti ki!
O, kibirli bir Rezzak edasıyla: "yemek yediğin kaba pisleme!" diye sopa sallarken, minnetsizce: "Beni yediren içeren, beni yaratan Rabbimdir" diyordu.
O: "Hastalandığında benim hastaneme gelme, sağlık sistemimden faydalandırmam" dediğinde; "Hastalandığımda bana Rabbim şifa verir." diyordu.
Ölüm ile tehdit ettiğinde :"Öldüren de dirilten de Rabbimdir", "Allah bana yeter, O en güzel vekildir" diyordu. Benim Rabbim Güneşi doğudan doldurup batıdan batırıyor. Sen tersini yap da görelim!" diye Zamanın Reisine, densizce(!) bir teklifte bulununca, Nemrut apışıp kalıyordu.
Aynı Güneş, aynı Ay, aynı yıldızlar. Nemrut sisteminde kullanışlı ilahlardı. Nemrut ve halkı, Güneş, Ay ve yıldızlarla, aynı yaradanın huzurunda ram olma insicamını parçalamak olan, kulu kulluğundan, ilahı ilahlığından eden haksızlığı, en büyük zulmü, şirki, normalleştirmiş bulanık akıllardı. Bu bulanıklığa katlanamazdı İbrahim, kabullenemezdi bu belirsizliği berrak aklından müteşekkil kalbi.
Azer (Azûr-işini sağlam yapan, güçlü) devlet aklına güvenen ve hizmet eden bir teknotrat olarak nasihat etti: " Yapma böyle! Medeniyetten uzak bir kuytuda büyümüş sen, bin yıllık devlet aklından daha iyi mi bileceksin hakkı bâtılı! Yakarlar seni!"
İbrahim -merhametli baba-, babasına da densizce(!) nasihatlerde bulundu, "yolun yol değil babacığım, doğrusu şudur" dedi. Mağaranın emzirip büyüttüğü, yalnızlıkla ve insanlardan başka Allahın kulları olan göklerde ve yerde olanlarla da barışık, tek başına koca bir ümmet olan, içinde bulunduğumuz zamanın psikoloji bilmine göre belki bir tür sosyopat. Seçe seçe O'nu seçmişti alemlerin ,göklerin ve yerin yaratıcısı! Kitaplarında öve öve bitirememişti. Üstelik; "O'nun Milletine (dinine) uyun!" diye de tembihlemişti kullarını. Akıllı başlı, tecrübeli, siyasetli, donanımlı, kültürlü, varlıklı, güçlü... kullar varken.
E akılsa O'nda, hikmetse O'nda, güçse O'nda, varlıksa O'nda, yetkiyse O'nda... O'nun kullarında aradığı ise İbrahim'de vardı.
Yanmadı İbrahim, devlet aklından anlamaz, basit gerçeklik algısının, Yaradan'ının dostluğuna uzanan pozitif ayrımcılığı sayesinde. Yanabilirdi de dünya ateşinde, umurunda olmazdı. Bugün Gazze'de binlerce İbrahim'in yandığı gibi. Ama güçlü, işini sağlam tutan Azerler'de, Nemrutlar'da, Firavunlar, Hamanlar, Karunlar, Bel'amlar da sonsuz ateşler de yanıyorlar. Adlarını hayırla yadeden yok. Devlet aklından, uluslararası dengelerden, milli menfaatlerden... anlamaz İbrahim'in, ve hatta ailesinin adı ise kıyamete kadar hayırla yadedilecek. Bir Aksa Tufanı kopararak,
İbrahim anlaşmaları denen melanete, müsade etmeyecek kadar vefakar dostlukla, onun milletine uyanları, Muhammed'inin diliyle "taife-i mansûra" (yardım olunan gurup) olarak tarif edecekti Rabbi.
Amerika ile birlikte İsrail'in ve dünya halklarının dizginlerini elinde tutan tüm müstekbirler yenildiler. Bunu göremeyenler, bu kokuşmuş sistemlerin aklını kutsamaya devam etseler de, 7 Ekim'de kırılan fay hattı, artçılarıyla, tarih boyunca şirki ve hıyaneti perdeleyen, hak kılıfına bürünmüş tüm sistemleri, adı anılmaya değmez ibretlikler çöplüğüne atacak. Onlara nasıl da yardım edildiğini göremeyen soykırım perdesine takılıp kalmış gözler ile, dünya sevgisi ve ölüm korkusu demek olan vehn; 'devlet aklı' kibri altında, İbrahimlerin duru aklını mahkum etseler de insanın kaderiyle beraber tarihin kaderini de yazan Allah, iyi rol üstlenenleri yardımıyla, zafere ulaştıracak.
"Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Ne babanın evladına ne de evladın babasına herhangi bir fayda sağlayamayacağı (ve herkesin kendi canının derdine düşeceği o dehşetli) günden korkun! Şüphesiz Allah’ın (hesaba çekme) vaadi haktır. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. O (her türden) aldatıcı da sizi Allah hakkında (hıyanet ve rezaletlerinize dini fetvalar üretmekle) aldatmasın."
(Lokman Suresi, 33.Ayet )