Yazımızın başlığındaki cümleyi Dr. İhsan Şenocak hocası Konya’nın yetiştirdiği büyük âlim Mehmet Savaş Hoca Efendi için kullanmıştır. Bu taltif, takdir, ihtiram ifadesi, aynı zamanda hocanın büyüklüğünün tescili ve tespitidir. Dr. İhsan Şenocak bu sıcak, içten ifadesi ile Mehmet Savaş Hoca’nın talebesi olmanın nasıl bir özellik, güzellik, ayrıcalık ve şükür vesilesi olduğunu da dile getirmiştir.
Her ne kadar Savaş Hoca : “Beni medh-ü sena etmeyin. Fatiha okuyun ”sözleriyle mütevazılığını, mahviyetini ve bir âlimde bulunması gereken olgunluğu ortaya koymuşsa da, o “bu benim hocam” övgüsünü fazlasıyla hak eden birisidir.
Eğitimde yıllarca öğretmen olarak hizmet etmiş bir kişi olarak başlıktaki cümle beni derinden etkiledi.
Acaba, bu fakir de içinde olmak üzere görev yapan veya emekli olan meslektaşlarımızdan kaçımız bu övgüye mazhar olduk, olabiliyoruz ve hayırla anılıyoruz?
Günümüzde herkes eğitimden şikâyet ediyor. Öğrencilerden dert yanıyor.
Ama bizler öğretmen olarak, “bu benim hocam “dedirtebilmek için ne yaptık?
Bu hususta neler yapmalıyız? Nasıl bir hoca olmalıyız? Bu işin püf noktası nelerdir?
Öncelikle gençlerimizi sırtımızdan atılacak bir yük değil olarak görenlerden değil, geleceğimize ve ahirete bir yatırım aracı olarak görenlerden olmalıyız.
Tıpkı Lokman (a.s)’ın oğluna hitap ettiği gibi ( “ey yavrucuğum” ) onlara, şefkat ve merhametle, sevgi ile samimiyetle hitap ederek, gönül tellerini titretmeliyiz.
İşimizi aşkla yapmalıyız. “Ah” etmemeliyiz. Bela ve güçlüklere sabırla göğüs germeliyiz.
Çünkü:“ "Bağbân bir gül içün bin hâre hizmetkâr olur."(Bahçıvan bir gül için bin dikene hizmet eder,katlanır)
Bir beyitte de konu şöyle dile getirilmiştir:
“Âşıkım dersen, belây-ı aşktan âh eyleme
Âh edüp ağyârı, esrârından âgâh eyleme!”
(Fuzuli)
Çağın çağrısına cevap verecek bir birikimle aşkın (ulvi) değerleri nirengi noktası kabul ederek, öğrencilerimizin ruhundaki açlığı doyuracak, kalbindeki boşluğu dolduracak bir donanımla yola çıkarsak yolumuz açılacaktır
Yine mesleğimizde yetkin ve etkin olabilirsek, yetişen öğrencilerimiz sıradan olmayacaktır.
Talebelerimiz bizim derslerimizi Allah’ın ihsan ettiği bir konaklama mekanı olarak görür, bizi de Necid çöllerinde yetişen güzel kokusu ile insanları büyüleyen “arâr”çiçeği gibi bilirse gözümüz aydın.
Arâr çiçeği ile ilgili kaynaklarda yer alan bir beyit de bu gerçek şöyle dile getirilmiş:
” Mevsiminde, Necit’te “arâr” çiçeğini kokla. Yatsı sonrası kervan gidecek, bir daha arar çiçeği bulamazsın”
Diğer taraftan öğrencilerimize karşı mabette Hz. Meryem’in nadide bir çiçek gibi yetişmesi için gece gündüz nöbet tutan Hz. Zekeriya (a.s)’ın duyarlığında ve sorumluluğunda olursak yol açık olacaktır.
Yine Yakup (a.s)’ın oğlu Yusuf ( a.s) ve kardeşleri için aldığı tedbirler gibi öğrencilerimizi çağın ayartıcılarına kapılmamalar, haz ve hızın esiri olmamaları konusunda elimizden geleni yaparsak vazifemizi yapmış oluruz.
Kul tedbir eder, Allah takdir eder.
“Bu Benim Hocam” ,”Bu Benim Babam”, Bu Benim Öğrencim”, Bu Benim Ailem”, “Bu Benim Kardeşim” denilenlerden olma niyazıyla…
Selam ve dua ile..