YOK MU KARANLIK GECELERİN NURLU SABAHI

Allah'ın hürmet ettiği haram ayların ilki Muharrem ayına girdik, ancak gerek milletimizin gerekse İslam Âlemi'nin başından bela ve musibetler hiç eksilmediği gibi daha da çoğaldı.  Kobani eylemleri ile birçok insanımız öldürüldü, işyerleri ve araçlar ateşe verildi. Arkasından dört vatan evladını şehit verdik, ardından Karaman Ermenek'teki maden ocağında on sekiz işçi kardeşimiz göçük altında kaldı. Daha sonra acı haber Konya-Akşehir'den geldi. Tarım işçilerini taşıyan otobüs devrilmiş on yedi kardeşimiz ölmüştü.  Beşar Esed zaliminin bir okulu hedef alıp masum öğrencilerin üzerine bomba yağdırması ve son olarak İsrail'in Mescid-i Aksa'yı Müslümanların girişine yasaklaması; artık onur ve izzetine namusumuza ve harim-i ismetimize yapılan son alçakça saldırı bizi yeniden nerede yanlış yaptığımızı sorgulamamız gerektiğini öğretti. Ülkemizin etrafı ateş çemberine alınmış olması Suriye'de, Mısır'da hâlâ firavunların kol geziyor olması, onurumuza dokunuyor. Buna kafa yoruyor ve tek çıkışın Rabbimize yönelmek olduğunu görüyor ve aklımıza Mehmet Akif'in şu mısraları geliyor:

Yâ Râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı? 
Mahşerde mi bîçârelerin, yoksa felâhı! 

Oysaki Ümmet-i Muhammed sadece Müslümanların değil tüm insanlığın umuduydu. Ne oldu bizlere, biz nasıl bu hale geldik.  Merhamet dağıtanlardık; merhamet dilenenler olduk,  korkak ve pısırık olduk.  Şu ana kadar İsrail öldürmedik adam bırakmadı, çocukları kadınları katletti. Niye İslam Âlemi'nin sesi çıkmıyor. Oysaki Arif Nihat ASYA'nın ifadesiyle

 “İki dünyada aziz ümmet;

 Muhammed ümmetiydi.”

İzzetin kaynağı olan Yüce Rabbimiz bildiriyordu: “İzzet (güç, onur ve üstünlük) Allah'ın, O'nun Resûlü'nün ve mü'minlerindir.” (Münafıkun, 8)

Biz onur ve izzeti taşıyamadığımız için Allah'ın yardımından mahrum kaldık. Kur'a'ndan yüz çevirdiğimiz için bu duruma düştük. Ümmet kelimesi “ana” ile aynı anlama gelir ana ve önder evlatlarını bağrına basan toplum anlamına gelen Ümmeti Muhammed son bir asırdır büyük savruluşlar yaşadı. Öksüz kaldı, sahipsiz kaldı. Bu davayı omuzlayan yiğitlerini kaybetti. Al-i İmran Suresi 110. ayette; “Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; insanlara iyiliği emredersiniz, kötülükten sakındırırsınız ve Allah'a inanırsınız. Kitap ehli de inansaydı hayırlı olurdu kendilerine. Onlardan inananlar da var, fakat çoğu dinden çıkmıştır.” buyurulmaktadır. Ama iyiliği emredip kötülükten sakındırma, sabrı ve hakkı tavsiye etme görevini yapmadığımız için “çıkarılmış en hayırlı ümmet” vasfımızı kaybettik. Biz Rabbimize tövbe edip O'na dönmemiz gerekiyor. O'nun sadık dostu olursak Rabbimiz kalbimize cesaret ve güç kuvvet verecek düşmanlarımızın kalbine de korku salacaktır.

 İsrail askerleri 1969'da Mescid-i Aksa'da büyük bir yangına sebep olduklarında dönemin İsrail Başbakanı Golda Meir şunları söylüyor,
“O gece sabaha kadar korkudan uyuyamadım. Zannediyordum ki Müslümanlar dört bir taraftan İsrail'e girecekler.
(Çünkü Mescid-i Aksa, Müslümanlar için Kabe'den sonra gelirdi) Lakin sabah oldu ve korkulan olmadı.
İşte o zaman idrak ettim ki,
Biz dilediğimizi yapabiliriz, zira bu ümmet uyuyan bir ümmettir!”

Yaşadığımız izzetsizlik,Yahudinin başarısı değil  ümmetin sessizliği, Müslümanların suskunluğu, Mescid-i “Aksa'yı gördüm düşümde Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu”diyen Merhum Mehmet Akif İNAN Mescidi Aksa'nın ötelerden bize ne fısıldadığını şöyle dile getirmiştir:

“Gözlerim yollarda bekler dururum 
Nerde kardeşlerim diyordu bir ses 
İlk Kıblesi benim ulu Nebi'nin 
Unuttu mu bunu acaba herkes.”

Evet, ağlayan Mescidi Aksa'yı çoktan unuttuk, birbirimize düştük, birbirimizin kuyusuna kazar olduk, birbirimizle kavgalar ettik. Oysa Allah Müslümanları görevlerini yapmadıkları takdirde ajandasından silebileceğini bildiriyordu: “Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Allah, sevdiği ve kendisini seven müminlere karşı alçak gönüllü (şefkatli), kâfirlere karşı onurlu ve zorlu bir toplum getirecektir. (Bunlar) Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar (hiçbir kimsenin kınamasına aldırmazlar). Bu, Allah'ın, dilediğine verdiği lütfudur. Allah'ın lütfu ve ilmi geniştir.”(Maide 54) Sizler Ey Müslümanlar Allah'ın vazgeçilmezleri değilsiniz, eğer Müslümanlığın gereğini yapamazsanız Allah bu görevi yapacak bir ümmet yaratacaktır. İşte Allah'ın himayesine girip O'nun sadık dostu olmanın kriterleri: Müslümanlara karşı şefkatli, Kâfirlere karşı izzetli olabilmek, Allah yolunda cihad edebilmek, hiçbir kınayanın kınamasından korkmamak. Eğer böyle olursak önce Allah bizi sevecek, İbrahim'i Nemrud'un ateşinden kurtaran, Musa'yı Firavun'un zulmünden selamate çıkaran Hz. Muhammed Mustafa (Sav)'yı Sevr'de düşmandan koruyan Allah Biz Ümmeti Muhammedi de kâfirlerin tasallutundan kurtaracaktır. Umudumuzu kesmeyelim.