Gecenin sessizliğini yaran tek şey, toprağın derinliklerinden yükselen o eski ses…
Bir sabırsızlık, bir özleyiş, bir yakarıştır bu: “Ya Rabbi, rahmetini gönder.”

Toprak susadı. Ağaçların yaprakları ağırlaştı. Gökyüzü bulutları ararken insanlar yüzünü semaya kaldırdı.

Her sene aynı mevsimde yaşadığımız bu bekleyiş, aslında sadece yağmurun değil; rahmetin, huzurun, dirilişin bekleyişidir. İnsan, yağmurla yeniden hayat bulur, kalp yağmurla yeniden yumuşar. Kuruyan dallar nasıl bir damla suyla canlanırsa, sinesi daralan gönül de ilahî bir rahmetle genişler.

İnsanın hayatında, yağmuru beklemekle aynı sabrı gerektiren anlar vardır.
Duaların geciktiği günler… Gönlün sıkıştığı saatler… Tabloların karardığı dönemler…

Rabbimiz bazen yağmuru geciktirir; ama hiçbir duayı cevapsız bırakmaz. Bazı rahmetler gecikmez aslında, bizim hazır olmamızı bekler. Toprağa zaman gerekirdi; kirinden arınsın, gevşesin, kabul hâline gelsin diye… Gönüllerimiz de böyle değil midir? Kimi zaman yağmura değil, yağmuru karşılayacak bir küllî teslimiyete ihtiyaç duyarız.

Yağmur, Allah’ın kullarına gösterdiği en ince merhamet dillerinden biridir.
Düşün: Gözle bile tutamadığımız bir damla, koskoca bir vadinin kaderini değiştirir.
Bir çocuğun ekmeği, bir annenin duası, bir mazlumun umudu olur.

Rahmetin sesi gökten inmez; daha önce insanın içinden yükselir. Çünkü hakikat şudur:

Yağmurun gelişi gökten, rahmetin gelişi kalpten başlar.

Eskiler yağmur duasına çıktığında önce kendilerine bakarlarmış. “Biz nerede eksildik?” diye sorarlarmış. Yağmurun gecikmesinden değil; rahmeti ağırlayacak hâlin kalbimizden göçmesinden korkarlarmış. Belki de bugün yağmuru beklerken esas beklenen şey;
bir kırık kalbin onarılması, bir kul hakkının ödenmesi, bir yetimin gönlünün alınması, bir annenin duasının hatırlanmasıdır.

Çünkü kulun kalbi temizlenince, gökyüzü de berraklaşır.

Bir yağmur damlası, toprağa sessizce düştüğünde hiçbir şeyin eskisi gibi kalmadığını anlarız.
Toprak kokar… Huzur yayılır… İnsan içten içe bir teslimiyet hisseder.

Belki de yağmurun en güzel tarafı, gökten su indirirken yerden şükür yükseltmesidir. Yağmur insana, dünyada hiçbir damlanın heba edilmediğini, Allah’ın her şeyi hikmetle var ettiğini hatırlatır.

Bekleyiş uzasa bile, her gecikmenin içinde ince bir imtihan vardır. Zira rahmetin kıymeti, onu ne kadar beklediğimizle ölçülür. Sabırla beklenen şey, kulun gönlünde ayrı bir yer bulur.

Şimdi semaya bakan herkes aynı duayı mırıldanıyor: “Allah’ım, rahmet kapılarını aç.”Belki birkaç damla… Belki saatlerce süren bereket…
Belki sadece kalbimize yağan bir huzur… Ama muhakkak bir rahmet gelecektir. Çünkü “rahmet” gecikmez; insanın gönlü ona geç açılır. Ve insan, beklemeyi öğrendiği ölçüde olgunlaşır.

Yağmur gelir… Toprak dirilir… Kalpler genişler… Dua göğe ulaşır…

Ve insan, her damlada yeniden hatırlar:
Rahmeti gönderenin kudreti sonsuzdur; bize düşen sadece yüzümüzü O’na çevirmektir.