Atalarımız ne güzel söylemiş, üzerine ciltlerce kitap yazılacak bir hakikati tek cümleye sığdırmışlar: "Üslûb-u beyan, aynıyla insan." Yani insanın konuşma tarzı, kişiliğinin aynasıdır. İnsan, testisinde ne varsa onu dışarı sızdırır; kalbinde ne biriktirdiyse diliyle onu ikram eder.

Bugün toplumsal hayatımızda en derin yaraları maalesef "dil" ile açıyoruz. Nice yuvalar bir söz yüzünden yıkılıyor, kadim dostluklar bir üslup hatasıyla son buluyor. Hatta bazen atılan taş değil, "gül" bile incitiyor insanı. Çünkü güzel bir söze sahip olabilmek için önce yanık bir öze, sonra da ciddi bir nefis terbiyesine ihtiyaç var.

Geçtiğimiz günlerde şahit olduğum bir olay, bu durumu ne kadar acı bir şekilde özetliyor: Öğle namazı vakti, farz için ikamet getirilmek üzere. Arka saftaki bir beyefendi, önündeki kişiye yüksek sesle bağırmaya başladı. Sebebi ise öndeki şahsın secdeye giderken pantolonunun bel kısmının açılmasıydı. Azarlayan kişi, uyarısını öyle kaba ve rencide edici bir tonda yapıyordu ki; tüm cemaat bu üsluptan muzdarip olduk. Sonunda azarlanan kişi dayanamadı ve camiyi terk etti.

Şimdi sormak gerek: Bir hata böyle mi düzeltilir? Kaş yaparken göz çıkarmak, bir insanı camiden ve cemaatten soğutmak ne büyük bir vebaldir!

Aynı kaba üslup bugün dijital dünyada da kol geziyor. İnsanlar "dijital kalelerine" çekilip, sosyal medya hesaplarından birbirlerinin kalbine kurşun sıkar gibi klavye tuşlarına basıyorlar. Oysa sözümüzün "ağılı aş" (zehirli yemek) değil de "bal" olmasını istiyorsak, rotamızı Kur’an’ın ahlak haritasına kırmalıyız.

Kur’an-ı Kerim’in "Ahlak Suresi" olarak de bilinen Hucurât Suresi, bize bu konuda yedi temel barikat kurar:

  • Alay etme, kimseyi küçük görme.
  • Karalama, onur kırma.
  • Lakap takma, etiketleme.
  • Suizan etme, kanıtsız yargılama.
  • Tecessüs yapma, gizli halleri araştırma.
  • Gıybet etme, gıybeti "ölü kardeşinin etini yemek" gibi gör.
  • Sorgula, önüne düşen her habere hemen inanma!

Rabbimiz bize sadece neyi yapmamamız gerektiğini değil, sözün estetiğini de öğretir. Herkese karşı Kavl-i Hasen (güzel söz), hakikati söylerken Kavl-i Sedid (sağlam söz), hatayı düzeltirken Kavl-i Leyyin (yumuşak söz), anne-babaya Kavl-i Kerim (cömertçe söz) ve darda kalana Kavl-i Meysur (rahatlatıcı söz) söylemek mümin duruşunun gereğidir.

Unutmayalım ki; irşat dili öfke dili olamaz. Doğru bir mesaj, yanlış bir üslupla (münkerle) anlatılamaz. Bizler, toprağa bile "yumuşak" basmakla emrolunmuş bir ümmetin çocuklarıyız. İnsanların kalbine giden yol, ancak merhametle döşenmiş bir dilden geçer.

Selam ve dua ile…