İbni Abbas radıyallahu anhüma, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemi şöyle buyururken işittim demiştir: Hangi müslümanın cenazesinde Allah’a şirk koşmamış kırk kişi hazır bulunup namazını kılarsa, Allah, onların ölü hakkındaki şefaatini mutlaka kabul eder. (Müslim, Cenaiz 59)

            Kadın olsun erkek olsun müslümanlar için ümitli olmayı gerektiren birçok müjdeli haberden biri de bu hadisi şeriftir. Cenaze namazına iştirak edecek kırk kişilik bir müslüman grubunun şehadet ve şefaatları Allah tarafından kabul edilmek suretiyle her müslümanın affedilme şansı bulunmaktadır. Hadiste geçen kırk rakamı vazgeçilmez bir sayıyı göstermemektedir. Zira bir başka hadiste (Müslim, Cenaiz 58) yüz kişi denilirken, diğer bir rivayette de üç saflık bir cemaatın bulunması yeterli görülmektedir. Öte yandan müslümanların yoğun olmadığı belde ve yörelerde hiç şüphesiz daha az sayıda müslümanın şehadet ve şefaatı da geçerli olacaktır. Bu duruma göre önemli olan sayı değil, cenaze namazına iştirak edecek olanların Allah’a şirk koşmamış halis müslümanlar olmasıdır. Belki kelime-i şehadeti ya da Fatiha’yı okumasını bile bilmeyen kalabalık yığınların, cenaze namazı kılınırken kıyıda köşede bekleşmek suretiyle katıldığı nice cenazeler vardır. Yine sessiz sakin üç beş Allah kulunun taşıyıp defnettiği cenazeler vardır.

Burada bizi ilgilendiren hadisteki ümit unsurudur.  O da, her müslümanın ölümünde, arkasından kendisi için af dileyecek iyi müslümanların bulunması halinde, onların dualarını Allah’ın kabul edeceği gerçeğidir. İyi insanları dost edinmenin, bir mümine sağlayacağı bu imkan küçük görülmemelidir. Allah Teala kullarının dua ve niyazlarını kabul eder. Ölmüş bir müslüman hakkında yapılacak dualar makbüldür, onun bağışlanmasına vesile olur. Arkasında kendisine dua edecek dostları olan kimselerin, bağışlanma ümidi içinde olmaları pek tabiidir.  Şirk koşmamış olmak, bir başkasına şefaat için ön ve temel şarttır.