Her eğitim-öğretim döneminde olduğu gibi okullarda ticari hareketlilik yine başladı.

Asli görevi eğitmek ve öğretmek olan okullar adeta ticarethaneye dönüşüyor!

Ticarethaneye dönüşmesindeki en büyük etken ise okul yöneticileri.

Öğrencilerle ilgili her durumdan kendilerine veya yandaşlarına pay çıkarmanın içine giriyorlar.

Tüm okul yöneticileri mi bunu yapıyor? Derseniz; büyük bölümü böyle!

Kimse de bunu inkar edemez, görünen köy de kılavuz istemez.

Bunu bir kaç örnekle açıklayalım.

Okullar servislerini örnek alalım. Servis şirketleri okulları kapmak için en uygun fiyatı vermenin derdine düşerken, okul yöneticileri de ben bu işten ne kazanırım derdi içindeler.

Bugünlerde okul aile birlikleri servislerde görüşmeye başladı.

Yetkisi olmadığı halde okul idarecileri de görüşmelerin için de.

Bazı okul müdürlerinin servis şirketleri ile pazarlık yaptığı ileri sürülüyor.

İddialar doğru ise pazarlıklarda; "yok okulu boyatacaksın. yok şu kadar bin lira para vereceksin" gibi el altından rüşvet istercesine konuşmaların geçtiği ifade ediliyor.

Şurası bir gerçek ki ateş olmayan yerden duman çıkmaz.

Onun için Valilik ve Milli Eğitim Müdürlüğü kendilerine bu tip iddialar geliyorsa gereğini yapmalıdır. Aksi takdirde öğrenciler, ver parayı al servisçiliği rantı içinde mağdur edilecektir.

Bu mağduriyete ne okul  idarecilerin ne de mülkü amirlerin hakkı vardır...

Okullarda bir değer ticaret ise yayıncılar üzerinden sağlanan kazanç.

Devlet öğrencilere ihtiyacı olan tüm kitabı ücretsiz veriyor. Fakat buna rağmen gerek öğretmenler gerekse okul idarecileri yardımcı kitap altında belli yayınların kitaplarını zorla öğrencilere satıyor.

Şart dahi koşuyorlar; "kitap alınmazsa sınıfı geçemezsiniz, notun düşük gelir!"

Bu durumla her yıl karşılaşıyoruz. Fakat yeterli önlem alınmadığı için yandaş kitaplar okullarda satılmaya devam ediyor. Parası olan alıyor, parası olmayan ise devletin kitabıyla yetiniyor.

Yardımcı ders kitaplarının okullarda satışa sunulması doğru mu?

Değil. Devlet, müfredat kapsamında tüm kitapları öğrencilere veriyor. İçeriği iyi olmaya bilir ama müfredat o kitaplar da var.

Bu kitaplar neye göre satılıyor ve yayınevleri okullara niçin sokuluyor?

Bunu ne veliler ne de öğrenciler biliyor. Öğrenci, "Şu kitap alınacakmış" diyor ebeveyn de alıyor.

Tüm veliler her yıl kitap sorunu yaşarken Milli Eğitim Müdürlüğü'nün satışları engelleyememesi ise ayrı bir sorun. Belki de engelliyordur ama sorunun çözülmediği sürece yapılanlar pek anlam ifade etmeyecektir. Umarım bu yıl ek kitap satışlarıyla karşılaşmayız...

Okul aile birlikleri de tam bir para toplama makinesine dönmüş durumda.

"Okula şu alınacak, şu yapılacak..." gibi ifadelerle velilerden istedikçe istiyorlar.

Veli sert çıktığında ise cevapları da hazır; "Çocuğunu gönderme o zaman okula."

Birliklerde ukalalık diz boyu çünkü böyle durumla benim gibi onlarca kişi karşılaşmıştır.

Okul idarecilerden daha çok okulu düşünüyorlar diyeceğim ama onların bu hareketlerinde idarecilerin de payı büyük.

Velilerle muhatap olmamak için birlikler aracılığı ile para koparmanın derdindeler.

Sorunlarla gündeme gelen okul aile birlikleri artık lağvedilmelidir. Okula kattıkları bir şey olmadığı gibi huzuru da kaçırıyorlar.

Diğer yandan devlet kurumunda ikililik olamaz. Okulu idare eden müdür ve müdür yardımcılarımıdır yoksa okul aile birliği mi?

Yetkililer bu konuyu biraz düşense iyi olacak gibi...

Okulları ticarethaneye dönüştüren bu uygulamalar sadece öne çıkanlar. Perdenin arkasında okula kayıt yaptırırken alınan destek paraları gibi kazanç da var!

Sözün kısası okullar ticarethane yuvası olmaktan çıkarılıp, tam anlamıyla eğitim yuvalarına dönüşmelidir. Öğrencilerde yolunacak tavuk değil, geleceğin Türkiye'sini kuracak olan bireyler olarak düşünülmelidir.

Aksi takdirde okullar değerlerini yitirecektir...