Ülkemizin gündemi son günlerde, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın görevi bırakması ve bundan sonra ekonominin gidişatının ne olacağı oldu.

Yeni Hazine ve Maliye Bakanının atanması ve Merkez Bankası Başkanın değişmesiyle birlikte nasıl bir ekonomi politikası takip edilecek konularını vatandaşlar olarak hepimiz tartışmaya başladık.

Gerek ekonomi gerekse pandemi sürecinde iyi gitmeyen ekonomi, dövizin yükselişiyle birlikte TL’nin değerinin düşmesi hepimizin dikkatle takip ettiği konular oldu.

Döviz yükselişinin yansıması sonucu, zamlanan ürünlerden dolayı tüketiciler olarak oldukça zorlandığımız bir sürece de yaşamaya devam ediyoruz.

Tabi ki önemli olan bundan sonraki süreçte, Hazine ve Maliye Bakanı olan Lütfi Elvan’ın ve Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal’ın ekonomiyi nasıl yönetecek olmasıdır.

Yeni bir döneme girecek olan ekonomimizde; güven, istikrar yeniden oluşturulur.

Ekonominin kendi seyri içinde hareket etmesi sağlanır. Ülkemizle birlikte vatandaş olarak bizlerde rahatlarız.

Ekonomistlerin ortak görüşlerine göre, Türkiye'de siyaset normalleşmeden ekonominin normalleşmesi mümkün gözükmüyor.

Nedeni ise, istikametin değişmeyeceği algısıyla bu ortamı yaratan ekonomi politikasından daha çok politik kararlardan kaynaklanıyor olmasıdır. 

Siyasetçilere zaman kazandırabilir, ekonomiye kısa süreli soluk aldırabilir, ama istikametin değişmeyeceği yönündeki kanı kamuoyunda da çok yüksek görülüyor.

Çünkü üç yıl boyunca oldukça fakirleşen bir süreci yaşadık. İşsizlik ise yüksek orandadır. 

Önce 2018 yılında yaşanan kur şoku, ardından yüksek enflasyon, daha sonra 2020 yılındaki Covid-19 salgını, bütün dünyayı ve Türkiye’yi de etkiledi.

Son dönemde yaşanılan kur atağı ve buna karşılık Türk Lirası'nın çok değersiz kalması birçok sorunu ve fakirleşmeyi de peşi sıra getirdi.

Memleketimizde büyük bir iktisadi sorun var. Bu durumda iktidarın İşini Doğru yapmadığının farkına vardığının bir göstergesidir.

Son yıllardaki TL’nin değer kaybına bakarsak, iyi bir tablo ile karşılaşmayız.

2018'de dolar 4 lira 70 kuruş seviyesindeydi. Bugünlerde ise, 8 lira ile 8 liranın üzerinde bir seviyededir.

Döviz yükselişlerinde TL’nin değeri sürekli düşüyor. 2018’den bugüne kadar TL'deki kayıp yüzde 81’dir.

22 gelişmekte olan para birimi değerlendirildiğinde, TL açık ara en çok değer kaybeden para birimi konumunda. TL'nin bu yılki kaybı ise, yüzde 30’dur.

2019'un Eylül ve Ekim aylarında tek haneye düşen enflasyon, son olarak Ekim 2020'de yüzde 11,89 seviyesinde kaydedildi.

Yabancı yatırımcılar Türk hisse senetlerinde yılbaşından beri 5,8 milyar dolar satış yaptı.

Yıllarca TL cinsi iç borçlanma piyasasında yüzde 20-25 ağırlığa sahip yabancılar, bugünlerde bu oranı yüzde 3'lere kadar düşürmüş olup, Devlet tahvillerinde bu yıl yabancı çıkışı 7,6 milyar dolardır.

Gelinen nokta da artık ekonomide yeniden Güven, İstikrar oluşturularak, TL’nin değer kaybetmeyeceği bir politika takip edilmelidir.

Özellikle de döviz yükselişlerinin önüne geçilerek, döviz artışlarından tükettiğimizin her ürünün en az etkilenmesi sağlanmalıdır.

İktidarın sürekli dillendirdiği “Milli” sözünde olduğu gibi,  Milli bir Ekonomi Politikası hayata geçirilerek, tarım başta olmak üzere, üretim her aşamada yeterince desteklenmelidir.

Ekonominin genel gidişatını iyileştirilmelidir. Bunları yapacak irade ve yetenek ülkemizde vardır.

Ne dersiniz sizce de böyle yapılması gerekmez mi?