Bugün küçük bir kız çocuğu gibi “Babam!” diye haykırasım var. Ağlayıp, gözyaşlarına boğulup gövdesinde sakinleşmeye ihtiyacım var. Bir bir hüzün yapraklarımı dökerken, köklerimi hasretim ile sulayıp yeniden umutla dallarını yeşertesim var.

Sensizlikle imtihandayım… Hâlâ bu durumu sindirmiş, kabullenmiş değilim. Sensizliğin sessizliğinde irademi uyuttum. Bilmediğim diyarlarda, hiç hissetmediğim duyguların karanlığında inlemekteyim.

Gözyaşı havuzunda boğulmadan yaşamaya çalışıyorum. Her saatim, her dakikam seni düşünmek ve dua dua yalvarmakla geçiyor Allah’a… Bundan daha büyük bir acı var mı? Bilmiyorum.

İçime oturan bir şey var. Göz çeşmelerimi kapatamaz oldum. Ne yapsam kalbimi teskin edemiyorum. Gürül gürül yanan bir ateş, yakıp kavuruyor tüm bedenimi… Özlüyorum… Hasretin her sızısını iliklerime kadar hissediyorum.

Zamanı geriye alsam ve her zamanki köşende oturuyor bulsam seni… Sen benim kahramanım, ben ise senin kara kızın. Erkek gibi güçlü, hayata karşı dimdik, cesur kızın… Kendimi güçsüz, yalnız ve üşüyor hissediyorum.

Şimdi yeni bir benliğe büründüm. Biraz yalnız, en çok senle… Sen benim ilk arkadaşımsın. Annemden gizli tüm sırlarımı sana anlattığım... Sırdaşımdın ya saklardın. Uzun sohbetlerimiz olurdu. Kimi zaman benim çocukça üzüldüğüm, kıskandığım şeyleri dinlerdin. Kimi zaman da uzun uzun seninle yılların esnafı gibi hesap kitap yapardık. Sen bana annemi, ben sana sevdiğimi anlatırdım. Hiç kızmadın sen bana baba…

Her hatamda yanımdaydın. Her başarımda da… “Allah razı olsun kızım, sen benim başımı hep dik tuttun.” derdin. Kimi zamanda özgüvenimden dolayı kızardın bana… Ama güvenirdin. “Benim kızım” derdin. Seni özlüyorum baba.

Evin her köşesinde sana ağladım. Ceketlerinden senin kokunu dilendim. Sadece sesini duymak için günler saydım. Bir fidandım devrildim. Yoruldum, çok yoruldum.

Hani güzel giyindiğimde gözlerin dolar da; “sen ne zaman bu kadar büyüdün, ben senden nasıl ayrılacağım” derdin de buğulu buğulu gözlerle bakardın ya bana… Şimdi değil baba. Biz böyle ayrılmayacağız. Daha gelinliğimle bu evden çıkaracaksın ya beni… İşte o zaman baba kız sarılıp ağlayacağız.

Saçlarına ne zaman beyazlar düşmeye başladı hatırlamıyorum baba. Oysa sen sadece saçlarının dökülmesinden şikâyet ederdin. Sen tıraş olmadan duramazsın. Bakımını hiç ihmal etmezsin. Günlerce nasıl durabildin öyle… Seninle saç spreyini paylaşamayışımızı hatırlıyorum. Şimdi benim odamdaki dolapta duruyor sprey, sen olmayınca gözüm görmüyor.

Biliyorum daha yaşayacağımız, beraber olacağımız uzun yıllarımız var. Çok atışmalarımız, ayak dirememiz olacak. Ben her zamanki gibi senin dizlerine yatacağım, sen benim saçlarımı seveceksin. “Benim güzel kızıma nazar değdirmişler” deyip, dualarla okşayacaksın beni. Biraz duygusallaşınca, “Şu saçlarının birazını bana versene, benimkiler dökülüyor” diyeceksin. Hep gözyaşlarını saklamaya çalışırsın sen zaten…

Gece yürüyüşlerimin, aydınlatıcı yoldaşı… Pencere pervazında seni beklemekteyim. O hastane köşesinden çıkıp geleceğine olan inancım sonsuz. Seni bekliyorum. Altına sığındığım, korunduğum, dinlendiğim, serinlediğim koca çınarım. Sensizliğin imtihanını, seninle sonlandıracağım.

Seni çok özledim Baba!

(Geçirdiği rahatsızlıktan sonra babama ithafen… Şuan durumu iyi, bu imtihanı atlattık.)