CEO Tim Cook şovunu yaptı ve görevi devretti

Tim Cook, Steve Jobs’ın ardından Apple’ın CEO koltuğuna oturduğunda şirketin cirosunu ve kârlılığını katladı. Ancak eleştirilerin merkezinde hiçbir zaman yalnızca bilançolar olmadı. Cook, Apple’ı ticari açıdan büyütse de Steve Jobs dönemindeki heyecanı aynı ölçüde üretememekle; özellikle iPhone’larda yenilikleri sınırlı, ürün çeşitliliğini ise yetersiz bırakmakla suçlandı. Apple’ın yeni ürün tanıtımları bir dönem teknoloji dünyasında olay yaratırken, son yıllarda birçok kullanıcı için yeni iPhone’lar “bir önceki modelin biraz geliştirilmiş hâli” olmaktan öteye geçemedi.

Geçen hafta tanıtılan iPhone Duo ise Tim Cook’un CEO olarak yaptığı en güçlü hamle oldu. Yaklaşık on yıllık çalışmanın ürünü olan katlanabilir iPhone, Apple’ın nihayet beklenen yenilik duygusunu yeniden üretmesini sağladı. Türkiye dışında 2 bin doları aşan fiyatıyla herkesin telefonu olamayacağı açık; ancak Apple’ın bu cihazla hedeflediği şey zaten yüksek satış adedinden çok yeni bir lüks segment oluşturmak. Cook, Steve Jobs’ın efsanesini tekrarlayamadı belki ama Apple’ın cirosunu büyüttü, şirketi küresel ölçekte daha da güçlendirdi ve sonunda merak uyandıran bir ürünle CEO koltuğunu John Ternus’a bıraktı.

Benim Çin’e gidip gelip Huawei arabalarını gördükten sonra John Ternus'tan en büyük beklentim bir “Apple Car Pro Max”.

Reklamın Yeni Durağı: Konuşma

Sevgili dostum Okan Şafak OpenAI’nin geçen hafta açıkladığı yeni reklam modeline ilişkin değerlendirmelerini LinkedIn’de paylaştığı bir videoda anlattı. Okan’ın yorumundan yola çıkınca, yıllardır bildiğimiz “Reklam–Tıklama–Landing Page–Dönüşüm” zincirine yeni bir halka eklendiği görülüyor: konuşma. Kullanıcı reklamdan sonra markanın yapay zekâ destekli temsilcisiyle konuşacak; ihtiyacını anlatacak, sorularını soracak, ürünleri karşılaştıracak ve hazır olduğunda satın almaya geçecek.

Bu nedenle markalar artık yalnızca reklama kaç kişinin tıkladığını değil, kaç kişinin markayla konuştuğunu, bu konuşmaların kaçının gerçek bir ihtiyaca dönüştüğünü ve kaçının satışla sonuçlandığını ölçmeye başlayacak. Pazarlamanın geleceğinde mesele sadece müşteriyi yakalamak değil, onunla doğru bir diyalog kurmak olacak. Ancak bu diyalog güvenilir değilse yapay zekâ, fırsat olmaktan çıkıp markanın en görünür zayıflığına da dönüşebilir.

Çin Yapay Zekâ Destekli Film Sektörünü Sanayi Politikası Hâline Getiriyor

Gelelim Çin’e. Çinlilerin yapay zekâ alanındaki çalışmaları artık yalnızca teknoloji şirketleriyle sınırlı değil; hayatın hemen her alanına yayılıyor. Mayıs ayında Çin’e gittiğimde, yapay zekânın pazarlamadan günlük hizmetlere kadar ne kadar doğal biçimde kullanıldığını yakından görme fırsatım oldu. Şimdi aynı yaklaşım film ve içerik sektörüne de taşınıyor. Çin’de yerel yönetimler, yapay zekâ destekli film stüdyolarını kendi şehirlerine çekebilmek için kira desteği, hesaplama gücü ve çeşitli teşvikler sunuyor.

Rakamlar bu dönüşümün hızını gösteriyor. 2026’nın ilk yarısında Douyin’de 221.900 yeni yapay zekâ destekli program yayımlandı; ancak bunların yalnızca 1.055’i 100 milyonun üzerinde izlenmeye ulaştı. Aynı dönemde yapay zekâ destekli kısa drama üretim maliyeti dakika başına 5.000 yuandan birkaç yüz yuana kadar geriledi. Fakat maliyetlerin düşmesi, başarının garanti olduğu anlamına gelmiyor. Önümüzdeki dönemde sektörün en büyük sorunları aşırı üretim, telif hakları ve içerik kalitesi olacak. Çin’in deneyimi bize şunu gösteriyor: Yapay zekâ içerik üretimini kolaylaştırabilir; fakat izleyicinin dikkatini kazanmak hâlâ insan yaratıcılığına, özgünlüğe ve doğru hikâyeye bağlı.

Kadın Girişimciliğinde Sayı Artıyor, Sermayeye Erişim Hâlâ Zor

Khalej Times bu hafta BAE’deki kadın girişimciliği ile ilgili bir haber yayımladı. Dikkat çekiciydi. Habere göre BAE’de kadın girişimci sayısı artıyor; ancak sermayeye erişim konusunda aynı başarıdan söz etmek henüz mümkün değil. Ülkede 48.257 Emirlikli kadın girişimci bulunuyor ve kadınlar 114 binden fazla küçük ve orta ölçekli işletmenin sahibi ya da ortağı. Buna rağmen 2026’nın ilk yarısında MENA bölgesindeki kadın kuruculu girişimler toplam yatırımın yalnızca yüzde 0,14’ünü alabildi. Kadın girişimler 2,5 milyon dolar yatırım toplarken erkek kuruculu girişimler 1,7 milyar dolara ulaştı. Demek ki mesele artık kadınların iş kurup kuramadığı değil; kurdukları işleri büyütmek için gerekli sermayeye, bağlantılara ve pazarlara ulaşıp ulaşamadığı.

Gelelim Konyamıza. Konya’da başlatılan “Kadın Gücüyle Kalkınma Projesi” önemli bir adım. Konya Ticaret Odası ve TOBB Konya Kadın Girişimciler Kurulu’nun ev sahipliğinde yürütülen programla kadın girişimcilere gümrük, dış ticaret ve ihracat süreçleri konusunda eğitim verilecek; çevrim içi eğitim ve mentorluk desteği altı ay boyunca devam edecek. Çünkü kadın girişimciliğinin gerçek başarısı yalnızca şirket sayısındaki artışla değil, bu şirketlerin yeni pazarlara ulaşması, ihracat yapması ve yatırım alabilecek ölçekte büyümesiyle ölçülecek. BAE’den gelen rakamlar sermayeye erişimdeki açığı gösterirken, Konya’daki bu program sermayeye erişimdeki açığı kapatmak için atılmış değerli bir başlangıç olabilir.

PISA Testi Bu Sene Şaşırttı

PISA sonuçlarını her sene dikkatle incelerim. PISA denince Türkiye’de genellikle moral bozan sonuçlar ve uzun tartışmalar akla gelir. OECD’nin 2000 yılından bu yana üç yılda bir, rastgele seçilen 15 yaşındaki öğrencilerin okuma, matematik ve fen becerilerini ölçtüğü bu sınavda Türkiye bu kez farklı bir tablo ortaya koydu. OECD’nin bu hafta yayımladığı 2025 raporuna göre Türkiye, 203 okuldan 7 bin 702 öğrencinin katıldığı değerlendirmede 2022–2025 arasında üç alanda da aynı anda ilerleme gösteren az sayıdaki eğitim sisteminden biri oldu. Üstelik matematik, fen ve okumada Almanya’yı da geride bıraktık.

Düşük performans gösteren öğrencilerin oranında da gerileme var. Ancak raporun Türkiye açısından dikkat çeken zayıf noktası devamsızlık. Öğrencilerin okula devam etmeme oranı OECD ortalamasının oldukça üzerinde seyrediyor. Yani bu yıl PISA bize hem iyi bir haber hem de çözülmesi gereken bir başlık verdi: Skorlar yükseliyor, fakat öğrencilerin okula düzenli devamı hâlâ sorun olmaya devam ediyor. Eğitim karnesinde matematik, fen ve okuma hanesi yükselmiş; devamsızlık hanesi ise hâlâ kırmızı.

Yöneticinin Karnesini Kim Tutuyor?

Şirketlerde herkesin karnesi tutuluyor. Satış hedefleri, bütçeler, dönüşüm oranları, teslim tarihleri… Bir kişinin karnesi ise çoğu zaman masaya gelmiyor: yöneticinin. Yönetici, ekibin neden yavaşladığını, toplantıların neden uzadığını, çalışanların neden sustuğunu sorguluyor. Fakat aynı soruyu kendisine sormak o kadar kolay değil. Çünkü bazen sorun ekibin motivasyonunda değil; yöneticinin karar alma biçiminde, iletişim dilinde ya da geri bildirim verme şeklinde yatıyor.

Bunun yolu da büyük liderlik reçetelerinden geçmiyor. Haftada 20 dakika ayırıp önemli bir kararı, ne beklediğini ve sonunda ne olduğunu not etmek; birkaç ay sonra dönüp bu kayda bakmak oldukça açıklayıcı olabilir. Ekipten açık geri bildirim istemek de gerekiyor. “Beni eleştirin” demek kolay, eleştiriyi duyunca savunmaya geçmemek zor. Yönetici aynı olay karşısında her defasında aynı tepkiyi veriyor, sonra da farklı sonuç bekliyorsa mesele artık ekibin performansı değil, yöneticinin yönetim biçimidir.

Dubai’deki Türk Turizmcilere Bir İş Fikri!

Bir süredir umreye gitmeyi planlıyorum. Dubai’den umreye gitmenin Türkiye’ye göre daha uygun olduğunu görünce burada hizmet veren firmaları araştırdım. Karşıma Emirati, Mısırlı ve Pakistanlı firmalar çıktı; ancak Dubai’de yaşayan Türklere Türkçe bilgi ve rehberlik sunan bir organizasyona henüz rastlamadım. Son dönemde birçok kişi uçak, otel ve vize işlemlerini kendisi ayarlayarak umreye gidiyor. Ancak özellikle ilk kez gidecekler açısından ulaşım ve konaklama kadar, umre sürecindeki uygulamalar hakkında doğru ve düzenli bilgi almak da önemli. Türkçe hizmet veren bir firma, bu ihtiyaca doğrudan cevap verebilir.

Dubai’de Türkiye’den gelen turistlere hizmet veren çok sayıda Türk turizm şirketi var. Buna rağmen bu şirketlerin çoğu Türkiye’den Dubai’ye gelen ziyaretçilere odaklanıyor. Oysa BAE’de yaşayan Türkler için de Mekke ve Medine’ye yönelik düzenli, şeffaf ve uygun fiyatlı grup programları hazırlanabilir. Uçuş, konaklama, vize, transfer ve rehberlik hizmetlerini bir araya getiren; fiyatlarını ve programını açık biçimde sunan bir yapı, Dubai’deki Türk topluluğu içinde karşılık bulabilir. Görünen o ki burada henüz yeterince değerlendirilmeyen bir hizmet alanı var.

Yasin Kasırga’nın Yeni Kitabı Çıktı

Yapay zekâyı çoğu zaman ekranlarımızdaki uygulamalar ve verdiğimiz komutlar üzerinden konuşuyoruz. Sadece iş hayatımızda değil, günlük hayatımızda da sıklıkla kullanıyoruz. Lakin çoğumuz her yanıtın arkasında enerji tüketen veri merkezleri, elektrik şebekeleri, soğutma sistemleri ve ciddi bir fiziksel altyapının varlığından haberdar değiliz. Dubai’den sevgili dostum Konyalı Yasin Kasırga, yeni kitabı Megawatts, Not Tokens: AI, Energy and Sustainability ile dikkatimizi yapay zekânın bu görünmeyen yüzüne çeviriyor. Eser; bir token’dan başlayıp megavatlara, su tüketimine ve karbon salımına uzanan zinciri ele alıyor.

Kitabın temel mesajı ise son derece güncel: Sorumlu yapay zekâ, sorumlu bir altyapı inşa etmekle başlıyor. Yapay zekâya dair tartışmalar hızla büyürken, bu teknolojinin enerji ihtiyacını ve çevresel sonuçlarını da konuşmak zorundayız. Kasırga’nın kitabı, bu önemli başlığı sahadan gelen deneyimle okurun gündemine taşıyor. Kitap Google’da da satışta. Dileyenler Türkiye’den e-kitap olarak direkt satın alabiliyorlar.