Ubade İbnis Samit radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: Kim, Allah’dan başka ilah yoktur, yalnız Allah vardır, şeriki yoktur; Muhammed, Allah’ın kulu ve resulüdür. İsa da Allah’ın kulu ve elçisi, Meryem’e bıraktığı kelimesi ve Allah tarafından (hayat verilen) bir ruhtur. Cennet, haktır ve gerçektir, cehennem de haktır ve gerçektir diye şehadet ederse, Allah o kimseyi, ameli ne olursa olsun, cennete koyar. (Buhari, Enbiya 47; Müslim, İman 46) Müslim’in bir başka rivayetinde (İman 47); Allah’tan başka ilah yoktur ve Muhammed Allah’ın resulüdür diye şehadet eden kimseye Allah cehennemi haram kılar” buyurulmaktadır.

Allah’ın rahmetini ümit etme konusunda en büyük güvencelerden birini kendisinde bulduğumuz bu hadisi şerif, imanı esas alan en kapsamlı hadislerdendir. Peygamber Efendimiz, bu hadislerinde, Ehli kitaptan farklı olarak İslam’ın inanç çerçevesini belirlemiştir. Zira hadiste  Allah’dan başka, kendisine kulluk yapılmaya layık herhangi bir  ilah olmadığı, yalnızca Allah’ın var olduğu, eşi-ortağı bulunmadığı; Muhammed’in Allah’ın kulu ve resulü olduğu ısrarla ifade edilmektedir.

 Ayrıca Hz. İsayı (teslis akidesi gereği) Allah veya Allah’ın oğlu tanıyan hıristiyanlar ile, Hz. İsa’nın peygamberliğini inkar ederek annesi Meryem’e zina suçlamasında bulunan yahudilerden farklı olarak İsa’nın da Allah’ın kulu ve resulü olduğu belirtilmiştir. Nitekim, Nisa suresi’nin 171 ve 172. ayetlerinde, Allah’ın (tekvini bir emirle) Meryem’(in rahmin)e bıraktığı bir kelimesi ve Allah’dan (sadır olan ol emriyle vücud bulmuş) bir ruh olduğu ifade edilmektedir. Hadiste yer alan Hz. İsa hakkındaki bu kayıt, cennete girebilmek için, İslam’ın  belirlediği çerçevede sağlam bir tevhid inancına sahip olmak gerektiğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla, hıristiyanların ve yahudilerin artık özellikle Hz. İsa hakkındaki inançlarını düzeltmeleri gerektiği, kendi inançları üzere kaldıkları sürece, tevhide inanmış olamayacakları ve tabii sonuç olarak da  cennete giremiyecekleri anlatılmaktadır. Nitekim peygamberler içinden  sadece Hz. İsa’nın burada zikredilmesi de, Ehli kitabın  onun hakkında yanlış inanışlara sahip olmaları sebebiyledir.

Müslim’deki rivayette Sekiz cennet kapısından hangisini isterse ondan cennete koyar ifadesi bulunmaktadır. Buhari’deki ameli ne olursa olsun. beyanı, ümit vermek bakımından daha güçlü gözüküyorsa da iyice düşünüldüğü zaman, her iki ifadenin hemen hemen aynı seviyede ümit verici olduğu anlaşılacaktır. Zira sekiz cennet kapısından herhangi birini tercih hakkı, amelinin ne olduğuna bakılmadığını gösterir. Alimlerimiz, mümin olanın cennete girme bahtiyarlığını mutlaka tadacağını, bunun ise ya doğrudan veya işlediği günahların cezasını cehennemde çektikten sonra gerçekleşeceğini bildirmektedirler. Ancak Sahihi Müslim’deki Allah’tan başka ilah yoktur ve Muhammed Allah’ın resulüdür, diye şehadet eden kimseye Allah cehennemi haram kılar hadisi, her ne kadar Cehennemde temelli kalmayı haram kılar şeklinde yorumlanmışsa da-  Allah’ın ve Resulünün bildirdiği şekil ve muhtevada inanç  sahibi olanların cehennem azabından emin olacaklarını tesbit etmekte, başkaca bir şart  koşmadığı için de önceki rivayetten daha büyük bir ümit telkin etmektedir. Ümit konusuna, böylesine mutlu bir sonucu belirleyen hadis ile giriş yapmak ümit kapılarını sonuna kadar açmış olmak bakımından pek münasip düşmüştür. İmam Müslim’in rivayet ettiği bu hadisin, bir de güzel macerası vardır. Hadisin ravilerinden Sunabihi  diyor ki:  Kendisi ölüm döşeğinde iken Ubade İbnis Samit’i ziyarete gittim. Durumunu görünce üzüntümden ağlamaya başladım. Bunun üzerine bana: Ağır ol, neden ağlıyorsun bakayım? Allaha yemin ederim ki, benden şahitlik yapmam istenirse senin lehinde şehadet ederim. Bana şefaat yetkisi verilirse, sana şefaat ederim. Gücüm yeterse mutlaka sana yardımcı olmaya çalışırım, dedi sonra şunları ilave etti: Allah’a yemin ederim ki, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den  işittiğim, içinde sizin için müjde ( hayr ) bulunan her hadisi biri hariç mutlaka size rivayet ettim. O bir tek hadisi de, son demlerimi yaşadığım bu gün (şu anda) söyleyeceğim. Ben Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i: Allah’tan başka ilah yoktur ve Muhammed Allah’ın resulüdür diye şehadet eden kimseye Allah cehennemi haram kılar buyururken işittim.

Bu olay açıkça gösteriyor ki, Ubade İbnis Samit hazretleri son demlerini yaşarken, gerçekten  büyük bir ümit içinde bulunuyor ve büyük bir ihtimalle Allah’ın huzuruna çıkacağını düşünerek ağlamaya başlayan Sunabihi’yi de Resulullah’dan öğrendiği ilahi bir müjde ile teselli ediyordu. Müjde dozu yüksek olan ve helâl-haram gibi fıkhi bir hükümle ilgili bulunmayan hadisleri, tenbellik etmesinler diye son ana kadar rivayet etmemek ashabı kiram’ın yapageldiği bir uygulamadır. Onlar bir gerçeği, bir emaneti gizlemiş olmanın vebalinden çekinerek son anda böylesi hadisleri rivayet etmişlerdir. İman, ümitli olmak için yeterlidir. Tevhide sahip çıkmak, Allah’ın rahmetine kavuşmak için yegâne şarttır. Ehli kitabın özellikle Hz. İsa hakkındaki inançları hatalıdır. Bu konuda İslam’ın belirlediği esaslar geçerlidir. Cennet müminler içindir. Yaşarken korkunun, ölüm öncesinde ümidin fazla olması uygundur. Diğer bir söyleyişle ölürken ümitli olabilmek için korku yoğun bir yaşayışa sahip olmaya bakmak gerekir.