“Bunu bir daha yemeyeceğim.” ,“Çikolatayı tamamen bırakıyorum.” ,“Gluteni tamamen kesiyorum, artık ekmek yok.”, “Akşamları tatlı kesinlikle yasak.” Bu cümleler size de tanıdık geliyor mu?
Sağlıklı beslenmeye karar verdiğimizde çoğu zaman ilk yaptığınız şey, beslenmemizden bazı yiyecekleri
çıkarmak oluyor. Başlangıçta oldukça kararlı hissediyorsunuz. Fakat birkaç gün sonra aklınız sürekli o yiyeceğe gidiyor. Bir parça çikolata düşüncesi gün içinde defalarca aklınıza geliyor, sonunda o yiyeceği tükettiğinizde ise bu kez başka bir sorun başlıyor: suçluluk. Peki gerçekten iradeniz mi zayıf? Aslında mesele çoğu zaman bundan çok daha karmaşık.
Yasaklanan yiyecek neden daha çekici hale geliyor?
Bir yiyeceği zihnimizde “yasak” kategorisine koyduğumuzda, o yiyecek yalnızca bir yiyecek olmaktan
çıkabiliyor ve ona özel bir anlam yüklemeye başlıyoruz. Bu düşünceler, yiyeceğe verdiğiniz dikkati artırabiliyor. Üstelik bir yiyeceği düşünmemeye çalışmak da her zaman işe yaramıyor. Tam tersine, zihninizi “bunu düşünme” diye yönlendirdikçe o yiyecek daha fazla aklınıza gelebiliyor. Bunun yanında katı besin kısıtlamaları, özellikle kişinin açlık ve tokluk sinyallerini göz ardı etmesine yol açıyorsa, yeme isteğini daha da güçlendirebilir.
Yani bazen sorun çikolatada değil; çikolataya koyduğumuz “yasak” etiketindedir. “Bir parça yiyeceğim”
neden bazen “madem bozdum, devam edeyim”e dönüşüyor? Yasaklı bir yiyeceği yediğimizde ikinci bir düşünce devreye girebilir:
“Nasıl olsa diyetim bozuldu.”
İşte bu düşünce, tek bir porsiyonla sınırlı kalabilecek bir tüketimin daha büyük miktarlara dönüşmesine zemin hazırlayabilir. Oysa bir yiyeceği tüketmek, bütün günün ya da bütün haftanın “bozulduğu” anlamına gelmez. Bir dilim pasta yalnızca bir dilim pastadır. Onu “başarısızlık” olarak yorumladığımızda ise yeme davranışından çok daha büyük bir problem yaratabiliriz.
Peki çözüm hiçbir şeyi sınırlamamak mı? Hayır.
Burada önemli olan nokta, esnek beslenme ile kontrolsüz beslenmeyi birbirine karıştırmamak. Sağlıklı beslenme her istediğimizi, istediğimiz miktarda ve istediğimiz sıklıkta tüketmek anlamına gelmez. Porsiyon, sıklık, besin çeşitliliği ve kişinin gereksinimleri yine önemlidir. Ancak bir yiyeceği “asla yiyemem” noktasına taşımak ile “bunu ara sıra, uygun porsiyonda ve keyifle tüketebilirim” demek arasında önemli bir fark vardır.
Çünkü sürdürülebilir beslenme, hayatın tamamını yasaklardan ibaret hale getirmeden sağlıklı seçimleri günlük yaşamın doğal bir parçası haline getirebilmektir. Yani asıl mesele yiyeceği değil, düşünce biçimini
değiştirmek.
Bir diyetisyen olarak danışanlarıma yalnızca “ne yemeleri gerektiğini” anlatmanın yeterli olmadığına inanıyorum. Bazen daha önemli soru şudur:
“Yemekle ilgili nasıl düşünüyoruz?”
Bir yiyeceği iyi-kötü, ödül-ceza, yasak-serbest şeklinde sınıflandırmak yerine beslenmenin bütününe bakmak gerekir. Çünkü sağlıklı beslenme; hiç çikolata yememek, hiç ekmek tüketmemek ya da hiçbir zaman pizza yememek değildir.
Sağlıklı beslenme, bir yiyeceği yediğimizde kendimizi başarısız hissetmeden, ertesi öğünü cezalandırmadan ve “nasıl olsa bozdum” düşüncesine kapılmadan hayatımıza devam edebilmektir. Belki de diyet yaparken
kendimize sormamız gereken soru:
“Bunu hayatımdan tamamen nasıl çıkarırım?” değil, “Bunu hayatımın içinde nasıl dengeli bir yere koyabilirim?” Çünkü bazı yiyecekleri yasakladıkça onlara verdiğimiz anlam büyüyebilir.
Bu yüzden yiyecekler ile kurduğunuz savaşın sona ermesiyle birlikte, sürdürülebilir beslenme başlar.
