Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm dedi ki: "Otuz kadar yalancı Deccal çıkmadıkça Kıyamet kopmaz. Bunlardan her biri Allah'ın elçisi olduğunu zanneder."*
Bir sihirbaz okulunun ana okulu öğretmeninin, çiçek olmaya doyamayan, aferin delisi 30 civarı minik öğrencisiyle çekilen sınıf fotoğrafını seyrettik dünyaca. Gerçekleri tersyüz etmeden yaşayamayan , yalancı ve yenik sihirbaz ve avanesinin zafer kutlamasını, yeniklerin zaferini!
Büyük sihirbaz; "otur" dedi, oturdular, "kalk" dedi kalktılar, "çiçek olun" dedi oldular, "aferin" dedi. Sana da , sana da, sana da... "Seni seviyorum" dedi kimine, "iyi iş çıkardın" dedi bir başkasına. Birini mikrofona çağırdı, "beni öv" dedi. O sihirbazcık, büyük sihirbazı överken, büyük sihirbaza söven 15 kişi öldürüldü, 150 si yaralandı ülkesinde. Barış için olurdu öyle şeyler. Aldırmadılar. İmzalar atıldı, her sihirbaz ülkesinde büyük sihirbazı ve dahi köpeğinin bile gazabını normal görecek, bu uğurda hizmet edecekti özetle örnekteki gibi uygulayacaktı. Başka değil, dünya barışı içindi herşey. Büyük sihirbazın bir iltifatına, bir nazarına mazhar olmak için sıra bekledi diğerleri. Hepsi pür neşe, ağızları kulaklarındaydı, rüşdüne ermemiş çocuklar gibi. Bir kaçının kulağını çekmedi, birkaçına sopa göstermedi değil. Yoklama aldı, gelmeyenleri saydı. Zenginliğini ve gücünü övdüğü, hocası olmakla gurur duyduğu sihirbazcıklarını göstererek, uyuz deveyi, Allah'ın adıyla meshederek iyileştiren öğretmen Mesih'e gözdağı verdi. Ki O'nun 7 Ekim'den beri her bir dokunuşu, yaraları iyileştiriyor, örtmüyordu. İsa'nın yaraları meshederek iyileştiren Rahmani marifetini taklide yeltenen büyük sihirbaz, övünerek ve kendini aklı ermez sabilere övdürerek, parlak boyalarla, yaraları örtbas ederek, uyuz olmuş, vücudunda tüyleri dökülmemiş bir bölgesi kalmamış deveyi, otuz küsür mevcut ile cilalıyor, allı pullu süsleyerek sağlıklı ve işe yarar göstermeye çabalıyordu aynı zamanda çok yalancı, sihirbaz öğretmen.
Araplar, uyuz olmuş develerinin yaralarının üstüne, tedavi maksatlı olmaksızın, yaraları örtmek için zift gibi eritilmiş katran dökerlermiş. Bu örtme işlemine de, işlemi yapana da deccal denirmiş.
Sihirbaz, bir perde açtı masum yüzlü sabilerle beraber. Kimi elleri, kimi ağzı, kimi ayakları kanlı, yaptıklarından sorumlu katillere dönüştü sabiler. Sihirbaz, vampir dişlerinden, parmaklarının uçlarından kanlar akarken, kahkahalar içinde, barıştan dem vurarak sırtını sıvazladı en mahir öğrencisinin. "Üç bin yıldır başarılamayanı başardın aferin!" dedi. Geçenlerde de bin yıldır başarılamayanı başarmıştı, en mahir ve sadakatli olan.
Sihirbaz bir perde daha açmış oldu.
Tarihlerini 3000 yıl önceye dayandıran Yahudilerin, İsa'dan önce 6. yüzyıldaki Babil sürgününe atıfla. 3000 yıllık sürgün acısını sona erdiren çabalarını taktir ediyor, Mısır sihirbazını sağına, O'nu sol yanına oturtuveriyordu. 1099 ilk Haçlı seferinden sonra yaklaşık bin yıldır başarılamayan dünyanın merkezinin müslüman hakimiyetinden kurtarılması(!) sadakatli mahir sihirbazı yakın bir dost yapıyordu.
Büyülenmiş akıllar, Süfyan'ın her işine ve sözüne hikmet elbisesi giydirmeye devam ediyordu. İnsan kılığındaki şeytanın, toplantı dışında kalmasıyla, sihir daha tesirli olurdu mahir sihirbazca. "Bir dakika!" dedi O Şeytan'a. Hikmet elbiseleri kat kat soyulurdu, O da girerse sihirbazlar toplantısına. Denklem dışı kalmamak pahasına, insanlığı şifa ile mesheden elin yüzlerce yıllık hamileri; büyük sihirbaz, büyük şeytanın biri sağında biri solunda! Yahudi-Haçlı medeniyetinin mağlubiyeti böyle illüzyon ile örtülemezdi oysa. Vahşi Batı medeniyetinin yerle bir olmasıdır gerçek olan. Ve Batının arkasından Cehennem uçurumuna atlayan koyun sürüsü Müslüman, Arap dünyasının yöneticileri, denklem dışı kalmamak için midir, Epstain'in adasında -hani bilerek yapmazlar da, Türk filmlerindeki gibi içeceğine hap atılıp uyutularak!- şantaj görüntüsü mü çekilmiştir ki, bu aşağılık duruma düşmüşlerdir. Aksa Tufanıyla başlayan öyle bir perde açıldı ki, şüphesiz kendi dinine yardım edeni başarıya ulştıracaktır Muıyn olan Allah. Zalimler hangi sihir ve yönteme başvurularsa başvursunlar, ne kadar kudururlarsa kudursunlar, Musa, asasını atınca, onların uydurdukları şeyleri yutmaya başladı bir kere. Bütün bir dünyanın halklarını karşısına almış bir çöküntü, vaad edilen(!) topraklarda nasıl barınabilir? Hangi vaad gerçektir? Sabırlı ve azimli Gazzeli bir avuç mü'mine ve etraflarına hâle hâle yaydığı güvenin ışığına sadakatla koşup gelenlere vaadedilen elbetteki.
"Sabret! Senin sabrın da ancak Allah'ın yardımı iledir. Onlardan dolayı kederlenme; kurmakta oldukları tuzaktan kaygı duyma!
Çünkü Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanlar ve iyilik edenlerle beraberdir."
(Nahl Suresi 128.)
Selam ve dua ile...
............................
*Tirmizi, Fiten 43, (2219); Ebu Dâvud, Melâhim 16, (4333, 4334, 4335)