İnsan sosyal bir varlık, her gün yüzlerce kelime dökülüyor dilimizden. Konuşuyoruz, anlatıyoruz, dinliyoruz... Ama günün sonunda yatağa başımızı koyduğumuzda ‘’Sahi, beni gerçekten duyan oldu mu?’’ diye soruyoruz.
Hayatta sevilmek kadar, hatta bazen sevilmekten de öte bir ihtiyaç var ki, o da anlaşılmak. Anlaşılmak, insanın ruhsal yalnızlığına sürülen en zarif merhemdir. Çünkü anlaşılmadığımız her yer, ne kadar kalabalık olursa olsun, bizi birer sürgüne çevirir. Kendimizi sürekli savunmak, kelimelerimizi seçmek, "Aslında öyle demek istemedim" diye açıklamalar yapmak zorunda kaldığımız her ilişki ruhu yorar.
En güzel bağlar, yanında kendinizi kasmak zorunda hissetmediğiniz, eksik bıraktığınız cümlelerin bile karşı tarafta doğru yere oturduğu o güvenli alanlarda kuruluyor. Haklı çıkma telaşının olmadığı, sadece görülme arzusunun tatmin edildiği o duru anlarda.
Belki de sırf bu yüzden, hayatı güzelleştiren şey çok arkadaşımızın olması değil; içimizdeki o karmaşıklığı çözmek için sabırla bizi dinleyen, yargılamadan bakan birkaç güzel insanın varlığıdır. Çünkü nihayetinde hepimiz, bizi kelimelerimizden değil, sessizliğimizden bile anlayacak bir kalbin kalbimize değmesini bekliyoruz.