banner5
banner68

9 Ocak'tan beri ülkenizin kaderini belirleyecek  Anayasa görüşmeleri devam ediyor.

Milletvekillerinin  çok da akıldan çok duygularını kullanıyorlar.

Önce Anayasayı hazırlayan MHP ve AKP grubu;

AKP grubu hazırlamış oldukları Kanun teklif paketinin görüşülmesini sıfır hatayla yürütmekle, sabırla serinkanlılıkla götürmesi gereken taraf. Muhalefetin eleştirilerini dikkate alması gereken, en ince ayrıntılarına kadar cevap vermesi gereken taraf.

Benin gördüğüm hatalardan birisi; gizli oyla seçim kuralını bence lüzumsuz bir şekilde deldiler. Gizli oy,  Sayın Recep Akdağ'ın; kişinin kendi özgürlüğü, inisiyatifi olarak açıklaması gibi değildir. Gizli oy kişinin mahalle baskısı, parti ve grup baskısından bağımsız özgür iradesi ile oyunu kullanması demek. Seçimde oyunu dışarıda gösteren milletvekili tam bir facia.

Diğer bir konu Meclis başkanı sürekli her oylamanın başında uyarıyor; lütfen isminiz okundukça oy kullanın, kalabalık yapmayın ,belirli düzen içerisinde kullanın diye. Bu çağrıya en önce iktidar partisi kulak vermeliydi.Oysa o kuralı ilk delen de onlar oldu. Üstelik kendi partilerinden bir Meclis başkanını hakimiyetsiz kılarak. 

Muhalefetin  fazlaca olmayan eleştirilerine,  normal düşünen bir halkın da anlayacağı dilden açıklamalarla cevap verselerdi, eminim karşı olanların içinde de , karşı olmalarına rağmen ikna edilenlerin sayısı bir hayli fazla olurdu. Belki komisyonda gerekli izahları  yaptık, diye düşünebilirler, şimdi de millet için yapmış olurlardı

Başbakan Sayın Binali Yıldırım'ın  görüşmeler esnasında Kuliste Muhalefet lideri sayın Kılıçtaroğlu'nu ziyareti ve bu görüşmenin sebep olduğu sıcak muhabbet ortamını mecliste vekiller tavırları ile devam ettirmeliydiler.

Muhalefet ortamı germek isteyebilir ama , iktidar  durumu sakinleştirici rol oynamalıydı.Tahrik edici bir duruş sergiledi.

MHP; bu görüşmelerin her safhasında, ağırbaşlı konumunu korudu. Az konuştu, Sayın Devlet Bahçeli Racon kesen  Reis konumunda idi. Buna ihtiyaç da vardı.

CHP Anayasa görüşmelerinde duruşunu;  daha komisyon aşamasında sistem değişikliği değil, rejim değişikliği var diye konumlandırdı.Bütün görüşmeleri Bu strateji üzerine kurguladı.

Akıldan çok duygulara hitap etti.  Fikirlerle dolu konuşmadan çok  sloganvari çıkışları ile kürsüdeki zamanını harcadı.

Mümkün olduğunca ortamı germek isteyen bir tavrı vardı. 

Sudan bahanelerle söz aldı, maddelerde gördüğü yanlışlık ve kendi önerdiği doğrulardan bahsedemedi. Buna  başlangıçtaki toptan reddediş de izin vermiyordu.

HDP sanki oraya Anayasa görüşmesine gelmemişti, tutuklu olan arkadaşlarını gündemde tutmaya çalışan bir çabaları vardı.

Milletvekili Sayın Celal  Doğan  iyi güzel konuştu da , partisini savunurken HDP terör'den yana değil barıştan yanadır derken;  ''HDP hiçbir zaman terörün karşısında durmamış, tavırları, davranışları ile desteklemiştir” kendisi de inanmıyordu.

Celal Doğan, Deniz gezmişin arkadaşı olarak tam bağımsız Türkiye idealini çoktan çiğnemiştir.

Deniz Gezmiş, İstanbul'da  6'ncı filoya karşı dururken,  O Amerika'nın  ordusunun tetikçisi PKK ve PYD'yi destekleyen  bir Partinin milletvekili olarak,  tam bağımsız Türkiye'yi unutarak inandırıcılığını kaybetmiştir.

Sonunda ne mi oldu?

Milletin bekasının sorgulandığı, istiklal ve istikbal ile ilgili kararların alındığı bir görüşme maratonunu

kavga mahalline çevirdiler.

Birbirlerine saksılar, sandalyeler bardaklar fırlattılar, boğazlarını sıktılar, dizlerini ısırdılar.

Siyasetin er meydanı, söz söyleme sanatının en kuvvetli ifadelerini bulacağı yüce meclisin kürsüsünü devirdiler.

Dünya yeniden şekilleniyor.

Amerikan sistemin ne hallere düştüğünü Donald Trump söylüyor. Amerikan devlet sisteminin paralel bir güç tarafından yönetildiğini ima ediyor.
Çok daha dinamik bir yönetim biçimi ile geliyor. 

Yeni dünyada karar mekanizmaları çok daha hızlı ve profesyonel olacak.

Böyle bir zamanda;

Ülkemizin yönetiminde bir sistem değişikliği oluyor. Eksiklikleri var mı bana göre var, Meclisin denetimi daha kuvvetli olmalı.

Patron millet kalmak şartı ile, kuralları koyanlar, sınırları çizenlerle uygulayanların ayrışması.

Yani Anayasa dili ile; yasama ve yürütmenin birbirinden ayrılması. İcraya ilişkin yetki ve sorumlulukların meclis dışına, meclis denetiminde uygulamanın daha rahat çalışmasının temin edilmesi.

Bütçe ile devletin yönetilmesi. Devlet bütçe ile yönetilmiyor muydu?  Sözüm ona yönetiliyordu ama yıl sonu geldiğinde kevgire dönüyordu. Bütçenin uygulanması gerçek bütçe ile yönetiminden çok farklı idi.
Bence burada önemli olan devlet sisteminin hesap verebilir olması çok önem arz ediyor. Meclis yasa koyucu olarak bunu sağlayabilir. Bütçenin gerçekten uygulanmasını sağlayabilir.

Benim fikrimce; Yeni sistemde Meclis daha güçlü olacak.

Tıpkı belediye seçimlerinde olduğu gibi halk meclisi seçerken  titiz olacak. 
 Cumhurbaşkanını kuvvetli seçmek için  oyunu toplayacak, Meclisi çok daha parçalı hale getirecek. Yani Cumhurbaşkanlığında AKP'ye veren bir seçmen, Mecliste başka partiye oy verecek. Bu sistemde
Meclis o zaman tek başına bir partinin hegemonyasından kurtulacak.  Meclis ayrı bir kişilik kazanacak, farklı bir tavır kazanacak.

Yürütme siyasetin adamından çok işin adamı,uzmanı olacak. İşini yaparsa başarılı olacak. Oy kaygısı, eski duruma göre daha az olacak. Bunu yürütmenin başı olarak Cumhurbaşkanı dengeleyecek.

Çünkü bir dahaki sefere seçilmek için hem icrada hem siyaseten başarılı olması  lazım.

Yeni sistemde yürütme çok daha fazla Meclisi ikna etmek zorunda kalacak.

Rejim değişikliği  mi?  Cumhur; meclisi seçecek, cumhurbaşkanını seçecek yönetimin her kademesinde cumhur var. Allah aşkına Cumhur hürriyetini teslim eder mi?

Bu sistem iş hayatına da örnek olacak,  onlarda icraat tarafını güçlü kılacak yapılanmalarına gidecek, aksi halde yerinde saymaya devam.

Siz yeter ki  muhalefet edin.

CHP'li arkadaşlarıma dedim, biraz daha iknaya dayalı muhalefet olsa! Muhalefet var mı ki dedi

CHP'li iş adamına sordum, seçimde ne yapacaksın? CHP'ye oy vereceğim. Ama Tayyip bir dönem daha seçilsin.İşim yarıda kalır dedi

Bu konuşmaları o kadar çoğaltabilirim ki;

CHP İnkılap'ı reform, ıslahat  olarak yani Atatürk'ün ilkelerine uygun anlarsa iktidara alternatif olabilir.

Dev(i)rimci  olursa bu millet hiçbir zaman ona prim vermez. Devrimcilik önce yıkmak  demek.

Keşke muhalefet; meclisi kuvvetli kılacak, yürütmeyi hesap verebilir kılacak bir alternatif sunabilse..
Vakit hala var.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner49

banner50