Bu ne biçim yaz; bu nasıl hava; eskiden böyle miydi hiç? Bu yağmur böyle devam ederse çiftçi mahsul alamaz. Aç kalırız Allah muhafaza!
Son günlerde buna benzer sözler sizinde kulağınıza gelmiştir. Ters giden bir şeyler olduğunda hemen felaket tellallığına başlarız da bunun nedenleri üzerinde pek kafa yormayız nedense.
Sizce dünyada yolunda giden ne var? Yani her şey yolunda da sadece havalar mı bozuk? Dünyanın dört bir yanında güçlünün zayıfı ezdiği bir zulüm fırtınası almış başını gidiyor. İnsanlar sırf dinlerinden dolayı kendi yurtlarında güçlü çoğunluğun keyfi zulmü altında eziliyor. Belki de hem Türk hem Müslüman olduklarından. Diğer ülkeler seyirci konumunda ne Türk ne Müslüman buna bir çözüm bulamıyor. Hani Müslümanlar kardeşti. Kendi ülkem olan Türkiye'den başlayalım fazla uzağa gitmeye gerek yok. Bizim Müslüman anlayışımız yalnızca Suriye ile mi sınırlı? Yalnızca Suriye'ye yardım ettik diye sorumluluğumuz bitmiş mi oluyor? Yoksa ille de yardıma hak kazanmaları için sınır komşumuz mu olmaları gerekiyor?
Şu mübarek ayda oruç tutup iftar sevinci yaşarken ne orucun ne iftarın ne de dinini özgürce yaşama hakkının olmadığı dindaş ve soydaşlarımızın durumunu hatırımıza getirerek yüreğimizin ta derinliklerinde bir sızı duymuyorsak; ağzımızın tadı bozulmuyorsa böyle inancın kime ne faydası var?
Müslümanlığın temel esası bir olmak, ümmet olmak iken biz Müslümanlar bu vasıfları ne ara bir kenara bıraktıkta dini yalnızca namaza, oruca indirgedik. Böyle olsaydı sahabe bu ibadetleri bizden daha iyi biliyordu. Yurtlarında kalıp münzevi bir hayat yaşayarak etliye sütlüye karışmadan yaşayıp gitmeyi bilmezler miydi? Ne diye hatta bazıları daha dünyada iken cennetle müjdelenmiş olmalarına rağmen kilometrelerce uzaklara yaya gitme zahmetine katlandılar? Onlar bana ne deseydi bizler bugün Müslümanlığı tanımıyor olabilirdik. Allah hepsinden razı olsun. Yalnızca Arapların yaşadığı coğrafyalara değil milliyet gözetmeksizin ulaşabildikleri bütün halklara dini tebliğ ettiler.
Onlar yaşadıkları devirde vazifelerini fazlasıyla yerine getirdiler. İmtihanı başarı ile geçtiler. Ya bizler? Bizler bugün Müslümanlığı yaymak şöyle dursun Müslüman olup ta dinini yaşamak isteyenlere bile elimizi uzatamaz olduk. Meseleyi yalnızca din boyutunda ele aldığımı düşünenler olabilir fakat mesele bir ayağıyla gerçekten de din boyutundadır. Bana kalsa köşemde bu tür meseleleri dile getirmek yerine kendi alanımla ilgili yazılar kaleme almayı arzu ederdim. Ancak vicdanım böylesine rahatsızken birkaç kelam etmeden doğrusu rahat edemeyeceğim. Biz Türk ve Müslümanlar olarak kimsenin dinine milliyetine saygısızlık etmez iken neden bütün dünya Müslümanlığa ve Türklüğe karşı, burasını bir türlü anlamış değilim. Eskiden birlik ve beraberlik içinde dostça yaşayan halklar şimdi neden böylesi bir ayrımcılık içine girmişlerdir?
Cevabı sorunun içinde gizli sanırım. Bizler Müslümanlar olarak, Türk halkı olarak birlik ve beraberliğimizi bozduğumuzdan, her koyun kendi bacağından asılır düsturunu hayat görüşü haline getirdikten sonradır ki düşmanlar cesarete gelmiş ve türlü işkenceleri yapabilecek hakkı kendilerinde görmüşlerdir. Ne demişler bir tabak yemeği toplu olarak yiyemezsiniz fakat onu lokmalara bölerek gayet rahat yiyebilirsiniz. Hayırlı iftarlar!