ÇIPLAK ADAMDA REHİN ALINACAK ŞEY BULUNUR MU? 

Zamanımızın zabıta ve polis görevini eskiden ihtisap ağası görürdü. 

İhtisap ağasının biri, gece yarısı karanlıkta bir sarhoşun loş bir duvar dibinde sızıp uyumuş olduğunu gördü. Hızla yanına yaklaşıp omuzundan sarsarak:

-Hey sarhoş, ne içtin söyle bakalım? Diye sordu. Sarhoş:

-Testide olandan, cevabını verdi. İhtisap ağası:

-Testide olan ne? Açık söyle, deyince sarhoş:

-İçtiğimden, dedi. İhtisap ağası:

-Sözün kapalı, biraz açıkla! İçtiğin nedir? Deyince sarhoş:

-O testide saklı, dedi. 

Soru cevap uzadıkça uzayıp bezginlik verince ihtisap ağası sarhoşun ağız kokusundan ne içtiğini anlamak maksadıyla:

-Ah! De bakalım, dedi. Sarhoş buna karşı “Ey Hak” anlamına gelen:

-Hû, hû, dedi. İhtisap ağası öfkeyle:

-Ben âh et diyorum, sen hû diyorsun, deyince sarhoş:

-Ben neş'eliyim, sen gam ve dert içindesin. Ah! Diye dertli, tasalı ve üzgün olanlar söyler. Sarhoşların hû hû demeleri neşelerindendir. 

İhtisap ağası:

-Ben onu bunu bilmem. Bana nüktedanlık satmağa kalkışma. Gevezeliği bitir, deyince sarhoş:

-Git işine, karşılığını verdi.

-Sen sarhoşsun haydi, kalk, zindana kadar gel. 

-Ey ağa, bırak beni de işine git. Çıplak adamda rehin alınacak şey bulunur mu? Bende yürüyecek kudret olsa evime giderdim. Yolda düşüp sana rastlamazdım. Aklım başımda olsa, yürümeği bilsem uyanıklar gibi oturduğum yerde milleti aydınlatmağa çalışırdım.

 

ZAHMETE SABIR SEVGİLİNİN AYRILIĞINA SABIRDAN KOLAYDIR

 

Yıllarca bir yastığa baş koyduktan, acı, tatlı bir tastan aş yedikten sonra bir gün kadın kocasına beklemediği bir tarzda:

-Bey bey dedi. Efendi dedikse yeter artık, efendiliğini görelim. Biz de eller gibi yiyip içip hayatın zevkini sürelim.

Adam şaşırmıştı:

-Ne oldu, hanım, hanımcığım? Diyebildi. Kadın: 

-Bana hiç bakmıyorsun. Hani güzel bir evde oturmak? Ne vakte kadar darlık içinde durmak? Dedi. Adam:

-Fakirim, ama şerefimle çalışıyorum. Güzelim, bir erkek için hanımının giyim ve boğazına bakmak farzdır. Çok şükür bu konuda bir eksiğimiz yok. Çalışıp bakıyorum. 

Kadın gömleğinin yenini beyinin burnuna doğru uzatarak:

-Bak, şu hem kaba, hem kirli. Ne ipekli, ne kadife. Bunu hangi kadın tenezzül edip üstüne sokar.
Adam çaresiz: 

-Ben fakir biriyim. Elimden gelen bu, gücüm daha fazlasına yetmiyor. Nazik ve kibar hanımım. Lütfet, bu mu, boşanmak mı kötü? Zahmete sabır, sevgilinin ayrılığına sabırdan daha kolaydır

İstek ve arzuları terk etmek acıdır, ama Hak'tan uzak kalma acısından iyidir. 

Savaş ve oruç zordur ama Allah'ın kulunu korumayıp da bir derde uğratmasından kolaydır.

İyilik ve güzelliklerin sahibi Allah, ey dertli kulum nasılsın derse o kulda zahmet ve sıkıntı kalır mı?

Gönüllerin hekimi olan güzeller, hastalarının hatırını sormağa meraklıdır. Seveninden haberi olmayan sevgili yoktur. 

Öğrencilik zahmetine katlanan bir gün hoca olur. (Mesnevi, c.6,s.141)

(Yaşar Çalışkan,  Kızıl Postun Eşiğinde Hz. Mevlânâ'dan Seçme Hikâyeler, Nüve Yayınları, Konya, 2008)