AYNADA GÜZEL YÜZÜNÜ GÖR VE BENİ HATIRLA

 Hazret-i Yusuf'a bir çocukluk arkadaşı yıllar sonra misafir oldu. Misafir Hazret-i Yusuf'a kardeşlerinin ettikleri zulmü hatırlatınca Yusuf –aleyhisselam-: 

-O hal bir zincir biz de aslandık, boynumuza takıldı, dedi. 

Allah'ın kaza ve kaderi icabı zincire bağlanması aslan için ar değildir. Biz Hak'tan bize gelenlerden şikâyet etmeyiz. 

Aslan boynunda zincirle bütün zincir yapanlardan kuvvetlidir.

Misafir: 

-Kuyu ve zindanda nasıldın? Dedi. Hazret-i Yusuf:

-Ayın incelip hilal haline gelmesi gibiydim, dedi. 

Ay incelip hilal şekline girince zayıflar fakat sonra zamanı gelince gökte yine (bedir) dolunay olmaz mı?

Hazret-i Yusuf, misafirin torbasını görünce ve uzak ilden geldiğini anlayınca:

-Ey dost bize hediye ne getirdin? Dedi. 

Dostların kapısına eli boş gitmek değirmene buğdaysız gitmek gibidir. 

Cenab-ı Hak mahşerde: Hani hediyeniz? Bu gün için ne getirdiniz? Diye soracak. Sonra: Bize yalnız başına, muhtaç bir halde ilk yarattığımız gibi mi geldiniz? Buyuracak. 

Dünyadan ahrete dönüleceğini, Allah'ın huzuruna çıkılacağını ümit etmiyor muydunuz? Yoksa Kur'an'ın kıyamet ve ahreti anlatışı batıl mı geliyordu? Kıyameti ve ölümden sonra dirilmeği inkâr etmiyorsan o dostun kapısına böyle eli boş nasıl adım atıyorsun?

 

Uyku ve yemekten biraz tasarruf yap da Hakk'ı göreceğin vakit takdim etmek üzere hediye götür. (Şerh-i Mesnevi c.5,s.1170-1172)

 

Hazret-i Yusuf'un misafirden hediye istemesi misafiri adeta bunaltarak feryat edecek hale getirdi: Sizin için çok hediye aradım, hiç biri gözümü tutmadı. 

Bir tane altını altın madenine, bir damla suyu denize nasıl götüreyim? Dedim. Sana hediye olarak kalbimi takdim etsem ne kıymeti var? Senin yanında ve mülkünde bulunmayan yok, her şey var ve bol. Yalnız güzelliğin müstesna onun eşi bulunmaz. Sonunda nurlu bir kalb gibi parlak bir aynayı getirmeği münasip gördüm. O aynada güzel yüzünü gör ve gördükçe beni hatırla deyip getirdiği aynayı çıkarıp takdim etti. Ayna bir güzelin meşgul olacağı şeydir. 

Kırık saran çıkıkçı, ayağı kırık adamın yanına gider. Hasta ve illetli olmasa hekimlik mesleğinin güzelliği nasıl anlaşılır? (Şerh-i Mesnevi c.5,s.1484)

Kendi hata ve kusurlarını görüp tanıyan biri nefsini olgunlaştırmak için adeta on yedek atlı gibi süratle koşar. Kendini tam, kusursuz görenler tamamlama yönünde Hakk'a doğru uçamaz. Bilsen kendini kusursuz görmekten kötü illet yoktur. Şeytan “Ben daha hayırlıyım” deyip şaştı. Bu dert herkeste mevcut. Kendini tam ve kusursuz sanan adamın durumu dibinde pislik olduğu halde berrak görünen derenin suyuna benzer. Biri kızdırır veya bulandırırsa pisliği derhal meydana çıkar.               

Bıçak kendi sapını yontabilir mi? Yaranı git bir cerraha göster. 

Ey sırtı yaralı, sakın merhemi bırakma. İyileşmeni kendiliğinden değil merhemin etkisinden bil. (Şerh-i Mesnevi c.5,s.1488)

KENDİN AYIKLA

 

Kır saçlı biri, alelacele bir berber dükkânına geldi:

-Yiğidim, sakalımdan ağarmış kılları ayıkla, çünkü yeni evlendim, dedi. 

Berber adamın sakalını tamamıyla tıraş ettikten sonra adamın önüne koyup:

-Benim bir işim çıktı, lütfen sen kendin ayıkla, dedi.

 

 (Yaşar Çalışkan,  Kızıl Postun Eşiğinde Hz. Mevlânâ'dan Seçme Hikâyeler, Nüve Yayınları, Konya, 2008)

 Hazret-i Yusuf'a bir çocukluk arkadaşı yıllar sonra misafir oldu. Misafir Hazret-i Yusuf'a kardeşlerinin ettikleri zulmü hatırlatınca Yusuf –aleyhisselam-: 

-O hal bir zincir biz de aslandık, boynumuza takıldı, dedi. 

Allah'ın kaza ve kaderi icabı zincire bağlanması aslan için ar değildir. Biz Hak'tan bize gelenlerden şikâyet etmeyiz. 

Aslan boynunda zincirle bütün zincir yapanlardan kuvvetlidir.

Misafir: 

-Kuyu ve zindanda nasıldın? Dedi. Hazret-i Yusuf:

-Ayın incelip hilal haline gelmesi gibiydim, dedi. 

Ay incelip hilal şekline girince zayıflar fakat sonra zamanı gelince gökte yine (bedir) dolunay olmaz mı?

Hazret-i Yusuf, misafirin torbasını görünce ve uzak ilden geldiğini anlayınca:

-Ey dost bize hediye ne getirdin? Dedi. 

Dostların kapısına eli boş gitmek değirmene buğdaysız gitmek gibidir. 

Cenab-ı Hak mahşerde: Hani hediyeniz? Bu gün için ne getirdiniz? Diye soracak. Sonra: Bize yalnız başına, muhtaç bir halde ilk yarattığımız gibi mi geldiniz? Buyuracak. 

Dünyadan ahrete dönüleceğini, Allah'ın huzuruna çıkılacağını ümit etmiyor muydunuz? Yoksa Kur'an'ın kıyamet ve ahreti anlatışı batıl mı geliyordu? Kıyameti ve ölümden sonra dirilmeği inkâr etmiyorsan o dostun kapısına böyle eli boş nasıl adım atıyorsun?

 

Uyku ve yemekten biraz tasarruf yap da Hakk'ı göreceğin vakit takdim etmek üzere hediye götür. (Şerh-i Mesnevi c.5,s.1170-1172)

 

Hazret-i Yusuf'un misafirden hediye istemesi misafiri adeta bunaltarak feryat edecek hale getirdi: Sizin için çok hediye aradım, hiç biri gözümü tutmadı. 

Bir tane altını altın madenine, bir damla suyu denize nasıl götüreyim? Dedim. Sana hediye olarak kalbimi takdim etsem ne kıymeti var? Senin yanında ve mülkünde bulunmayan yok, her şey var ve bol. Yalnız güzelliğin müstesna onun eşi bulunmaz. Sonunda nurlu bir kalb gibi parlak bir aynayı getirmeği münasip gördüm. O aynada güzel yüzünü gör ve gördükçe beni hatırla deyip getirdiği aynayı çıkarıp takdim etti. Ayna bir güzelin meşgul olacağı şeydir. 

Kırık saran çıkıkçı, ayağı kırık adamın yanına gider. Hasta ve illetli olmasa hekimlik mesleğinin güzelliği nasıl anlaşılır? (Şerh-i Mesnevi c.5,s.1484)

Kendi hata ve kusurlarını görüp tanıyan biri nefsini olgunlaştırmak için adeta on yedek atlı gibi süratle koşar. Kendini tam, kusursuz görenler tamamlama yönünde Hakk'a doğru uçamaz. Bilsen kendini kusursuz görmekten kötü illet yoktur. Şeytan “Ben daha hayırlıyım” deyip şaştı. Bu dert herkeste mevcut. Kendini tam ve kusursuz sanan adamın durumu dibinde pislik olduğu halde berrak görünen derenin suyuna benzer. Biri kızdırır veya bulandırırsa pisliği derhal meydana çıkar.               

Bıçak kendi sapını yontabilir mi? Yaranı git bir cerraha göster. 

Ey sırtı yaralı, sakın merhemi bırakma. İyileşmeni kendiliğinden değil merhemin etkisinden bil. (Şerh-i Mesnevi c.5,s.1488)

KENDİN AYIKLA

 

Kır saçlı biri, alelacele bir berber dükkânına geldi:

-Yiğidim, sakalımdan ağarmış kılları ayıkla, çünkü yeni evlendim, dedi. 

Berber adamın sakalını tamamıyla tıraş ettikten sonra adamın önüne koyup:

-Benim bir işim çıktı, lütfen sen kendin ayıkla, dedi.

 (Yaşar Çalışkan,  Kızıl Postun Eşiğinde Hz. Mevlânâ'dan Seçme Hikâyeler, Nüve Yayınları, Konya, 2008)