“Homo” deyince çoğu kimsenin aklına homoseksüeller gelir. Nasıl gelmesin ki! Her geçen gün sanat, edebiyat, siyaset ya da bilim dünyasından çok bilinen bir ismin daha “homoseksüel” olduğunu açıkladığını duyup “Aaaa!” dediğimize göre çağ, onların çağı denilse hiç de yalan olmaz. Tabii ki bu söz eski çağlarda homoseksüellik yoktu anlamına gelmiyor. Homoseksüellik, “normal” olarak tanımlanan cinsel eğilimin “öteki”si olarak bir yerlerde vardı hep. Ancak bu, Sodom örneğinde olduğu gibi nadiren toplumsal ve aleni, ama kâhir ekseriyetle bireysel ve gizli-kapaklı idi. 

Şimdilerde dünya ölçeğinde bir aleniyet ve toplumsallık dalgasıyla karşı karşıyayız. Dernekler kuruluyor, şehirlerin işlek caddelerinde ve kalabalık meydanlarında standlar açılıyor; ne alakası varsa, gök kuşağı renklerini taşıyan bayraklarla yürüyüşler yapılıyor. Kimileri bunu bireysel özgürlükler kapsamında değerlendirerek “herkesin özel hayatı, nasıl isterse öyle yaşar” diyor. Muhafazakârlar yapılanların özel hayat boyutlarını aştığını, homoseksüelliğin adeta propagandasının yapıldığı söyleyerek duruma hükümetlerin el koymasını isterken liberaller hatta devrimciler ise -kendileri homoseksüel olmadıkları halde- konunun insan hakları bağlamında ele alınması gerektiğini öne sürüyorlar.   

İşin özel hayatı da, bireysel hak ve özgürlükler boyutunu da aşmaya doğru gideceği kesin gibi görünüyor. Hani şimdi bir uluslararası kuruluş çıkıp hükümette kaç kadın bakan var diye bakıyor ve kadınların sayısı erkeklerden az ise sizin ülkenize kırık not veriyor ya, hiç kuşkunuz olmasın, uzak olmayan bir gelecekte aynı uygulamayı homoseksüeller için yapacaklar.

***

Konunun İslam ülkeleri diye bilinen ülkelerde ne kadar hassas olduğunu bilmeyen yok. Buna rağmen feminist damarı kanatarak bu ülkelerdeki toplumsal çözülme konusunda epey bir mesafe aldığını gören uluslararası güçler şimdi homoseksüelliğe el atmış durumdalar. 

Bu güçler önce cinsiyet kavramını ele alarak onu yapı-sökümüne uğrattılar. Bu uğraştan “toplumsal cinsiyet” denilen yeni bir kavram çıktı. Sonra iş toplumsal cinsiyet eşitliğine geldi. O da önemli oranda halledildi. Şimdi gelinen nokta cinsellik açısından kadınla erkek arasında bir fark olmadığı noktasıdır. “Bunda normal olmayan ne var ki?” diyenler için ufak bir açıklama yapmak gerekebilir. Tabii ki cinsel ihtiyaçlar, cinsel davranışlar ve benzeri konular açısından kadın ve erkek arasında temel farklılıklar olmayabilir. Ancak konu bu değil. Varılmak istenen nokta, bir kadının bir erkekle ya da kadınla veya bir erkeğin bir erkekle ya da kadınla cinsel hayat yaşaması arasında herhangi bir fark olmadığı fikrini topluma yerleştirmektir.

***

Geçen yılın Haziran ya da Temmuz ayı içerisinde İstanbul'da bir yürüyüş yapılmıştı. Onur Yürüyüşü adını taşıyan bu etkinlik çerçevesinde kimi “İslâmcı” gruplar arasında yapılan tartışmaları okuyunca mayanın tutmaya başladığını fark etmiş ve kelimenin tam anlamıyla dehşete düşmüştüm.

Biliyorsunuz son seçimlerde bir siyasi parti homoseksüel aday gösterdiğini açıklayarak ülkemizde homoseksüelliğin toplumsallaşması konusunda önemli bir adım attı. Yarın bir gün benzer bir işi İslamcı diye nitelenen partilerden biri de yaparsa hiç şaşmayalım, çünkü dahil olmaya çalıştığımız Avrupa Birliği normları bunu da gerektiriyor. Ve Soros'un Açık Toplum Enstitüsü'nden tutun da AB'nin ilgili birimlerinin ve başta çeşitli Avrupa ülkelerinin diplomatik misyonlarının resmi fonlarına kadar birçok inisiyatifin bazen cinsel haklar, bazen de, trajikomik denilebilecek bir isimlendirmeyle, “üreme hakları” diyerek destekledikleri etkinliklerle homoseksüellik her geçen gün daha görünür kılınmaya çabalanıyor.

Konuyu kapatmaya hazırlanırken analizlerimin bireylerle, hele hele homoseksüel bireylerle hiç alâkalı olmadığını vurgulamalıyım. Olayın bireysel yanını, fail ya da mef'ul olarak bireylerin yaşadıkları trajedileri değerlendirmek bir köşe yazısının kapsam alanının dışında. Ben konunun toplumsal ve siyasal boyutuna, bir de varacağı son noktaya dikkat çekmeye çalışıyorum.

***   

Tabii ki bugünkü yazımı homoseksüellik üzerine yazmayı düşünmemiştim. Thomas Hobbes'un ünlü sözü “Homo homini lupus” yani “İnsan insanın kurdudur” cümlesindeki “insan” anlamındaki “homo”yu ele alarak insana dair homo sapiens, homo faber, homo sacer, homo economicus gibi tanımlamaları irdelemek istemiştim. Ama söz buraya vardı işte!

 
İnsan çoğunlukla söze hükmettiğini sanır, ama gerçekte insana hükmeden SÖZ'dür. 

***

Bu dünya yapıp ettiklerimizin yankılanıp bize döneceği bir dağdır. (Mevlâna)