Daha önceki yıllarda bu başlık adı altında bir yazı kaleme almıştım. Eski çıkınları bohçaları karıştırırken aklıma düşüverdi. Niye şimdi aklıma düştü sorusunu sorabilirsiniz?

1991 yılından vefat ettiği 2019 yılına Milli Gazetede yazı yazan rahmetli Mehmet Şevket Eygi’nin Sabah gazetesi mülakatında son yedi yılda yeni akım oluştuğuna işaret etmişti;

“Müslümanlar çağdaş modern hayata züccaciye dükkânına giren fil gibi girdiler.

O zaman züccaciye dükkânının sahibinin yerinde kimse olmak istemez. Ancak, dükkân sahibi maalesef bizleriz.

Evet, dünün mücahitleri bugünün ise şımarık müteahhitleri oluverdiler. Sonrasında oyun içinde oyun oynarken önce ben sonra ben sonrasında yine ben diyerek doymak bilmeyen iştahla götürenler bugün daha fazla götürebilmek adına yeni kapı arayışına girdiler ve buldular.

Böylesi bir zaman içinde sahip olmak üzere hesap kitap yaparak Rabbena hep bana diyerek azimle koşuyorlar.

Ömrünü bir gaye üzerine oturtmayanın dünyaya gelişini ve yaşayışını hiçbir zaman dengeleyemezsiniz öyle değil mi?

MUTFAK+YATAK+TUVALET arasında boru misali yaşamak mıdır bunların yaşantısı?

Para, makam, mevki derken hep sahip olmaktan öteye gidememek doyumsuz yaşamak sonuçta bu uğurda bitip ve kaybolmaktır.  Kanuni Sultan Süleyman öldüğüm zaman küçük sandıkcığı benimle beraber gömün diye vasiyet eder. Mezarın başında bir şekilde açılan sandığın içinden yaptığı işlerin istişare ve Şeyhülislam fetvası ile yaptığını ispat eden izinnameler ve fetvalar vardır. Fetvayı verenlerden olan Şeyhülislam;

--- Sultanım, sen kendini kurtardın, ya biz ne yaparız? Der. 

Öbür âlame ne götürülür, mal, mülk, makam-mevki, para götürülemiyor. Götürdüğümüz yaptığımız iyilikler, hayır dolu hizmetlerdir. Ne mutlu böylesi Allah rızasına nail olma adına sadakaı cariye hükmünde hizmet edenlere ve hizmet üretenlere? Ki, bu mutluluk sonsuzluktur…

Rahmetli Ahmet Kabaklı’nın çıkarmış olduğu Türk Edebiyatı Mart 2003 sayısında Ahmet Sevgi Hocamın yazısından not almışım; “Dünya Pazarı” yazısında sahip olmak için mi, var olmak için mi? Yaşanır sorusuna cevap arıyor.

Sahip olmak için yaşayanların tek düşüncesi para kazanmak zengin olmaktır. Dolayısıyla bu tür insanların dünya pazarında alıp sattıkları mal-mülk, makam mevkidir.

Ya var olmak için yaşayanların hedefi, gayesi ise iyilik yapmak başkalarına faydalı olabilmektir.

Var olmanın bu denli yaşamakla mümkün olacağına inananlar bulunduğu yere mahallesine,  köyüne, kasabasına, şehrine, ülkesine, marifet, fazilet güzellikler getirecektir. Ki, getirmektedir öyle değil mi?

Cenabı Allah’a sonsuz şükürler olsun ömrümüzü böylesi gaye üzerine oturtan misyonumuzun  ve can dostlarımızın bulunması bizleri sevindiriyor. Anadolu Bozkırından elleri nasırlı anne ve babalarımızı dahası atasını utandırmayan, helal kazanca vesile can Dosta selam olsun!

Hortumcuların hortumunu keserek Anadolu Türk Çiftçisinin en zor zamanında yanında olan, tüyü bitmedik yetimin hakkını hukukunu koruyan gerçek çiftçi dostlarına selam olsun.

Evet, rızkı veren Allah’tır. Ki, buna inancımız sonsuzdur. Ancak, rızkın Anadolu Türk İnsanına ulaşmasına vesile olmak, çalmadan çırpmadan, israf etmeden hizmet üretmek hizmet etmek, yapılmayanları yapılamayanları yapmak, sorumluluğu içinde Türk İnsanın maddi ve manevi rahatlatan, yeni istihdam, yeni iş imkânları sunan can dostlara selam olsun.

Riyadan gösterişten uzak yalnız ve yalnız Allah rızasına nail olmanın mutluluğu için çalışmak VAR OLMAKTIR. Hem bu dünyada hem de öbür dünyada yani ebedi âlemde de size VAR OLMAYI getirecektir.

Sonsuz zaman süresince kalacağımız ebedi âlemin azığını buradan yani bu dünyadan götüreceğiz. Yapılan hizmetlerin, iyiliklerin ve kendinden başkalarına faydalı olmanın değer bulacağı muhakkaktır..

Yılmadan usanmadan ibadet aşkıyla çalışanlar hem Allah indinde hem kulun yanında muhakkak kazanacaktır. Bu kazanca kimse mani olamaz ki, Hz. Mevlana “Kum fırtınaları önünde kimse duramaz “ diyor.

Hem bu dünyada hem de ebedi âlemde VAR OLMA adına ve bu hazla yazımız peygamberimiz (sav) duasıyla bitiriyorum;

“Allah’ım, bana her iki dünyada afiyet ver!”