Dünya bir kumar salonuna dönmüş. En garibi de şu ki oynamayan ayıplanıp, dalga konusu oluyor. En güzel hileyi yapıp çaktırmadan, aldatan ise ayakta alkışlanıyor. Bu hayat bana birkaç beden büyük olmaktan çıktı. Önceden aldığım ve benim üzerimde hoş duran onca güzelliğin değersiz olduğunu öğrendiğimden beri onlarca kilo vermiş, cılız bir hale gelmiş de o eski kıyafetlerimin içinde kaybolan bir ruha bürünmüş oldum.

Ne acı ki şu anı yaşamaya bayılıyoruz. Hesabımız kitabımız tozlu bir rafta veresiye beklemekte… Ödenir mi, yoksa görmemezlikten gelinip unutulur mu? Bilinmez!

Uzun zamandır bizler, kadınlar olarak ölmezden gelemiyoruz!

Bir hayli yorulduk. Fakat çocuk değiliz. Ben oynamıyorum deyip mızıkçılık yapamıyoruz. Yorganı kafamıza çekince tüm olan biten silinmiyor. Korktuğumuz rüyalar gözlerimizi açınca kaybolmuyor. Şimdilerde gözlerimi açmaktan korkar oldum. Uzun bir uykuya dalma hazırlığı içerisindeyim ama uyandıran bulunur elbet.

Bana sorarsanız tam bir mutluluk yok şu hayat denen fanide… Herkesin kendine göre derdi, isteği, arzusu, memnuniyetsizliği var. Hep bir şeyler eksik ya da fazlalıktan kaynaklı doyumsuzluk var. Hani bir sözde denir ya: “Kiminin ekmeği bayattır, kimininse pırlantası ufak…” Daha güzel anlatılamazdı sanırım.

Her zaman kırılan cam kesmiyor insanın etini işte… Bazen kırılan kalp, kırılan heves, kırılan hayaller, kırılan umutlar, kırılan birhayat kesiyor insanın can damarını… Belli bir yaştan sonra tükeniyor insanlar. Okullar bitirmekten ve hep daha fazlasını yapabilmek için didinip durmaktan...

Şayet ne kadar kendini paralarsan parala, o tırnaklarınla kazdığın hayatı avucunun içinden hiç acımadan çalan, hayata dair tüm umutlarını, hayallerini, güzelliklerini, hatta ve hatta yaşama hakkını alan biri karşına çıkıveriyor. Sen onla olmak iste ya da isteme… Zorla hayat hırsızlığı yapıyorlar.

Bağıra bağıra dilimizde tüy bitti. Sakalımız yok ki sözümüz dinlenmiyor haliyle!.. Oysa sakalından başka hiçbir şeyi olmayanlar; ceketlerinin önünü ilikleyip, “Pişmanım…” diye başlayan konuşmalarının sonunda her zaman haklı sayılıyorlar.

Olduk olası cinsiyet ayrımcılığı ile büyüyen varlıklarız. Çocukluğunuzdan itibaren düşünün masallarımız bile kadını kısıtlamak ve hayatına balta vurmaktan başka bir şey öğretmedi bilinçaltlarımızı… Bize empoze edilen “bir kadının düşmanı her zaman diğer bir kadındır” oldu. Küçükken bayıla bayıla dinlediğimiz masallara bakalım… Pamuk prenses çok güzel olduğu için öldürülmek istenip, evinden uzaklaştı ve yaşlı bir kadının elinden zehirli elma yediği için uzun bir uykuya daldı. Kırmızı başlıklı kız annesinin sözünü dinlemediği için kurda yem oldu. Külkedisi gizli saklı baloya gidip gece yarısını geçtikten sonra eve döndüğü için güzelliğini kaybetti.

Peki, sorarım masalların sonunda bu iyi kalpli, başlarına bin bir bela gelen kızların ödülü ne? Hatırlayın. Bir “PRENS”! Aman Allah’ım, inanılmaz değil mi?

Kadınlara çocukluklarından itibaren tek çıkış yollarının evlilik ve bir erkek olduğu anlatıldı. Fakat hayatın gerçeklerini yaşayan hiçbir kadın bunun böyle olmadığını çoğu zaman çok acı bir şekilde öğrendi. Biz kadınlar olarak o çok umutla hayatlarımıza aldığımız erkekler yüzünden ölmezden gelemiyoruz. Her gün onlarca kadın şiddete maruz kalıyor. Ve birçoğu dayanamayıp ölüyor.

Ben bir kadınım ve erkekle var olan bir canlı değilim. Kişiliğimle, kariyerimle, anneliğimle, evlatlığımla, insanlığımla, vicdanımla cennetin ayaklarımın altına serildiği bir insanım. Evlenmek bir kurtuluş ve güzel bir hayata kapı aralayan inanılmaz bir müessese değil. Hayatlarımızı idame ettirmek, bir yoldaş bulmak, anne olmak için seçilen bir yaşam seçeneği… Karşımıza çıkan adamları kaderimiz olarak görüp, her zorbalığa boyun eğmeyelim. Bizlerin de her alanda en az erkekler kadar yaşama hakkımız var. Evet, boşanmak Allah’ın sevmediği bir helal… Ve dikkat çekerim HELAL! Olmuyorsa olmuyor.

Şimdi diyorsunuz ki; “boşanmak çözüm mü yine peşimizi bırakmıyorlar!” Haklısınız. Burada devreye adaletin girmesi gerekiyor. Ve ne yazık ki bizim adaletimiz saklambaç oynamayı çok seviyor. Bizler ise bu hengâmenin arasında ne yazık ki onu bulamıyoruz. Çünkü bizim yaşamlarımızı kaybetme korkumuz olduğundan bir yere kıpırdayamıyoruz.

Bizim ülkemizde ne yazık ki kadın olmak zor ama kadın ölmek çok kolay… Fakat hepimiz bağırıyoruz ki birimizi duymuyorsanız diğerimizi görün, birimizi görmüyorsanız diğerimizin farkına varın. Üç maymunu oynamaktan vazgeçin. Bir kadını ikiye bölerseniz bir yarısı anne, diğer yarısı çocuk... Siz bir adını öldürürseniz hem bir anneyi, hem de bir çocuğu katletmiş olursunuz.

Duyduk duymadık demeyin Türkiye’de kadınlar ölüyor. Hem de savaştan çıkmışçasına… Biz ölmezden gelemiyoruz siz de görmezden gelemeyin!