Nakşibendî Hâlidi Şeyhi Mehmet Zahit Kotku Hocaefendi (1897-1980) -2-
Tekke ve zaviyelerin kapatılmasından sonra Bursa'ya dönen Mehmet Zahit Kotku hocaefendi, 1929 senesinde babası İbrahim Efendi'nin vefatının ardından onun yerine Bursa'nın İzvat Köyü'nde İmam-Hatiplik vazifesine başladı. On beş yıl kadar süren bu vazifeden sonra, Bursa il merkezindeki Üftâde Camii Şerifi İmam-Hatipliğine tayin edildi. Kaleiçi'ndeki baba evine yerleşti. 1945-1952 yılları arasında buradaki vazifesine devam etti. 1952 senesi Aralık ayında Gümüşhânevî Dergâhı postnişini ve eski dergâh arkadaşı Kazanlı Abdülazîz Bekkîne'nin vefatı üzerine talebelerinin ve sevenlerinin ısrarlı davetleriyle İstanbul'a taşındı. Fatih Zeyrek'teki Çivizâde Camii İmam-Hatipliğine tayin edildi. Bir ara yine Zeyrek'teki Ümmü Gülsüm Mescidi'nde İmam-Hatiplik yaptı. Ekim 1958 tarihinde Fatiİskender Paşa Camii'ne naklolunarak vefatına kadar bu vazifede kaldı.
Gerek Bursa'da gerekse İstanbul'da bulunduğu sırada etrafında toplananlara vaaz ve nasihat ederek yol göstermeye çalıştı. Pazar günleri ikindi namazlarını takiben devamlı ders verirdi. Ahmet Ziyâüddîn Gümüşhânevî hazretlerinin derlediği Râmûzü'l-Ehâdis isimli hadis-i şerif kitabını okuyup açıklardı. Selamlaşmanın önemiyle ilgili; Selâmı yayınız. hadis-i şerifini açıklarken: Selam sadece iyi dilek ve temennilerin sözle ifade edilmesinden ibaret kuru bir görev değildir. Gerçekte selam, yolda karşılaştığımız bir kardeşimizin ihtiyacının var olup olmadığını, varsa bizimle giderilebilecek bir tarafının bulunup bulunmadığını, öğrenip elimizden geleni yaptıktan sonra yola devam edip gitmektir. buyururdu.
Müslümanların birlik ve beraberlik içinde bulunmaları gerektiğini açıklarken de şöyle buyurdu: Görmez misin ki, yağmur ne kadar çok yağarsa yağsın, tanecikleri hemen birleşir, toplanırlar. Derken dereler, nehirler meydana gelir. Neticede bunlar barajları doldurur. Enerji santrallerini işletir, araziyi sular, şehirlerin elektriğini temin ederler. Bu nimet sayesinde insanlar rahata kavuşur, işleri kolaylaşır. Bu ne büyük bahtiyarlıktır. Bundan ibret almalı, birlik ve beraberliğimizi temine çalışmalıyız. Tek tek hareket edersek, hepimiz helâk oluruz. Ne kadar dindar olursan ol, birlik ve beraberliği her işin üstünde tutmadıkça, herkes kendi başına buyruk hareket ettikçe bir yere varılmaz. diyerek Müslümanların biran evvel İslam Birliği'ni kurmalarına ve bunu Allah'tan istemelerine işaret ederdi.
Abdülaziz Bekkine Efendi üniversite öğrencilerini fakültelerin kapısında ziyaret ederek öğrencileri evlerine davet ederler. Onların hem maddi ihtiyaçlarını giderirler hem de manevi ihtiyaçlarını! Namaz kılmayı, ibadetin hazzına varmayı, yaptıkları kalpleri etkileyici hoş sohbetlerle öğretirlerdi. Mehmet Zahit Kotku Hocaefendi bu zatın vefatından sonra emaneti devralmışlar ilk kez sosyal organizasyon ve faaliyetlere imza atılmıştır. İlim Yayma Cemiyeti, Sönmez Neşriyat gibi merkezler o kaynağın irşad ve yönlendirmesiyle ortaya çıkmıştır...
Bu tekkeden feyz alan üniversiteli gençler, vatan ve millet aşkıyla gece gündüz çalışmışlar ve bugün bile hala yetersiz olan barajlar, köprüler, yollar, elektrik ve elektronik hizmetlerini başlatmışlardır.
Mehmet Zahit Kotku Hocaefendi bu fakir milletin zenginleşmesi için çok ortaklı şirketleri tavsiye etmiş, bu noktadan hareketle Gümüş Motor ve Tümosan kurulmuştur. Yine manevi kalkınma için dergiler, gazeteler, kitaplar neşredilmiş, aile kurumunun güçlendirilmesi için vakıflar ve dernekler kurulmuş, toplum ahlaki ve manevi eğitimden geçirilmiştir.
Son yıllarını rahatsızlıklar içinde geçiren Mehmet Zahit Kotku (r.a.), şiddetli ağrılarına rağmen sohbetlerine devam etti. 1979 senesi yazında uzunca bir süre kalmak niyetiyle gittiği Hicaz'dan 1980 senesi Şubat ayında ağır hasta olarak döndü. Mart 1980'de ameliyat edildi. Ameliyattan sonra yavaş yavaş düzeldi. Hatta 1980 Ramazan orucunu aksatmadan tuttu. Teravih namazını hatimle kılıp, vaazlarına devam etti. Hac mevsimi gelince, hac vazifesini yerine getirmek üzere mübarek topraklara gitti. Fakat hastalığı tekrar nüksetti. Hac vazifesini güçlükle yerine getirip, sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.)'in kabr-i şerifini ziyaret ettikten sonra Kasım 1980'de ağır hasta olarak İstanbul'a döndü. Dönüşünden bir hafta sonra 13 Kasım 1980 (Muharrem 1401) Perşembe günü öğleye yakın vefat etti. Cenazesi 14 Kasım Cuma günü İstanbul Süleymaniye Camii'nde Hacı Mahmut Efendi tarafından kıldırılan cenaze namazından sonra, Süleymaniye Camii haziresinde hocalarının yanına defnedildi. Kabri sevenleri tarafından ziyaret edilmektedir. Allah rahmet eylesin. Amin!
Vefat tarihi olan 13 Kasım 1980 tarihli takvim yapraklarında tevâfukan çok mânidar ibareler yer alıyordu. Meselâ bunların birindeki şu parça ne kadar şâyân-ı taaccübdür:
Arkamdan Ağlama
Öldüğüm gün tabutum yürüyünce
Bende bu dünya derdi var sanma!
Bana ağlama,
"Yazık, yazık!" "Vah, vah!" deme!
Şeytanın tuzağına düşersen vah vahın sırası o zamandır.
Yazık yazık asıl o zaman denir.
Cenâzemi gördüğün zaman "Elfirak, elfirak!" deme!
Benim buluşmam asıl o zamandır.
Beni mezara koyunca elvedâ demeğe kalkışma!
Mezar cennet topluluğunun perdesidir.
Mezar hapis görünür amma,
Aslında canın hapisten kurtuluşudur.
Batmayı gördün ya, doğmayı da seyret!
Güneşle aya batmadan ne ziyan gelir ki?
Sana batma görünür amma
Aslında o doğmadır, parlamadır.
Yere hangi tohum ekildi de yetişmedi?
Neden insan tohumu için
Bitmeyecek, yetişmeyecek zannına düşüyorsun?
Hangi kova suya salında da dolu olarak çekilmedi?
Can Yusuf'un kuyuya düşünce niye ağlarsın?
Bu tarafta ağzını yumdun mu, o tarafta aç!
Çünkü artık hay-huy'un, Mekânsızlık âleminin boşluğundadır.
Hz. Mevlana
Muhammed Acıyan
Kültür Dünyamızdan