“Bir insan, Malazgirt'te inanışının şahlanışını yaşamadan,

Kosova'da, Niğbolu'da bir kılıç olup parlamadan,

Ulubatlı Hasan olup İstanbul'u fethetmeden,

Sultan Fatih olup atını denize sürmeden

Kanuni Sultan Süleyman olup Avrupa'nın içine yürümeden

Seyit Çavuş olup, 200-250 kilogramlık mermiyi 'Ya Allah' diyip topun ağzına sürmeden

Sakarya'da düşman siperlerinin arasına girmeden 

Ve Kıbrıs'ta düşman tahkimatının arasından geçmeden, Milli Görüş'ün ne olduğunu anlayamaz...” demişti cennet mekan Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan...

Türkiye Cumhuriyeti'nin görüp görebileceği ender liderlerden biriydi rahmetli Erbakan...

Hem bir ilim adamı, hem bir devlet adamı, hem iyi bir siyasetçi ve hem de motor ustasıydı...

Milli Görüş'ün lideri olan Prof. Dr. Necmettin Erbakan, rahmetli oldu olmasına ama arkasında kocaman bir miras bırakarak, en sevgiliye kavuştu...

Neydi bu büyük miras?

Bu miras Malazgirt'in şahlanışını yaşayan, Kosova'da, Niğbolu'da bir kılıç olup parlayan, Ulubatlı Hasan olup İstanbul'u fetheden, Kanuni Sultan Süleyman olup atını denize süren insanların yaşattığı koca bir davaydı...

Dava ya dava...

Muhterem Erbakan Hocam bugünleri görse, evlatlarına bıraktığı davanın bugün ne halde olduğunu bilse ne derdi, ne yapardı acaba?

'Sizi gidi yaramazlar sizi' diyerek 'Gelin bakalım, şu dava derslerimize tekrardan çalışalım' mı derdi; yoksa elinin tersiyle itiverir miydi?

Erbakan Hoca da her fani gibi öldü.

Ama onun arkasında bıraktığı dava, ölmemesi gereken, ebediyen var olması gereken kocaman bir davaydı. 

İslam davasıydı...

Milli Görüş, milli bir davaydı. 

En milliyetçiden daha milli, en İslamcıdan daha ümmi bir dava...

Milli Görüş'ü elbette ki bir siyasi partiye indirgeyecek değiliz. Bunu düşünmek ahmaklık olur. Ancak, rahmetli Erbakan Hoca'nın bıraktığı en büyük miraslardan biri de Milli Görüş'ün tek temsil makamı olduğunu söylediği o siyasi partiydi. 

Bugün bu davayı sürdürenlerin takkelerini önüne koyup, düşünme zamanıdır. 

Erbakan Hoca'nın sadece belli bir kitleye değil tüm ümmete emanet edip gittiği dava ne hale geldi. 

İş bilmez insanların iş başında olduğu bir rejim elbette ki günden güne eriyip gidecektir. 

Bugün Saadet Partisi'nin geldiği noktaya baktığımızda bunu görmekteyiz. 

Kimse küsmesin, kızmasın. Kızılacaksa da özeleştiri yapılarak kızılsın. Dünden bugüne ne değişti de bu koskoca davayı savunan siyasi güç böylesine yok olmaya mahkum edildi. 

Evet, bir avuç insandı bu davanın neferleri. Ama o bir avuç insanın göğsündeki iman, zaferden zafere koşardı. O bir avuç insan, göklere sığmaz, enginlerden aşardı. 

Ya bugün?...