Allah'ın günleri arasında ayrım yapmak caizse, ben kendi adıma Mart ayını pek sevmediğimi söyleyebilirim.
Mart denildi mi hemen aklıma eski bir Maliye Bakanı gelir.
Sonradan gözden düşen gözdelerden biriydi muhterem. Bakanlıktan sonraki günlerini sağlık sorunları ile uğraşarak geçirdiği için kendisi için üzüldüğümü de belirtmek isterim.
Bu muhterem zat, bir Mart ayında şu veciz sözleri sarf etmişti, Maliye Nazırı olarak! Mart ayında bir kediler boş durmaz bir de maliyeciler boş durmaz.
Ben bu veciz sözün o kadar tesirinde kalmış olmalıyım ki, küçük işyerimizi denetlemeye gelen vergi memurlarına oldukça agresif davranış göstermiştim. Benim bu agresif tavrım, gelen memurların dikkatinden kaçmamış olacak ki arkadaş neden bu kadar gerginsin diye sual etmek zorunda kalmışlardı.
Elbette sadece vergi cihetinden sıkıntılı olduğu için Mart ayını sevmemezlik hakkaniyetle bağdaşmaz.
Başka sebepler de olmalı!
Mesela Mart ayı sürpriz soğuklarla anılır. Mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır. derler.
İnsanlar ağır kış şartlarından bitap düşüp dört gözle baharı beklerken Mart, dondurucu soğuklar ile adeta sürpriz yapar.
Suyunu çekmiş paralar ile bitmiş yakıt, soğukta sulu bir şaka gibi gelir insana!
Bu sene Mart ayının dertlerine bir dert daha eklendi.
Adeta savaşa dönüşmüş bir süreci yaşamak zorunda kaldığımız yerel seçimler var bu ayda.
İlk defa bu kadar amansız bir savaşa tanıklık ediyoruz ve ben, yorgunum hancı diyerek durumumu anlatmaya çalışıyorum.
Zihnimi ve bedenimi bu kadar yoranlardan müştekiyim.
Ferdin ve toplumun dengesini bozanlar eserleriyle övünebilirler.
Şimdi daha iyi anlıyorum;
Kurtlar Vadisinde Çakır öldü diye mevlüt okutanları anlıyorum!..
Şehzade Mustafa'yı öldürttüğü için Kanuni dedemiz hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunan zat-ı muhteremi anlıyorum.
Yaşlı amcaların sinir sistemleri daha dayanıksız, bunları biraz olsun rahatlatayım diye yaşlıları Eyvah Eyvah 3 filmine götüren Karatay Belediye Başkanı Mehmet Hançerli'yi anlıyorum.
Hz. Peygamberin rüyada twıtterları artırın diye talimat verdiğini söyleyen ve buna inanan şahısları anlıyorum.
Bulduğu zerre kadar fırsatı vurgun yapmak için değerlendiren şahısların, herkesin dürüst olmasını yüksek sesle talep etmelerini anlıyorum.
Seçimin s sinin bile işlemediği cemaatin demokrasi havarisi kesilmesini anlıyorum.
On yıldan fazla iktidarda olanların ölümcül sorunlar karşısında, sanki muhalefetteymiş gibi mağduriyet edebiyatı yapabilmelerini anlıyorum.
Kifayetsiz muhterislerin, sadece kendilerini sadıklar zümresinde görmelerini anlıyorum.
Bütün bunları anlıyorum, çünkü ben normal bir ülkede yaşayan normal bir vatandaş değilim.
Herkesin kendini rahatlıkla haklı çıkarabildiği; ama kimsenin haklı olmadığı bir ülke burası!
İroni olsun diye şöyle de söylemek mümkün, merhum Hoca Nasrettin'den mülhem, herkesin haklı olduğu bir ülke burası.
Kendisine kötü kader yazdığına inandığı Allah'a karşı gelmekten korkan; ama felek diye bir şey icat edip ona sitem eden halkın ülkesi burası.
İçki bayiinden cami için hayır alma teknikleri bulma konusunda gerçek bir uzman olan halkın ülkesi burası.
(İçeri Çumra da yaşanmış bir hayır alma hikâyesi!)
Uzatma arkadaş dediğinizi duyar gibiyim.
Haklısınız!
Mart ayı, neden beni bu kadar dertlendirdi doğrusu makul bir cevabım yok.
Benim gibi fikir fakiri birinin yazar sınıfına dâhil olduğu bir ülke burası.
Fikri olmayanın zikri nasıl olur? İşte bunu anlamıyorum!