Geçtiğimiz günlerde bir işyerini ziyaret ettiğimde duvarında misyonumuz ve vizyonumuz yazan bir pano gördüm. Fotoğrafını da çektim.

O an bir anda 1990 yılların başında başlayan misyon ve vizyon yazma furyası aklıma geldi.

O zaman İnternette firmaların ve kuruluşların siteleri yoktu ama kataloglar çok meşhurdu.
Firma sahipleri katalogları hazırlarken bazen kapağın içine bazen ilk sayfalara özel misyonumuz, vizyonumuz diye özel sayfalarla kim olduklarını anlatmaya çalışırlardı.

Hatta misyon ve vizyon eğitimleri modaydı.

İş yeri sahipleri ya da patronun gözüne girmek isteyen yöneticiler o sayfalara aslında ne olduklarına çok da bakmaksızın o an ifade edebildikleri en güzel cümleleri yazarlar, sonra da olmuş mu diye, başkalarını etkiler mi diyerek defalarca düzeltirler sonra da bir daha ne yazdıklarına bakmazlardı.

Artık iyi bir misyon ve vizyon yazılmış, iş yeri sahibi en iyi patron olmuş müşterilerinin gözünde başarıyı yakalamış, güveni sağlamış olurlardı. Tabii ki kağıt üzerinde. Yöneticiler de patronun gözünde artık kendilerini hiç olmazsa o an çok başarılı göründüklerine inanırdı. Kimi iş yeri sahibi güvendiği ve beğendiği firmanın katalogunu inceler ya aynısını yazar ya da çok az değişiklikle kopyalardı.

Bunlara bakınca sanırsınız artık firmamız sürdürülebilir kalite, güvenlik, iş sağlığı, müşteri memnuniyeti gibi meziyetlere sahip olmuş hissine sahip olur! Böylece bu durumla sosyal ve ekonomik sorumluluğumuzu da yerine getirmiş olarak misyona sahip olmanın gururunu yaşar ve bunu panolarımıza asardık. Çünkü bu meziyetler ziyaretçi misafir ve müşteriler de bilsin isterdik. Ne de olsa güven vermeliydik!

Bunu gerçekleştirecek bir sistemimiz var mı? Organizasyona sahip miyiz? İnsan kaynaklarımız yeterli mi ? sanki bunların önemi yokmuşçasına süslü ifadelerle; afişler, panolar, kataloglar yapar, bol bol para harcardık.

İnternet çıkınca da bunları web sitelerimize koyduk.

Hatta siyasi partiler, firmalar, sivil toplum örgütleri bu misyon ve vizyon yazım işini çok ciddiye aldılar. Hatta yüklü paralarla hocalara yazdırdılar. Organizasyona hiç gelmemiş, gelse bile kurumun ne amaçla kurulduğunu, bunu gerçekleştirme kapasitesinin olup olmadığını, potansiyelini hiç araştırmadan en güzel misyon ve vizyon yazsını yazıverirlerdi. Tabii yüklü paralarla…

Web siteleri gelince ne oldu?

Web siteleri de aynı kataloglar gibi hayata geçme imkanı olmayan misyonlarla dolmuştu.
Uzun aylar güncellenmeden. Hatta yıllarca güncellenmeyen web siteleri var.
Ya vizyon?

Öngörü, feraset, tasarım, geleceğe dair stratejiler, bütçeler, planlar geleceğe dair iddialar bugün bile henüz birçok kurum ve işletme açısından henüz oturmamış kavramlar.

Günü birlik kararlarla yönetilen kurumlar, kopyalama zihniyeti bir türlü vizyoner bir duruş ve bakış açısına sahip olamıyorlar tabii.

Bu kültürel olarak toplumun genelinde var olan yapımız desek yeri.

Tıpkı kurumlar gibi birey olarak bizler de dünyaya ne için gönderildik? Potansiyelimiz ne ? Bilmediğimiz hangi yetenek, beceriye sahibiz? Bunları çok da önemsemediğimiz için irademiz de kaliteli tercihlerle kaliteli yaşamlar üretmeye yönelmiyor.

Alışkanlıklarımıza hapsolmuş kişiliklerimiz aslında içimizde barındırdığımız belki de sadece kendimizi değil çevremizi toplumumuzu da olumlu yönde değiştirebilecek potansiyele sahibiz ama kültürel körlüklerimiz çoğu zaman bizleri çaresizleştiriyor.

Belki çok iyi sanatçıyız, çok iyi bir yöneticiyiz, çok kabiliyetli, teknik insanlarız, çok derin tıp uzmanlarıyız ,ustayız operatörüz,sporcuyuz,müzisyeniz ama kabullenmiş olduğumuz hayatı mutlak doğru olarak kabul ettiğimiz için bu özelliğimizi çok da irdelemiyoruz, farkına varamıyoruz.

Öğrendiğimiz ya da bize öğretilen doğruların yıkılmaz duvarları arasında yaşıyoruz. Hatta becerebilsek evreni kendi sığ dünyamıza sığdırıvereceğiz.

Bunun için öyle kurnazlıklar yapıyor, öyle stratejiler geliştiriyoruz, öyle bahaneler üretiyoruz ki; bu gayreti kendimizi tanımak için kullansak, kesin şimdikinden çok daha başarılı olacağız. Oysa biz bırak kendi misyonumuzu keşfetmek için uğraşmayı; neredeyse sahip olabileceğimiz bir hayatla savaşıyoruz bile…

Belki de birey olarak bizler, ekonomik,siyasi kurumlar sivil toplum örgütleri olarak gerçek misyonumuzu sahip olduğumuz potansiyelimiz, kuruluş ve yaşamda var oluş amacımızı bilerek ve keşfederek misyon edinsek ve bu misyonumuza uyup uymadığımızı sürekli kontrol ederek gelişmelerimizi izlesek eminim şimdiki durumumuzdan çok farklı oluruz.

Şirket duvarındaki o misyon ve vizyon tablosunu o işyerini iyi tanıyan arkadaşıma gösterdim. Bu yukarıdaki eleştirileri de yapınca; o tablo buradaki önceki şirkete aitti, bunlar da burayı alınca indirmemişler. O firma battı dedi.

Düşünmeden edemiyorum sonuçta iş yeri sahibi, yönetici bu toplumun bireyleriyiz.

Acaba gerçekten vizyon sahibi işletmeler kursak, kurumlar ve işletmelerde vizyoner bir bakış açısı geliştirsek çok mu zor? Hayır sadece samimiyet ve gayret lazım.

Yoksa en kaliteli, insana en değer veren, çevreyi en çok düşünen, iş sağlığı ve iş güvenliğini yaşam biçimi yapmış, verimlilik ana düsturumuz, sosyal sorumluluk bilincimiz okyanuslar kadar geniş diyerek yazdığımız bir beyanın altında kalmaz mıyız?

Kalite standardımız yok, insan ilişkilerimiz zayıf, yönettiğimiz kurumlar yerinde sayıyor, yönettiğimiz devlet kurumları ve işletmeler yerlerde sürünüyorsa o zaman bu bizim misyonu beyan ederken bilinçsiz olduğumuzu gösterirken aynı zamanda vizyonumuzun da olmadığını göstermez mi?

Keli felli firmaların , siyasi partilerin ve kurumların sitelerine bakın, sivil toplum örgütleri hepsinden vahim… Yazabildiği kadar yazmışlar, vizyonu öyle abartmışlar ki; onların gerçekleri ile karşılaştırınca makyajın döküldüğünü daha iyi görebiliriz.

Tıpkı kağıt bebek dediğimiz içinde kültür olmayan sadece vücut güzellikleri, makyajları ve giyimleri ile bir dünya güzeli olan mankenlerin konuşmaya başladıklarında güzellikleri çirkinliğe dönüştüğü anlar gibi

Kağıt üzerinde misyon ve vizyonla maalesef kurumlar gelişemiyor..