Konya kültür âleminde son yıllarda adından sıkça söz edilen Tayyar Yıldırım, üç önemli kültürel derneğin müdavimi olmaktan başka şiir ve hikâye kitabıyla da dikkatleri üzerine çekti. İvriz Öğretmen Okulu'nu bitirip Astsubay olan, emekli olduktan sonra da kültür dünyasının içinde yer alan Tayyar Yıldırım ile hem hayat hikâyesini hem kültürel çalışmalarını konuştuk.

Uytıutıoyuouıo

Umut dolu gelecek bıraktılar Umut dolu gelecek bıraktılar

Hayata gözlerinizi nerede ve ne zaman açmışsınız?

Seydişehir Oğlakçı köyünde dünyaya geldim. Benim iki doğum tarihim var. Anamın anlattığına göre ben, babamın askere gittiği yılın ‘orta namaz’ gününde dünyaya gelmişim. Bizim köyde Recep, Şaban ve Ramazan ayları içindeki özel günler, ‘ilk namaz’, ‘orta namaz’ ve ‘son namaz’ diye adlandırılır. ‘orta namaz’ Hicri yılın Şaban ayının 15 inci günü yani Berat Kandili oluyor. Anam benim doğum hikâyemi, “o gün orta namazdı, on beş gün sonra oruç tutulmaya başlandı” diye anlatır hep. Hicri 15 Şaban, babamın askere gittiği yıl olan 1959 yılında 22 Şubat tarihine denk geliyor. Bu tarihten neredeyse 3 yıl sonra yani 26 Nisan 1962 tarihinde kaydedilmişim nüfusa... Dediğim gibi doğduğum zaman babam askerdeymiş, izine gelip gidiyormuş ama o günkü ulaşım şartlarında beni nüfusa yazdıramamış. Askerden sonra da İzmir’e hamal olarak gitmiş, Bu sebeple üç yıl geç yazılmışım. Resmi kayda göre dört yaşımdayken ilkokula başladım. Köyümüze okul 1965’de açılmıştı ve ilk sene, nüfus cüzdanımda üç yaşında göründüğüm için öğretmen beni okula almadı. Hâlbuki ben ana yaşıyla 6 yaşınaydım ve okuma yazmayı da babam ve amcam bana öğretmişlerdi. Ertesi yıl yani 1966 ‘da ben 4 yaşındayken öğretmen, bu defa yaşıma bakmadan okula kaydetti.

6456456Y52542342

Eğitim hayatınız hangi okullarda geçti?

İlkokul üçüncü sınıftayken dört ve beşinci sınıfların test sınavlarına girerdim ve her defasında birinci olurdum. İlkokulu da 1971’de birincilikle bitirdim. İlk öğretmenim olan Muzaffer Öner Hocam, beni sürekli olarak okumaya teşvik etti. Babama da sürekli olarak “Tayyar’ı mutlaka okutalım, bu çocukta bir ışık görüyorum ben” derdi. Babam da zaten beni hep ‘okutacağını’ söylerdi. Babama ve öğretmenime rahmet diliyorum. Cennet, mekânları olsun inşallah.

Sonra devlet parasız yatılı öğretmen okulu sınavlarına girdim fakat ilk girişimde kazanamadım. Bir yıl sonra yani 1972 yılında girdiğim İki aşamalı sınavı kazanarak İvriz Devlet Parasız Yatılı İlköğretmen Okulu’na girdim. Okulumuz yedi yıl eğitim öğretim veriyor, öğrenciler bu 7 yıllık eğitimin ardından köy ilkokullarına öğretmen olarak atanıyorlardı. 1974 yılında çıkarılan ve uygulanan kanunla bu okullar öğretmen lisesi statüsüne dönüştürüldüler, eğitim süresi de altı yıla düşürüldü. Bu sebeple biz lise mezunu olduk. Bu durum benim hayatımda uğradığım ilk haksızlık oluyordu. Zira 7 yıllık ilköğretmen okulu iki aşamalı sınavına katılmış, ikisinden de başarı ile çıkmış ve bu hakkı kazanmıştım. On binlerce öğrenci gibi kazanılmış bu hakkımız zorla elimizden alınmış ve ilkokul öğretmeni açığı her türlü eğitim veren liseden mülakatla alınan ve “hızlandırılmış eğitim” adı verilen, süresi 45 gün, 75 gün olan eğitimlerle öğretmen yapılanlardan karşılanmıştı. Ben 1978’de İvriz Öğretmen Lisesi’nden mezun olduktan sonra İzmir Hava Teknik Okullar Komutanlığı’nda bulunan Hava Astsubay Okulu’na girdim. Buradan 1980’de mezun oldum ve Türk Hava Kuvvetleri’nde Astsubay olarak hizmet etmeye başladım.

 Şlhlkhjlk78686

Oğlakçı’da tahsil durumu nedir?

Ben, köyden okumak üzere dışarıya çıkan üçüncü şahsım... Henüz üç yaşlarımda İzmir’i görmüştüm. Demem o ki dünyanın, köyümden ibaret olmadığını gören ve anlayan köyümdeki ve belki de Anadolu’daki milyonlarca çocuğun içinde şanslı olanlardandım. O yaşlarda benim gibi herkes, İzmir’i ya da bir başka büyük şehri görme fırsatı bulmuş olsalardı eğer belki de hepsi okumaya yönelebilirdi. Zira ben o yaşımda otomobilleri, trenleri, vapurları, apartmanları, denizi, elektriği, suyun musluklardan akışını görmüştüm. Bu görüntülerin fotoğrafı zihnimden hiç silinmedi ve beni okumaya teşvik eden görüntüler oldu hep...

Köyde okulun olmadığı zamanda yani 1965’ten önceki yıllarda, amcaoğlum Mevlüt Yıldırım çevre köylerde ilkokulu bitirip yüksek tahsile de vakıf olmuştu. Daha sonraki yıllarda, çalışma bakanlığında müfettişlik görevinde bulunmuştu. Amca oğlum köyümüzün ilk tahsilli kişisi olmuştu. Daha sonra, benden iki yaş büyük olan dayım Hüseyin Candan, Karaman, Devlet Parasız Yatılı Lisesi’ni kazandı ve orayı bitirip Selçuk Eğitim Enstitüsü’nden mezun olarak öğretmen olmuştu. Ben köyden okumak için ayrılan üçüncü, Oğlakçı İlkokulu’nu bitirip tahsiline devam eden ikinci kişiyim.

Yeri gelmişken şöyle de özelliğim var. Bu konularda ilkleri yaşayan da bir ailenin ferdiyim. Dedem Hasan Yıldırım köyümüzün ilk SSK (işçi) emeklisi, Babam köyümüzün ilk Bağ-kur (esnaf) emeklisi ben Tayyar Yıldırım da köyümüzün ilk Emekli Sandığı (memur) emeklisi oluyorum. Böyle de bir ilklerin içindeyim. İlk muvazzaf asker olma özelliği de bende bulunuyor.

Işklişlkilk97897

Nerelerde görev yaptınız?

İlk görev yerim Kütahya Hava Er Eğitim Tugay Komutanlığı oldu. Sonra Çiğli 2. Ana Jet Üs Komutanlığı’nda on bir yıl çalıştım. 1991-98 arasında Amasya Merzifon Hava Radar Mevzi Komutanlığı’nda görev yaptım. Son olarak Konya 3. Ana Jet Üs Komutanlığı’nda, 1998-2005 arasında çalıştım ve kendi isteğimle emekli oldum. Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki görevime devam ederken, Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde lisans eğitimim tamamladım.

,Ik,Ikl,Ik,

Kamuoyu sizi şiirlerinizle tanıdı. Edebiyata ilginiz ne zaman ve nasıl başladı?

Ortaokulda ve lisede öğrenciyken yaz tatillerimi köyde geçiriyordum. Zamanın ilkel yöntemleriyle tarım yapan babama yardım ediyordum. Gök ekinler, altın sarısı başaklar, dumanlı dağlar, oğlaklar, kuzular… Köyde, böyle bir hayat yaşamak bile şairliğin bir adımı olsa gerektir. Bir de ben yapı olarak gördüğüm nesnelere sadece o nesne anlamı yükleyerek bakmam. Onda farklılıklar ararım hep. Şiiri sevmemde belki bu durumumdan kaynaklı bir sebep de olmuş olabilir.

Lisede öğretmenim şiirle ilgili sorular sorunca ben, “Hocam mesela ben bir gazeteyi elime alınca ilk olarak ‘içinde bir şiir var mıdır?’ diye bakar sonra diğer hususlara göz gezdiririm.” şeklinde cevap vermiştim. Gerçekten, içinde şiir varsa o gazetenin tamamını okumam uzun sürmezdi. Şiir o gazetenin anahtarı idi benim için. Tabi o zamanlarda gazetelerde şiir köşeleri, hikâye köşeleri olurdu hep.

Şiir sevgim, İvriz’de öğrenciyken başladı. Bir harita metot defteri, kendi yazdığım şiirle doluydu. Fakat o şiirleri hazin bir şekilde yitirdim.12 Eylül 1980 darbesinde ben askeri okuldan yeni mezun olmuştum. Mehil müddetindeydim. Darbecilerin evlere baskın yapıp yasak yayınlar aradığı, insanların bir kitap yüzünden sorgusuz sualsiz içeride tutulduğu o günlerde başladım ilk görevime. Ben Kütahya’da görevde iken, ailem telaşa kapılmış... Babam, “Oğlum asker oldu, kitaplarının arasında belki yasak olanlar da vardır, başına bir iş gelip zarar görmesin.” düşüncesiyle iki bavul kitabımı sobada yakmış. Şiirlerimin olduğu harita metot defteri de yakılan o kitapların arasındaydı. Dolayısıyla benim 1980 öncesi yazılı hafızam bir ihtilalin gazabına uğradı ve kül oldu.

Kitaplarımın yakıldığını, göreve başladıktan iki ay sonra izne geldiğimde öğrendim. Bavulların boş olduğunu görünce kitaplarımı sordum. Babam, “Bir kitap yüzünden seni askeriyeden atarlar diye korktuğum için yaktım.” dedi.

Şiir defterimden başka bu kitapların içinde, “Mevlana” konulu bir defterim daha vardı. Bitirme notu almak için yaptığım edebi bir ödev çalışmamdı ve o ödevden dokuz almıştım. Bir de tarihteki Türk devletlerini çalıştığım bir ödev defterim daha vardı. Bu ikisini köyümde görev yapan ilkokul öğretmenleri öğrencilere anlattıkları konu ile ilgili derslerde kaynak olarak emanet istemiş ve henüz iade etmemişlerdi. Dolayısıyla kitap ve defterlerimin yakılma kararı verildiğinde bu ikisi onların içinde değilmiş. Bu ikisi dışında diğer kitaplarım ve notlarımın hepsi, dediğim gibi kül oldu.

Bu olaydan etkilenmiş olmalıyım ki yirmi beş yıl astsubaylık dönemimde şiirle pek iştigal etmedim. Emekli oluncaya kadar yazdığım şiir üçü-beşi geçmez. Aslında astsubaylık görevindeyken kültür sanat faaliyetlerine dair hayallerim vardı. Bu hayallerim gerçeğe dönüştü ve emekli olduktan sonra hızlı bir şekilde kendimi kültürel ortamların içinde buldum.

,Ikl,Ik,Kl,Klii,Ikl,

Kapıyı nasıl araladınız?

2005 yılında emekli olduktan sonra dergilerle, kitaplarla daha fazla meşgul olmaya başladım. İnternet bu anlamda yol açıcı oldu. Edebiyatla iştigal eden önemli ustalarla tanıştım. Şiir sevgim yeniden yeşerdi. Emekliliğimden sonra Türkiye Yazarlar Birliği ve Aydınlar Ocağı’nın faaliyetlerini takip etmeye başladım. Bahçeli, havuzlu TYB evindeki programların ayrı bir huzuru olurdu.  Aydınlar Ocağı Sille’deki konakta toplantılar yapar, her salı günü Sille’de tarihi koklardık. 2017’de programlara müdavim olunca, TYB Başkanı Ahmet Köseoğlu form verip üyelik başvurusunda bulunmamı istedi. Üye olma fikrim vardı ama ben henüz hak etmediğimi düşünüyor, buraları ‘ulaşılmaz yerler’ olarak görüyordum. Hala da o ağırlığı taşıdıklarına inanıyorum. Bu arada daha önce Fikir Sanat Derneği daha sonra Selçukya Kültür Sanat Derneği, şiir üzerine faaliyetler düzenliyordu ve ben de takip ediyordum. Bir zaman sonra Başkanımız Fatma Şeref Polat Hanımefendi derneğe üye olmamı istedi. Sonra yönetim kuruluna dahil oldum. Salı akşamları programlarını takip ettiğim Aydınlar Ocağı’nda Başkanımız Mustafa Güçlü de bir form verip doldurmamı istedi. Sonra Öncü Düğün Salonunda kongremiz oldu. Orada baktım ki Başkanımız Mustafa Güçlü beni de yönetim kurulu listesine yazmış. Sivil toplum faaliyetine 2011 yılında kısa adı TEMAD olan Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği Başkanlığı yaparak başlamıştım. 2017’ye kadar süren TEMAD Başkanlığımda güzel işler yaptık ve derneğimiz halen faaliyetini sürdürüyor.

Tr45354354353

Gazete yazarlığı serüveniniz nasıl başladı?

İlk yazımın ilginç bir hikâyesi var. O zaman gazetelerde İsmail Detseli abimizin yazılarını okuyordum. Köy hayatını iyi anlatıyor, unutulmaya yüz tutan masalları, hikâyeleri gün yüzüne çıkarıyordu. Ben de “Yoklar Köylü Salih” adlı bir hikâye yazıp İsmail Desteli abime gönderdim. Telefonla arayıp hikâyeyi beğendiğini ve Seydişehir Haber Sitesi Genel Yayın Müdürü Fahri Kubilay’a gönderdiğini söyledi. Sonra Fahri beyle tanıştık. Benim köyüm Seydişehir’e bağlı ama Seydişehir’deki gazeteciyle beni İsmail abi tanıştırdı. Yazarlık serüvenimi sağ olsun, İsmail Detseli abim başlattı. “Yoklar Köylü Salih” başlıklı hikâyem, daha sonra çıkardığım Uçurum adlı kitabın ilk hikâyesi, Salih’te kitabın kahramanı oldu. Seydişehir Haber’de yazılarım çıkınca bana bir cesaret geldi. Bu cesaretimden dolayı bir yazımı Haber7.com’a gönderdim “Sola Sinyal” başlıklı bir trafik yazısıydı ve yayına vermeleri benim için sürpriz oldu. Haber7’de iki sene kadar yazdım. Sonra yönetim değişmiş olacak ki benden yazı istemediler. 2018’de “Yörük Veli Ölmüş” başlıklı bir yazımı internette yayınladım. Hem de meslektaşım olan yazar Mustafa Azılıoğlu Abim arayıp, “yazımı beğendiğini” söyleyerek, “Bu yazıyı Hasan Ayhan’a gönder” dedi. O günden itibaren de Konya Yenigün ailesine katılmış oldum.

Asddasde3E4324

Şiirlerinizi kitaplaştırmaya nasıl başladınız?

Karamanlı şair ve Yeni Vezin dergisi Genel Yayın Yönetmeni Hikmet Elitaş, bir mesaj gönderip, “şiirlerimi sosyal medyadan takip etiğini, şiirlerin oralarda kaybolup gitmemesi için Saim Sakaoğlu ve Ali Berat Alptekin Hocalarla tanışmamı tavsiye etti. Gazeteci arkadaşım Sadık Gökce’den telefon numarasını alıp Saim Hocamı aradım. Tanışma faslından sonra, “şiirlerimin olduğunu” söyledim. Sami Hocam, memnuniyetle inceleyeceğini söyledi ve kargo ile göndermemi istedi. Gönderdim ama bir yıla yakın Sami Hoca’mdan ses çıkmadı. Sonra bir gün telefon edip, “Rampalı Çarşı’da bir kitapçıda buluşabileceğimizi” söyledi. Buluştuk. Hocam, şiirlerimin hepsini okuyup kenarına notlar almış. Tavsiyelerini dikkatle dinledim. Özellikle çok okumamı önerdi kendisi. Ama Ali Berat Alptekin Hocamla tanışma fırsatı bulamadan o rahmeti Rahman’a kavuştu. Mekanı cennet olsun inşallah. Sadık Gökce’nin teşviki ile kitap hazırlığına başladık ve o süreçte Sadık Gökce yayıncı yazar Ahmet Aka ile tanıştırdı beni. Saim Hoca’mdan ‘kitabım için Ön Söz yazmasını istirham ettim. Daha önce şiirlerimi okumuş olmasına rağmen kitabın taslağını istedi benden. Bu, edebiyata ve kültüre verdiği önemin göstergesiydi. Böylece 2019’da “Gönül Sızımın Bam Telleri/Şiirlerim” adlı ilk kitabımı yayımlamış olduk. Yazdığım hikâyeleri biriktiriyordum. Aslında şiirlerim, yazdığım hikâyeden çoktu ama dostlarımız ‘araya bir hikâye kitabını almamı’ tavsiye ettiler. Köy yaşantısından, şehir hayatından, okuldan ve gerçek hayat notlarımızdan oluşan “Uçurum” adlı hikâye kitabım 2022 yılında böylece vücut bulmuş oldu.

Antolojilerde yer aldınız mı?

İnternet mecraındaki antolojilerde yer aldım. Ancak basılı olarak da birçok şiir güldestesi, antolojilerinde de yer aldım. 15 civarında antolojide şiirlerim yayınlandı. Beni en çok mutlu eden ise 15 Temmuz Şiirleri Güldestesi ve Muhsin Yazıcıoğlu antolojisi oldu. 15 Temmuz Şiirleri Güldestesi’nin Ön Sözünü Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan yazdı. Kitapta 54 şairin 58 şiiri yer aldı. O 54 şairden biri de ben olduğum için mutluyum. Bir özel lüks baskı bir de normal baskısı yapıldı kitabın... Bundan başka, Türkiye genelinde “Bir Şehit, Bir Şiir, Bir Öykü” isimli projenin birinci kitabında ben de Seydişehirli şehidimiz Mehmet Uysal'ın hayat hikâyesi ve adına yazmış olduğum bir şiirle yer aldım.

Uytytuytu76575675

 Anadolu’da yazar olmanın avantaj ya da dezavantajları var mı?

Günümüzde kitap çıkarmak ekonomik anlamda epey zorlaştı. Maliyetler ciddi anlamda yükseldi. En önemlisi de bir kitabın maliyeti kırk lira ise PTT’den göndermek de kırk lira oldu… Diğer şehirlerden kitap istediklerinde gönderemiyoruz. Kitaptan çok kargo maliyeti oluştu. Yerel yazarlar kitaplarını kitabevlerinden ziyade kişisel yöntemlerle satmak durumunda kalıyor. Yerel bir dağıtım ağı söz konusu değil.

Kültürel programlarınızın akışına dair bilgi verebilir misiniz?

Çeşitli şehir ve okullarda imza günlerine katılıyorum. Yazar-şair-öğrenci buluşmalarında yer alıyorum. Ayrıca Önceki İl Kültür Müdürlerimizden Şair-Yazar Salih Sedat Ersöz'ün Kon TV’de hazırlayıp sunduğu ve Türkiye genelini hatta yurt dışındaki şair ve yazarları da kapsayan “Şiirler Yarışıyor” adlı programda jüri üyesi olarak yer aldım. Bu görev beni çok onurlandırdı. Bu nedenle Salih Sedat Ersöz Hoca’ma müteşekkirim.  Ayrıca Prof. Dr. Sinan Gönen, Prof. Dr. Hüseyin Muşmal  Selçukya Kültür Sanat Derneği Başkanı Av. Fatma Şeref Polat ile birlikte jüri üyeliği yapmak ve daha birçok değerli akademisyen hocalarımız ve şairlerimizle bir arada bulunmak beni ziyadesiyle onurlanmıştır. Yirmi iki hafta süren ve canlı olarak yayınlanan programda altmış dört şair seksen dört şiirle yer aldı. Türkiye Televizyon tarihinde ilk ve tek olan program büyük ilgi gördü. Şiir, KONTV sayesinde şiir olduğundan bir kez daha gurur duydu. Şairler ise bu gururu doya doya yaşadılar, hatırlandıklarına çok sevindiler.  Bunların dışında Türkiye Yazarlar Birliği, Aydınlar Ocağı ve Selçukya’ Kültür Sanat Derneğinin programlarını imkânlar dâhilinde takip etmeye gayret ediyorum. Yazmaya da devam ediyorum ama düşüncesi olsa da final noktasına getirdiğim bir çalışmam henüz yok. Zira düşünceler fiiliyata geçmeye yöneldiğinde işin içine bir anda maliyet, ekonomi, iktisat gibi kavramlar giriveriyor.

Her insanın hayatında önemli hikâyeler vardır. Bize anlattıklarınızdan da bu ipuçlarını gördük. Teşekkür ediyorum.

Kaynak: MUSTAFA GÜDEN