Muhteşem medeniyetimizin çok özel tecellilerinden biri de hiç şüphesiz ki Ramazan ayında padişah huzurunda yapılan “Huzur Dersleri”dir. Mukarrir ve Muhatapların katıldığı bu dersler Ramazan ayında gönülleri Allah’a daha da yaklaştırıyor, manevi lezzeti de artırıyordu. Belli kurallar çerçevesinde seçilen ders veren ve derse katılanlar bu manevi ziyafet sofrasından istifade edebiliyorlardı. Bu sohbetlere Konya’dan da birçok âlim, fazıl hocalar katılmıştır. Biz bu yazımızda bunlardan Hasan Sabri Efendi’yi tarihin tozlu sayfalarından sayfamıza taşıyacağız. Konumuzu iki bölümde ele almak istiyoruz. Birinci bölümde “Huzur Dersleri”nin ne olduğunu açılayacağız, ikinci bölümde ise Hadimli Hasan Sabri Efendi’nin hayatına ışık tutacağız.

 Osmanlı Devleti’nde 1759 yılında başlayan ve Hilafetin kaldırılması ile 1924 yılında sona eren Ramazan ayında padişahın huzurunda yapılan tefsir derslerine “Huzur Dersleri” adı verilir.

 Osmanlı padişahları, kültürel hayatı canlı tutmak, ilim adamlarından istifade etmek, ilmi desteklemek ve bazen da ilim adamları vasıtasıyla otoritesini pekiştirmek amacıyla ilim adamlarını davet etmişler ve onların görüşlerini almışlar, bilgilerine başvurmuşlardır.

 Şunu biliyoruz ki, Osman Bey de dâhil padişahlar hep ilim adamlarının yanında olmuşlar ve onları desteklemişler, onların sohbetlerini sohbet-i canan olarak değerlendirmişlerdir. Ancak, bu sohbetler düzenli ve planlı olmamıştır.

 Huzur derslerinin çekirdeğini teşkil edecek ilk uygulamanın IV. Mehmet zamanında yapıldığını görmekteyiz. Özellikle III. Ahmet döneminde Sadrazam Damat İbrahim Paşa’nın Ramazan ayında âlimleri çağırarak ders yaptırdığı bu dersleri padişahın da takip ettiğini bilmekteyiz. Sultan III. Mustafa Han, 1759 tarihine bir kânunla huzur dersi adı altında, Ramazân-ı şerifin birinden onuncu gününe kadar devam eden bir ders ihdas edilmiştir Huzur dersi için seçilen âlimlerin en kıdemli ve liyakatli olanlarına mukarrir, diğerlerine muhatab denmiştir. Mukarrir tarafından mevzuun tefsiri yapılır, Muhatapların sual ve itirazlarına mukarrir cevap verir, bu suretle ders, ilmî bir şekilde cereyan ederdi

 Huzur dersi muhataplarının sayıları 5- 6 civarında olmuş, zamanla sayıları artmış veya eksilmiştir. Bu derslerde genellikle Kadı Beydavi’nin tefsiri takip edilmiştir. Surelerin tefsirleri çok ayrıntılı yapıldığından dolayı istenen ilerleme sağlanamamıştır. Sözgelimi Fetih suresinin tefsiri 5 yıl devam etmiştir.

 Huzur derslerinde, 1784 yılına kadar Kur'ân-ı Kerîm'den belirli bir sıra takip edilmemişti. Ancak 1785 Ramazan'ından itibaren Fatiha Sûresi'nden başlamak suretiyle Kur'ân-ı Kerîm'deki sıra takip edilmişti. Âyetlerin tefsirinin son derece geniş yapıldığı bilinmektedir. Meselâ; 111 âyetten oluşan İsrâ Sûresi'nin tefsiri 1755 Ramazan'ında başlamış, 1778 Ramazan'ına kadar sürmüş; 29 ayetten oluşan Fetih Sûresi'nin tefsiri ise 1779–1784 yılları arasında tamamlanabilmişti. Fatiha Sûresi'nin tefsiri 1785 ve 1786 Ramazan'ında bitirilmişti. 1787 Ramazan'ında Bakara Sûresi'nin tefsirine başlanmış, 1791 Ramazan'ına kadar beş yıl boyunca ancak otuzuncu âyete kadar müzakere edilebilmişti. 1923 Ramazan'ına kadar 14. cüzde yer alan Nahl Sûresi'nin 31. âyet-i kerîmesine kadar gelinebilmiş ve bu âyetin tefsiri ile dersler nihayete ermiştir.

 Bu derslerin mukarrir ve muhatapları kıdemli, liyakatlı ve belli bir eğitimi almış ve derecesi uygun ilim adamları arasından Şeyhülislamın teklifi ile padişah tarafından tayin edilirdi. Derse katılacaklara verilecek ihsan ve atiyyeler de belli idi. Muhatap ve mukarrirler gizliliğe riayet etmek zorunda idiler. Kendilerine bildirilen ders konusunu ders öncesi aralarında müzakere etmeleri yasaktı. Yine mukarrir ve muhataplar derslerde terbiye ve edep çerçevesinde davranmak mecburiyetinde idiler. Huzurda mukarrirre kaba ve saygısız davranan muhatap bir ulemanın sürüldüğünden kaynaklar söz etmektedir. Dersleri saray erkânı da izleyebilmektedir. Ancak, kadınlar bir paravan arkasından takip edebilirlerdi.

 Huzur Dersleri, önceleri Topkapı Sarayında yapılırken, Sultan Abdülaziz zamanında Dolmabahçe Sarayında yapılmıştır. Sultan II. Abdülhamit döneminde Yıldız sarayında gerçekleştirilmiştir. Sultan Mehmet Reşat, Sultan Vahdettin ve Halife Abdülmecit Efendi dönemlerinde dersler yine Dolmabahçe sarayında takrir edilmiştir.

 Huzur Dersleri Ramazan ayında toplam 8 ders olarak yapılırdı. Her dersin mukarrir ve muhataplarının ayrı olmasına özen gösterilmiştir. Dersler öğle ile ikindi arasında takrir edilirdi. Son dönemlerde muhatap sayısı on beşe kadar çıkmıştır. Derslerde yüksekçe bir minderin üzerine oturan padişahın ya sağ tarafına mukarrir oturur ve onun yanında rahleleri ile muhataplar yarım daire şeklinde otururlar ya da mukarrir ve muhataplar padişahın karşısında yerlerini alırlardı.

 Tarihimizde anlamlı bir yeri olan ve 165 yıl devam eden Huzur dersleri maneviyat ve ilim dünyamızın yıldızlarına da ev sahipliği yapmıştır. Elmalı Muhammed Hamdi Yazır’dan, Ahıskalı Ali Haydar Efendi’ye ve daha nicelerine… Bugün Fas’ta benzer bir uygulamanın olduğu bilinmektedir.

 Yukarıda da belirttiğimiz gibi, Huzur dersleri birçok Konyalı ulemayı da bağrına basmış ve onların Huzurda huzur bulmasına vesile olmuştur. Bu yazı dizimizde Huzur Dersleri ’ne katılan Konyalı âlimlerimizi tanıtmaya çalışacağız. Bunlardan biriside Hadimli Hasan Sabri efendidir.

HADİMLİ HACI HASAN SABRİ EFENDİ (1857-1931)

 Hacı Hasan Sabri Efendi, Hadimli Hasan Fakihzade Seyyid Abdülbaki Efendi’nin oğludur. Soyu Hz. Ali’ye kadar uzanır. Hicri 1273 (1857) yılında Hadim’de doğdu.

Tevafukun böylesi: Ölümü de ömrü gibi oldu! Tevafukun böylesi: Ölümü de ömrü gibi oldu!

 İlköğrenimini memleketinde yaptıktan sonra öğrenimine İstanbul’da devam etmiştir.

İstanbul’da Meşihat (şeyhülislamlık) müsteşarı ve Huzur Dersleri mukarrirlerinden Abdülkadir Raşit Efendinin ders halkasına katılmış, öğrenimini tamamladıktan sonra icazet almıştır. Aynı zamanda Darü’l-muallimine devam ederek oradan da mezun olmuştur. 1307 de (1891) tarihinde açılan ruus imtihanını kazanarak Beyazıt Medresesi’ne dersiam olarak atanmıştır. 1313 (1897) senesinde iptidai hariç rütbesine, 1321 de ibtida-dahil, 1328 (1912) yılında hareketi dahil rütbelerine terfi ettirilmiştir.

 1320 (1904) yılında Tetkik-i Mükellefat-ı Diniyye Azalığına, 1329 (1913) da Meclis-i İdare-i Emval ve Eytam Azalığı’na, 1330 (1914) da Tetkik-i Mesahif ve Müellifat-ı Şer’iyye azalığına tayin edilmiş ve 1335 (1919) senesinde Şuray-ı Evkaf azalığına atanmıştır.

 Hasan Sabri Efendi vatan savunmasında da görev almıştır. 1293 (1877) Osmanlı –Rus savaşında Asakir-i Muavene-i İlmiye ikinci taburu arasında yer almış ve savaşta gösterdiği yararlıktan dolayı madalya ile taltif edilmiştir.

 Talebelerine icazet verdiği 1322 (1906) yılında, o zamanın usulüne göre bir kıt’a altın liyakat madalyası ve dördüncü rütbeden Osmanlı nişanı ile ödüllendirilmiştir.

Seyyid Hasan Sabri Efendi, Ramazan ayında padişahın huzurunda yapılan “Huzur-ı Hümâyun” derslerinde Kastamonulu Mustafa Şükrü Efendi’nin “mukarrir”; Vezirköprülü Mehmed Ârif Efendi,Karahisar-ı Sâhibli Kâmil Efendi, Cizreli Hasan Hamdi Efendi, Elmalılı Muhammed Hamdi Efendi, Demirhisarlı Abdülvehhâb Efendi, Rizeli İbrâhim Hilmi Efendi, Safranbolulu Ahmed Efendi, Tekfurdağlı Mustafa Feyzi Efendi, Safranbolulu Osman Nûri Efendi, Darıdereli Mehmed Reşid Efendi, Zileli Abdurrahman Hilmi Efendi ve Seydişehirli Hasan Efendi’nin “muhatab” olduğu mecliste 1915-1920 yılları arasında dersleri muhatap olarak müzakere etmiştir.

Hasan Sabri Efendi’nin kaleme aldığı “Meryem Ana Hutbesi ve Emsâline Reddiye: Îkâzu’l-Mü’minîn fî Reddi’s-Salîbîn” isimli eseri, Osmanlı Devleti’nin son döneminde misyonerlik faaliyetlerine karşı yazılmış eserlerin başında gelmektedir. Fransızca’yı iyi derecede bilmesi sayesinde eser ve makalelerinde batılı yazarlardan geniş şekilde istifade etmiş ve yeri geldiğinde onları tenkitten de geri durmamıştır.

Hasan Sabri Efendi’nin ifadesiyle Osmanlı’nın son döneminde mantar gibi ortaya çıkan oryantalistler, Hristiyan inançlarını yaymak için hutbe başlığı altında yazılar kaleme almakta ve Müslümanların itikadını zayıflatmaya çalışmaktadır.

Eserin mukaddime bölümünde eserin yazılış serüveni anlatılmaktadır. Burada, İsâ ‘aleyhisselâmın ulûhiyetini reddetmek ve efrâd-ı beşerden olduğunu ispat etmek için bir reddiye hazırlamaya karar verdiğini ve böylece bu eserin ortaya çıktığını zikretmektedir. Eserdeki savunmacı yaklaşım ve kullandığı üslûp bize içinde bulunduğu dönemdeki Osmanlı aydınlarının misyonerlerin Kur’ân-ı Kerim ile ilgili ithamları karşısındaki tutumları hakkında bilgi vermektedir. Eserin sonunda ise “Tuhfetü’lErib Fi’r-Reddi ‘ala Ehli’s-Sâlib” isimli eserin müellifi Abdullah Tercüman’ın biyografisi verilmekte ve ihtidâsı anlatılmaktadır.

Seyyid Hasan Sabri Efendi’nin Beyânu’l-Hak gazetesinde “İltizam-ı Adalet”21 başlıklı makalesi ve ayrıca Meşrutiyet döneminde yayın hayatına başlayan dinî, edebî ve siyasî içerikli, haftada bir kez perşembe günleri neşredilen Mikyâs-ı Şeriat Mecmuası’nda çeşitli makaleleri yayınlanmıştır.

1931 yılında vefat etmiştir.

Kaynakça:

Ebul'ula Mardin, Huzur Dersleri, İstanbul 1996

Hadimli Hasan Sabri, Meryem Ana Hutbelerine Reddiye, İstanbul, 1331

Mehmet İpşirli, "Huzur Dersleri", TDV İslâm Ansiklopedisi, İstanbul 1998

Numan Hadimioğlu, Hadim ve Hadimliler Bibliyoğrafyası, Ankara 1983

Sadık Albayrak,Son Devir Osmanlı Uleması,İstanbul,1996

Esra Yıldız, Şeyhülislamlık Belgelerinde Hz. Peygamber’in İlmî Mirası (1879-1924) Yılları Seyyid Ulema Biyografileri, İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İslam Tarihi ve Sanatları Ana Bilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2017

MEHMET ALTUNTAŞ 

 

Editör: Birkan Bakay