Türk medyasında hemen hemen her alanda branşlaşma var;

Spor, ekonomi, dış haberler, iç haberler, kültür-sanat, politika, meclis muhabirliği, yurt muhabirliği... Gibi.

Ancak tek bir alanda uzmanlaşma yok o da bilim ve teknoloji haberciliği.

Geçtiğimiz güne kadar bir gazeteci olarak böyle bir branşın olabileceğine ben de uzaktım.

Bugüne kadar bilim ve teknoloji haberlerini her muhabirin yapabileceğine inandık, bunun için ayrı bir branşlaşmaya gitmeyi düşünmedik.

Ajansların veya araştırma yapan kurumların gönderdiği bilim haberleriye yetindik, yabancı bilim dergilerden çevirme yaptık.

Bilim adına bu yaptıklarımızın ise yanlış olduğunu anladım...

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nden Prof. Dr. Çiller Dursun'un daveti üzerine Ankara'daki, 'Bilim Teknoloji ve Yenilik Haberciliği Araştırma Yönelimli Atölye Çalışması'na katıldım.

İyiki de katılmışım. Söz veripte gelmeyenler vardı. Mesleki anlamda çok şey kaçırdılar.

Birgün süren atölye çalışmasında bilim haberciliği branşına dikkat çekildi.

Avrupa'nın 19. yüzyılda önem verdiği bilim haberciliği, Türkiye'de TÜBİTAK'ın kuruluşu ile ivme kazanıyor. Yani 200 yıllık bir kaybın ardından bilimin değeri öne çıkıyor.

TÜBİTAK'tan önce de bilim haberleri gazetelerde yer alıyor ama sığ kaldığı için dikkat çekmiyor. Dikkat çekmemesinin bir nedeni de tabii ki bilime yeterince önem de verilmemesi...

TÜBİTAK'la birlikte bilimsel dergilerin de çıkmasıyla bilim haberleri ilgi görüyor. Ancak Türk medyası halen bilime soğuk.

Prof. Dr. Çiller Dursun Hocamız, 1993-2008 yıllarını kapsayan üç önemli gazetede bilim, teknoloji ve yenilik haberlerinin analizini yapıyor.

Analizin sonucu vahim.

Haberler genellikle 16 ve 20. sayfalara verilmiş. Üstelik küçük boyutta ve görselden uzak olarak. Haberlere öyle bir yer vermişler ki, “Bilimden uzak durmuyorum ama bilimin de okunmasını istemiyorum” düşüncesi gibi bir tavır takınmışlar.

İlgi çekmesi açısından da genellikle sağlık ve beslenme ağırlıklı verilmiş. Bir anlamda duygulara hitap edilme yoluna gidelerek, bilimden ziyade trajlarının artmasına yönelilmiş...

Çalışmada şu görüldü ki günümüzde de değişen bir şey yok.

Halen bilim ve teknoloji haberciliği branşı Türk Medyasında kabul görmüş değil.

BBC Science, yabancı dergi ve ajanslardan çevirme haberler sayfaları dolduruyor...

Fakat çalışma gösterdiki bu durum uzun sürmeyecek. Yaz aylarında bitmesi beklenen çalıştay önce rapor, sonra kitap heline getirilerek, konunun uzmanlarıyla paylaşılacak.

Prof. Dr. Dursun Çiller, önümüzdeki yıl da Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve Anadolu Üniversitesi İletişim Fakültesi bünyesinde bilim ve teknoloji haberciliği dersi açılması müjdesini de verdi.

Türkiye'de akademik düzeyde ilk eğitimin verilmesi açısından şimdiden milat olarak kabul edebiliriz. Zararın neresinden dönülürse kârdır misali geç kalınmış bir çalışma ve eğitimi gerçekleştirdikleri için iki iletişim fakültesine teşekkür ediyorum. Umarım açacakları dersler medyada da bilim haberciliği alanda branşlaşma kadrolarını da açar...

Çalışmada en dikkat çeken konuyu ise özgür bilim oluşturdu. Çok sayıda bilim insanının çalışmaları medyaya yansıtırken, “ne derler?” korkusu yaşadığı belirtildi.

Hakikaten önemli bir konu. Çünkü biz gazeteciler, bilim haberlerinde kaynağa ulaşmakta oldukça zorlanıyoruz. Özellikle devlet üniversitelerinde hocalar yaptıkları çalışmaları dekana, rektöre hatta ilgili bakanlığa sormadan yayınlatmıyor. Yayınlatmak istiyor ama engelleniyor diyebiliriz. “Acaba bu çalışmayı yayınlatırsam hakkımda soruşturma açılır mı?” Düşüncesi medyada öne çıkmasını engelliyor.

Engellediği için de, toplumda “Türkiye'de bilim üretilmiyor” kaygısı oluşuyor.

Haklılar diyebiliriz? Bilimsel çalışma toplumun gözü ve kulağı olan medyada yer almazsa, Türkiye'de bilimin yapıldığını kim iddia edebilir?

Bu açıdan karar mekanizmalarının bilimin yakasından elini çekmesi ve araştırmacıları özgür bırakmalıdır.

Türkiye'de artık bilim memurluğundan ziyade bilim insanı algısı yerleşmelidir...

Sözün kısası bilimin hızla ilerlediği 21. yüzyılda medyada bilim haberciliğinin branşlaşmaması büyük bir eksikliktir. Bu eksikliğin medya için de biran önce giderilmesi gerekmektedir...

ANKARA'DA KISA BİR ANI:

Faydalı bir Ankara seyahati oldu diyebilirim. Hem mesleki stersten biraz uzaklaştık hem de faydalı bilgiler edindik.

Çalıştayda unutamadığım anı ise Ferit Hepokur abimizin çay bahçesinde verdiği 15 lira oldu. 3 bardak çay için garsondan 15 lira ücreti duyunca, “ne” diyerek tepki gösterdi. İçi yanarak ücreti verdi ama “bir daha da Ankara'nın çayını içmem” demesi bizi kahkalara boğdu. Halen de hatırlattıkça gülüyorum.

Ferit abimize unutulmaz bir anı yaşattığı için teşekkür ediyoruz...