Peygamberimiz, Ebu Hureyre'ye kedi dostu olduğu için iltifaten 'Ebu Hureyre' (kedi babası) adını vermiştir. Yine Efendimiz, “Kediyi sevmek imandandır” (Buhari, 2161) ve “Bir insan, eve hapsettiği bir kedi yüzünden cehenneme gitti. Kediye yiyecek vermemiş; yeryüzünün haşeratından yemeye de salmamıştı.” buyurmuştur. Buna karşılık hadislerde kedi, âdeta evin aile fertleri gibi telâkkî edilmiş ve onun necis olmadığı bildirilmiştir. Bu durum şu rivayetten açıkça anlaşılmaktadır. Sahâbeden Ebû Katâde -radıyallâhu anh-’ın gelini Kebşe hanım bir gün ona abdest suyu getirmişti. Bu esnada susamış bir kedi geldi. Ebû Katâde, su kabını eğerek kediye su içirdi.
Kebşe diyor ki, benim kendisine baktığımı görünce Ebû Katâde:
– Ey kardeşimin kızı bu senin tuhafına gitti değil mi? dedi.
Ben de:
– Evet, dedim.
Bunun üzerine o, şöyle söyledi:
– Resûlullah şöyle buyurmuştur:
“Kedi pis değildir. O, devamlı olarak etrafınızda dönüp dolaşan hayvanlardandır.” (Ebû Dâvûd, Tahâre, 38; Tirmizî, Tahâre, 69)
Hâsılı insanlar gibi hayvanların da belli başlı hakları olduğu, bunlara karşı muamelede Resûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in sünnetine uymanın gerekliliği ortadadır. Zira bu hususta onun sünneti, hayat bahşeden güzel prensipler takdim ettiği gibi insanın her türlü tasarrufundan hesaba çekileceğinin şuurunu da vermektedir. İş gücünden, etinden ve sütünden istifade edilen hayvanların bakımlarını gereği gibi yerine getirmek, onları sağlıklı ve semiz bir şekilde barındırmak sahiplerinin vazifesidir. Rabbimizin tabiatta her birini bir hikmete mebni olarak yarattığı diğer tüm hayvanlara da merhamet ve şefkatle muamele ayrı bir mesuliyettir. Bütün bu sorumlulukları yerine getirmeyenleri ikaz etmek de Müslümanların görevidir. Çünkü İslâm toplumu, rahmet toplumudur.
Bugün eğitilmiş köpeklerin bir işaret üzerine enkaz altındaki ölü veya canlı insanların bulunduğu yeri göstermesi yahut kaçakçıların uyuşturucu maddeleri sakladıkları gizli bölmeleri bulup çıkarması, onların müspet anlamda istifade edildiği alanlardır.