Atalarımızın güzel bir sözü var; Ne ekersen onu biçersin.
Hayatta her zaman ne ektiysek onu biçmişizdir.
Yanlışıyla, doğrusuyla hep yaptıklarımızdan sonuç aldık.
Defalarca doğru yaptığımıza inandıklarımızın bir türlü yanlış olduğunun farkına varamadık.
Sonunda ise hüsrana uğradık, ümitsizliğe kapıldık.
Ne ettiysek onu bulduk.
İyilik yaptık iyilik aldık, kötülük yaptık kötülük gördük, yardım ettik yardım gördük...
Yeri geldi, bugün desteklediklerimizin yarın yanlış olduğunun farkına vardık.
İyi deyip defalarca desteklediklerimizin aslında işe yaramaz olduklarını çok geç öğrendik.
Bu sefer yanlışı düzeltmek mümkün olmadı.
Hep bir taassubun içinde bulunduk, perdesinin arkasına bakmayı akıl edemedik.
"Bunlar da bizim gibi Müslüman, iyi insan, halk insanı..." dediklerimizin gerçekte üçkağıtçı, hırsız, din ile aldatan şarlatanlar olduğunu kavrayamadık.
Kavradığımız anda da yine "Onlar böyle yapmaz, iftira atıyorlar..." taassubu içine girdik.
Yine yanlışın peşinden gittik.
Sonunda yine hüsrana uğradık, ümitsizliğe kapıldık, hayal kırıklığı yaşadık.
Kendimiz ettik kendimiz bulduk...
Oysa insanoğlu olarak hayata duygusal değil de akılcı, gerçekçi bakabilsek işte o zaman yanlışlarımız azalacak, doğrularımız artacak.
Yaptığımız işin sonunda hüsran, hayal kırıklığı değil mutluluk, doğru karar vermenin gururunu göreceğiz.
Yoksa ümit ekip, hayal biçmeye devam edeceğiz...
Bu anlamda Osmanlı Paşası, Hacı İzzet Paşa'nın Edirne Valisi iken başından geçtiği şu hikaye oldukça anlamlıdır;
Hacı İzzet Paşa, Edirne'de validir, halkın temsilcileri sıfatıyla, bir heyet, huzuruna çıkar. Paşa sorar:
― Derdiniz nedir?
― Şikâyetçiyiz.
― Kimden?
Sayıp dökerler. Belediye azaları art arda sayılmaya başlayınca,
― Aklıma bir fıkra geldi, der ve anlatmaya başlar: Nasrettin Hoca bir gün merkebini önüne katıp pazara giderken, hayvan yol boyunca rastladığı her gübreyi durup koklamaya, Hoca da merkebinin kokladığı gübreleri heybesinde toplamaya başlamış. Akşam, heybeyi hayvanın yemliğine boşaltmış. Bakmış ki yemiyor, köpürmüş: 'Niye yemiyorsun mendebur hayvan; sen kokladın, ben topladım!' demiş.
Fıkra bitince şikâyetçilere dönmüş:
― Efendiler, demiş; bu şikâyet ettiklerinizi siz istediniz diye göreve getirmemiş miydik biz?
Ardından, huzurundakilere kapıyı göstermiş.