Kimi sıcakların baskısından kimi güneşten, denizin sularından yararlanmak, eğlenmek, isteyenlerin yeri oluyor deniz kıyıları...

Tabii oralarda olanlar ve oralara gidebilenler için.

Kimileri topluca, kimi tenha veya etrafta kimse olmayan yerler de oturmuş, denizden, kumdan deva da aramakta..

***.

Deniz kenarına doğru gidip kumların elverdiği birazda tenha yere oturdum.

Deryanın dalgalanmalarını seyrederken, geçmişte kalan yıllarımın hatıraları sinema şeridi gibi geçiyordu belleğimden...

Kumların ince olduğu bu yere ötelerden gelen birkaç çocuk şakalaşarak, eğlenerek el ele gelip yakınımdaki deniz kenarına oturdular!

***

İki grup olup, başladılar kumlardan höyük gibi yığma yapmaya!..

Dikkatimi çekti çocukların oyunu. Seyre daldım hatıraları bırakarak!

Çocukluğumuz zamanı olan 1934 -1945 yıllarında!

Sokaklarımızda ki bir karış tozları toplayıp, arada bir akan çeşmeden doldurduğumuz su ile sulayarak.

Toz-çamur karışımı yığmayı, tozla ovalayarak sert hale getirip “Harmanbiş” yaptığımız günleri andım...

Böylece bir hayalden diğerine daldım çocukları izlerken.

Galiba bu çocuklarda öyle bir şey yapacaklardı ama, biz çamuru tozlarla ovalayıp tuttururken, kum ovalanmayı kabul etmeyip dağılıverdiği için,  avuçlarını vurarak sertleştirmeye çalışıyorlardı!..

Gruplar yarış içinde idi. Bizim Harmanbiş'lerden biraz büyükçe oluyordu yaptıkları yığma.....

Sertleştirme bitmiş olacak ki, alt taraftan kapı açıp oymaya başladılar. Aynı Harmanbiş misali!..

***

Bu arada denizden büyükçe bir balıkçı motoru geçti...

Motorun meydana getirdiği dalgalar kıyıya geliyordu yükselerek, alçalarak...

Oyuna dalan çocuklar ha bire uğraş verip tamamlıyorlarken, büyükçe bir balıkçı kıyıdan geçerken yükselttiği kıyıyı dolduran dalgalar onların yapımına ulaşıp..

Çocuklarında üstüne çıkabildikleri höyük misali içi oyulmuş kapı açılmış bir anda bozup kumları geri çekiverdi!..

***

Çocukların hışımla, kayıkçılara küfredip el kol sallayacaklarını, sinirlenip ellerini dizlerine vuracaklarını beklemiştim!..

Hiçte öyle olmadı!..

Önce sakince bakıştılar birbirlerine...

Sonra gülüşerek el ele verip daha üst tarafta yeniden yarışa başladılar!..

***

Bu olay birden hatırıma getirdi yıllar önce TİME dergisinde okuduğum bir makaleyi!..

Olurdu ama böylesine yaklaşık şekilde tekrar görülmesi çok zordu...

Hayret etmedim desem yanlış olur...

Demek ki bu olaylar kıyılar da benzer şekilde olabiliyordu!..

Gelin, Rabi Harold Kushner'in makalesini birlikte okuyalım..

Okudukça, Sivrisinek saz... misali anlayan anlar derim!..

 ------------

“ELELE TUTUŞACAK DOSTLARINIZIN OLMASI DİLEĞİ İLE...

Bir yaz günü, kumlarla oynayan iki çocuğu seyrediyordum.

Her ikisi de, deniz kıyısında, kapılarıyla, kuleleriyle, tünelleriyle kocaman bir kale yapmak için beraberce harıl harıl çalışıyorlardı.

Kale neredeyse tamamlanmışken, büyük bir dalga gelip kaleyi bozdu.

Her şey bir anda ıslak bir kum yığınına dönüşmüştü.

Bütün uğraşlarının bir anda gözlerinin önünde yok olduğunu gören çocukların gözyaşlarına boğulmalarını bekliyordum. Ama çocuklar beni şaşırttı.

Ağlamak yerine, ikisi de kalkıp el ele tutuştular ve gülerek kıyıdan biraz daha uzaklaşıp yeni bir kale yapmaya giriştiler.

***

Çocukların o anda bana önemli bir ders öğrettiklerini fark ettim.

Yaşamımızda ki her şey, meydana getirmek için üstünde çok zaman ve enerji sarf ettiğimiz her karmaşık yapı, aslında kumdan yapılmışlardır.

Sadece başka insanlarla kurduğumuz ilişkiler, ayakta sağlam kalabilir.

Er ya da geç bir dalga gelip, kurmak için yoğun çaba sarf ettiğimiz çalışmaları anında yıkabilir.

Böyle bir durum karşısında, sadece yanında tutacak bir eli olan insan gülümseyebilir.... 

Rabi Harold Kushner

***

Hoşça kalınız