6 Eylül günü Türkiye'nin yüreği yine şehit haberleri ile yandı.

Hakkâri'nin Dağlıca bölgesinden gelen acı haber Türk Milleti'ni yasa boğdu.

Milli Maç, 400 vekil, Güvenlik Zirvesi derken saatler sonra gelen 16 şehit açıklaması terörün geldiği noktayı gösterdi.

Çözüm Süreci'ni bölgede barış olarak değil, yığınak ve güçlenmek için fırsat olarak kullanan PKK terör örgütü hain pususunu bir kez daha yaptı.

Mayınlı tuzakla 16 askerimizi şehit etti!

Saldırıda Konya 3 şehit verdi.

Tuğrul Köseoğlu, Resul Coşkun, Muharrem Öksüz, PKK'nın kahpece düzenlediği saldırı sonucu şehit oldu.

Son şehitlerle birlikte bir ayda 10 şehit veren Konya'nın yüreği yine yangın yerine döndü.

Iğdır'da da polisleri taşıyan servis minibüsüne bombalı saldırı düzenlendi. Saldırıda 14 polis şehit oldu. Türkiye, terörün acı yüzüyle yeniden yüzleşiyor.

Allah, şehitlerimizin mekânını cennet eylesin, ailelerine sabır versin, güvenlik güçlerine güç ve kuvvet versin inşallah.

Vatandaş olarak şu anda diyeceğimiz bu.

Fakat devletin diyeceği çok şey var!

2009 yılında başlatılan ve ismi defalarca değişen 'Çözüm Süreci'yle birlikte PKK terör örgütü iddia edildiği gibi;

Güneydoğu ve Doğu Anadolu'da güçlendiyse,

Kendi güvenlik ve asayiş birimlerini kurduysa,

Halktan zorla vergi toplamaya başladıysa,

Halkın elinden siyasi iradesini aldıysa,

Bölgede silah depoları yaptıysa,

Süreç içinde sayısını arttırdıysa...

Ve iş bu noktaya geldiyse, devletin diyeceği çok şey var.

“Aman Çözüm Süreci sekteye uğramasın”diye bölgede her türlü çatışmadan kaçınanlar PKK'nın bu derece güçlenmesini görmedi mi? Yoksa biliyordu da sessiz mi kaldı?...

Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, şehit haberinin geldiği akşam katıldığı bir televizyon programında “PKK Çözüm Sürecinde silah stokladı” sözlerine yer verdi.

Sayın Başbakan Ahmet Davutoğluda, 24 Ağustos'ta Çankaya Köşkü'nde yaptığı açıklamada, “PKK'nın geri çekilmek bir yana 2 yıl boyunca yığınak yaptığı” söyleminde bulunmuştu.

PKK ve İŞİD'e yönelik yapılan hava operasyonundan sonra olağanüstü Meclis toplantısında da Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ise, “MHP ve CHP terörle ilgili açıklamalarında haklı çıktı” şeklinde açıklamada bulunmuştu.

Söz konusu beyanlardan anlaşılıyor ki devlet, Çözüm Süreci'nde PKK'nın yaptıklarını görmüş fakat nedense mücadele kararı 7 Haziran'dan sonra alınıyor.

Peki, mücadele kararının alınmasında;

HDP'nin Meclis'e girmesi mi?

PKK'nın Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da sandıklara müdahale etmesi mi?

Hükümetin PKK'nın daha fazla güçlenmesine fırsat vermemek istemesi mi etkili oldu?...

Cevap bekleyen soru çok ancak geç alınmış karar da olsa PKK'yla mücadele olması gerekendir. Barış söylemleri içinde PKK bölgede güçlenmiştir. Saldırılar ile güç gösterisine devam ediyor. Terör örgütüyle mücadele değil de müzakerenin oluşturduğu tablonun acı faturası ortaya çıkmıştır!

Şunu ifade etmek gerekir PKK ne kadar güçlenirse güçlensin Türk Silahlı Kuvvetleri ve Emniyet Teşkilatı, PKK'nın üstesinden gelecek güçtedir.

Siyasi iradenin karalı duruşuyla o dağlar 90'lı yıllarda olduğu gibi binlerce PKK'ya mezar olur. 

Güvenlik güçleri kararlı bir duruşla o bölgede yeni destanlar yazacak azim ve kararlığa sahiptir.  

Yeter ki siyasi irade Çözüm Süreci'ndeki hataya düşülmesin!

HÜRRİYET'E SALDIRI YANLIŞTIR!

Türkiye, Dağlıca bölgesinden gelecek haberlere dikkat kesilmişken, bir grup Hürriyet Gazetesi'ni basmaya gidiyor.

Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ATV'de yayınlanan söyleşisindeki bazı sözlerinin Hürriyet'in internet sitesindeki veriliş şekline tepki gösterenler ellerindeki taş ve sopalarla gazeteye saldırıyor. “Terörün destekçisi gazete” şeklindeki ifadelerle çalışanlara çok ağır küfür ediliyor.

Twitter üzerinden saldırıya katılın çağrıları yapılıyor.

Olaya AK Parti İstanbul Milletvekili Abdurrahim Boynukalın da katılıyor! Olayı önlemesi gereken bir vekilin söylemleriyle olayın içinde bulunması oldukça düşündürücü...

Yanlış bir haberden, yazıdan dolayı yaşanan 6/7 Eylül İstanbul olaylarını, 4 Aralık 1945'teki Tan Gazetesi Olayı'nı hatırlayalım.

Aynı manzaraların tekrar yaşanmasını mı istiyoruz?

Medyanın yanlışları vardır. Elbette eleştirilir ama eleştiri taş ve sopalarla olmaz. Varsa bir yanlışlık Hürriyet Gazetesi'nin yöneticileriyle konuşulur olmadı yargıya gidilir. Yüzlerce kişiyle gazete basma girişimi gericilikten başka bir şey olmadığı gibi toplumu germekten başka işe yaramaz.

Nasıl ki geçmişte Cumhuriyet Gazetesi'ne, Samanyolu TV'ye ve Star Gazetesi'ne, yapılan saldırının tasvip edilecek yanı yoksa bu olayın da tasvip edilecek yanı yoktur. Bir gazeteci olarak umarım böyle olay bir daha yaşanmaz.

Aksi takdirde Türkiye'deki basın özgürlüğü tartışması basın güvenliği tartışmasına dönecektir!