BİZLERE  HEP BAYRAM

Hıçkırıklar duyulurken Mekke’nin boğuk havasında,

Sefaleti görürsün, şakaklarda ağaran saçların karışmış halinde,

Yayılmıştı her yere mazlumun ah-ü figânı,

Kavrulan insanlık sabrının son doruğunda,

Nihayete erdireni bekler bitmeyen çilelerde.

Esir ağlar hüzün içinde gelecekten umutsuz,

Gecede ayın yansıyan ışığıydı sadece aydınlatan kör sofraları,

Yakarışlar dilde ama fayda yoktu kimselerden,

Zalim durmaz, sabi ağlar, kız çocukları kızgın çölün gülü edilmekte,

Bağrı kanayan analar başına kumları saçmakta, merhametsiz cahil törede.

Yangınlar yanar da dumanı nerde?

Çölün gülü, sen ki acının timsalisin,

Her kum tanesi bilir senin hikayeni.

Utançla gömüldü çocuk masumiyetin

Bir çığlık sustu, çölde yankılandı derin.

Rüzgarlar fısıldadı sessizce yasını,

Kaybolan bir zamanın, yitik anıların izini.

Toprak acıyı saklar da söylemez,

Çocuk gülüşün, o çölün altında gizlendi, sessiz, sessiz…

Gözyaşın damlar mı çölün tenine?

Yoksa yıllar geçti de unuttu mu çöl seni?

Ama gül, sen sabırla müjdelenen umudu bekledin,

Köklerinde büyüterek son elçiyi.

Her kum tanesi bir dua taşıdı sana,

Toprağın derinlerinden dile gelen.

Bir umut var hep, solgun yapraklarında,

Kurtarıcısını beklerken bile açmaya çalışan.

Devir bozuk, insanlık soğuk, üşüyordu garip, kimsesiz biçâreler,

Tutunacak bir dal, kurtaracak bir el lazımdı,

Karanlık geceden çıkartacak gün yüzüne.

Çölün yakışı kadar keskindi kokusu ölümün,

Batıyor kanatıyor bir yetimin, öksüzün çığlıkları kalpleri derinden.

Panayırlar kurulur çılgınca eğlenceye,

Mal gibi satılan kadınların yalvarışı, pazarda ağlaşan bebek seslerine karışır,

Sabahlar olmasın gün doğmasın kölelerin üzerine,

Var mı çaresi, nedir?

Bu düzeni kuranlar azgınlık içinde bir zulmette,

Salınır ipekli zinetlerle kabile liderleri, rakkaseler peşinde.

Ağlıyor insanlık, ağlatıyor cahil töre,

Emarelerin görüldü izleme de kâhinlerde,

Gıpta edilen günlerin başlangıcı senle olup yaklaşmaktaydı âlemlere,

Ey beklenen, bekleyenlerin çok ağıtlarda,

Sabırlar tükendi, kurtarıcımız nerede?

Kolay değildi doğum, sancılar çekmekte olan Amine’ye,

Tatlı bir bahar olur doğumların getirdiği neşelerde,

Kurtlar kuşlar müjde verdiler bunu hep birbirlerine,

Kâbe’de yıkıldı tüm putlar,

Yağmurlar yağdı son buldu çekilen susuz kuraklıklar.

Sen doğdun hanelere cevheri nurunla,

Kaotik durumların yaşandığı zamanda,

Şeref kazandı insanlığın yerlere düşmüş itibarı,

Kubeys dağından dağan nur hüzmeleri,

Yayıldı tüm kâinatın üzerine çöken kara bulutları dağıtmaya.

Başladı senin gelişinle yaşanacak olan Asr-ı Saadet’te,

Tohumlar atılmada Medine’nin gülleri yetişmek de,

Beklenen gelmişti katran gecelerin karaları bitmekte,

Düşen dallara bir el uzanıp çıkaracaktı,

Esaret çölünün keşmekeşindende.

Allah’a adanmışlık vardı, iki adanmış kurbanlığın oğlu gelecekti,

Taşlansın şeytan, kesmeyen bıçağın müjdeli çalışlarıyla,

Temiz nesillerden gelen asil nurun sahibi geliyordu,

Abdullah’ın kokusunu alamadığı yetimi,

Amine’nin hasreti, göz bebeği,

Abdulmuttalib’in can parçası,

Hatice’nin beklediği, muştularla gizlediği sevdasıydı,

Kâbe’den başlayıp, Kudüs’ten yükselen miracı görüşmenin muhteşemliğinde,

Nurlu alınlara mührü vuruldu çöl seccadesinde.

Sevinsin kâinat açılsın gökler ve yerler,

O’nu karşılamaya hazırlandı tüm âlemler,

Dualar ulaştı gülsün yüzler, kırılsın esarete kilit vuran zincirler,

Deve dikenleriyle tozu dumana katan fırtınalar usuksun,

Yorgun düşen gönüller yorgunluklarında durulsun.

Ey Habibullah, Ey Nebi, Ey Resul, Ey Yâr,

Gelişine şükredecek çok sebep ve haller var,

Bastığın yerlerde açar kara adetlere inat nevbaharlar,

Yaratan hayran, insanlar, melekler, mevcudat hayran,

Olsun yaratılanın hepsi de senin yoluna kurban.

Her yer sevindi gelişinle, şükürler dillerde, senalar edilmek de,

Sema arza, arz semaya müjdeler göndermekde,

Meleklerin sevinci, cennetin coşkusu, cehennemin susuşu,

Yaratılan her şeyin sevinçle secdeye şükürle duruşu.

Mazlumların gönül pınarlarına dolan ilâhi nurlarınla,

Hoş geldin Sultanım,

Hoş geldin göz aydınlığım,

Hoş geldin Yâ Resulallah,

Hoş geldin sefalar getirdin,

Rahmetel’lil âleminsin sen

Hak Habibi  Muhammed Mustafasın sen

Hayat verdin Yâ Nebiyallah

Şerefle doğdun Yâ Resulallah

Sana olduk hayran,

Gelişinle oldu bizlere hep bayram, bayram!..