Tamirat vardı çatısında, Latin Katolik Kilisesinin… Üç Müslüman işçi, kiremit aktarıyordu.
Aşağıda bir yılışık adam, tepeden bakıyordu onlara.
Anlamayana, anlayıncaya kadar anlatacağım! Evet, aşağıdaki o yılışık adam; çatıda çalışan
Müslüman işçilere tepeden bakıyordu. Bir saat sonra uğradığımda kimsecikler yoktu. Baktım
ki yemek yiyorlar, kilisenin bahçesinde…
Yaklaştım ve “afiyet olsun” dedim. “Buyur” dediler. Dikkat ettim yediklerine;100 gram
helva, bir buçuk ekmek ve birkaç habbe zeytin. İsyan ettim içimden! Buyurmaz olaydım,
görmez olaydım!
Yemek faslı bittikten sonra, içlerinde en yaşlısı imam oldu ve kilise bahçesinde namaza
durdular! O yılışık adam; bu sefer tepeden bakmıyor, yarı acımaklı bir şekilde kurnazca
gülüyordu. Şimdi anlatabildim mi?
***
Duyduk ki bir Rum Kokonası Müslüman olmuş! 40 yıl olmuş Dimitri'sini kaybedeli. Tek
başına yaşıyormuş evinde. İlham doğmuş içine ve gelmiş Mevlithanlar Derneğine:
“Kuzum!” demiş, “Ben İsa dininden döndüm ve Muhammed dinini kabul ettim. Bana
İslamı ‘telkin’ edin ve bir de mevlit okuyun.”
Mevlit de yenecek-içecek tüm levazımatı aldıktan sonra, çıkarıp bir 200 dolar
vermiş. “Hakkınızı içinden alın da kalanını veriniz.” dediğinde; bizim “mevlithanlar bir
köpürmüş, bir köpürmüş ki hem nasıl...
“Be kadın; zaten 200 dolara okuyoruz şu hayat pahalılığında, sen tutmuş bir de üstünü
istersin!” demişler.
Rum kokonası pişman olarak, “Peki evladım, peki evladım!” diyerek, edeple eğilmiş
önlerinde.
………………………
Sana “kokona” dedimse af dilerim, ey eski Rum dilberi ve İslam’ın yeni mah-ı
peykeri! Kemâl-i hürmetle öperim ellerinizden…
***
Bizim mahallenin imamıyla aramız buzluydu, bir hayli zaman. Albenizli sempatik imamımız,
mevlit okumakta rekor kırmış bu sene. Para üstünde “horon” oynuyor, neredeyse…
Mevlit okumakla yetinse keşke… Hatim indiriyor, parayla… Ölü kefenliyor, parayla… Salâ
okuyor, parayla…
Hepsi parayla değil ki...
Yaşamının parasız olan kısımları da var! Mesela, günlük kalori tabldotu parasız… İçtiği su
parasız… Tabutluğun üstünde oturur, parasız... Asil çenesinin altında üç tane de yedek çene
saydım o gün! Allah bağışlasın!
Aramızın buzlanmasına sebep olay şuydu:
Efendim mahallemizde bağımsız çalışan bir zenne vardı. Onu herkes tanırdı. Semt
yakınlığından dolayı bizim mahallenin imamı, herkesten daha iyi tanırdı. Ya şoför milleti yok
mu?.. “Turaç” derlerdi ona.
Gün oldu, harman oldu Turaç öldü. Pezoların ağzını bıçak açmıyordu o gün! Ya şoför
milleti?.. Hepsi de yas tutuyordu, Turaçları için. Turaç'ın yakınları ölümünden kırk gün sonra,
bir mevlit “irad” ettirmişler, ruhunun hatırına.
Kime mi?
Kim olacak, mevlit rekortmeni bizim mahallenin imamı varken... Bizim imam; öyle bir
aklamış, öyle bir paklamış ki Turaç'ın ruhunu... Ahirete çift kanat (zülcenaheyn) eşliğinde,
uçup gittiğini sanmışlar.
Canım, “sana ne!” diyenlere en derin saygılarımla!..
***
Gözde restoranların birine, iftar yemeğine davetliydik. Oruç tutanlar, alt katta iftar saatini
beklerken; üst katta tutmayan herkes, normal -günübirlik- yemeklerini yiyorlardı. Bize ayrılan
masaların az ilerisinde, yine oruç tutan kişiler; aynı saati beklemekteydi. Yalnız tek başına
bekleyen birileri vardı ki hayli dikkat çekiciydi. Adam, koymuştu bira şişesini ve bardağını
masaya, huşu içerisinde Ezan-ı Muhammediye ye kulak kesiliyordu.
Hoca, “Allahu Ekber” nidasında bulununca, adam; ilk önce bira bardağına uzandı ve iftarını
açıverdi.
Ne diyelim, “Tanrı kabul buyursun!”
Belki de son zamanlarda nevzuhur bir takım entel ve dantel ilahiyatçılarımızdan almıştır
fetvayı.
Olamaz mı?