Toplum düzeni için önemli birimlerden biri de Zabıta Teşkilatı.

Emniyet ve Jandarma'dan sonra huzurun sağlayıcıları.

Kanun ve yönetmeliğin verdiği yetki çerçevesinde her koşulda görevlerinin başındalar.

İşleri ise o kadar kolay değil. 

Herkesin bildiği gibi gün içinde bir iki çarşı denetimi, iki işportacı kovalamak gibi kolay değildir işleri. 

İşleri o kadar ağırdır ki çoğunun psikolojisi dahi bozulmuş. 

Her gün dilencilerle, işportacılarla, esnafla, vatandaşla uğraşmak psikolojilerini bozmasın da ne yapsın?

Belki 1-2 gün bu duruma katlanabilirsiniz. 20-30 yıl aynı hareketliliği yaşayın psikolojik olarak yıpranmamanız elde değil. Ama onlar toplumun huzuru için emekliliğe kadar aynı stresle çalışıyor. 

Sırf bu nedenle görevini değiştirenler bile var. 

Sorunları o kadar çoktur ki dile getiremezler.

Nede olsa memurlar.

Sıkıntılarından amirleri de farkındadır ama onların da ellerinden bir şey gelmez. 

Öyle olduğu için de dertlerini içlerine atarlar. 

Yıllar yılı dertler birike birike psikolojileri bozulduğu gibi huzurları da kaçar. 

Bir çoğu depresyon hapları kullanıyor. Kullandıkları halde bunu açıkça ifade dahi etmiyorlar çünkü utanıyorlar. 

Utanması gereken ise onlar değil, onları bu duruma düşüren zihniyet. 

Konya'da şu an zabıta memuru sayısı 100'ü geçmez. 

Az bir zabıta 2 milyonluk Konya'ya hizmet etme fedakarlığı gösteriyor, hem de 7/24 çalışarak.

Peki onların bu fedakarlığı karşısında  Konya Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyeler zabıta kadrolarını artırma noktasında çaba sarf ediyor mu?

Sanmıyorum ettiklerini. 

Bayramda, seyranda zabıta ihtiyacı için de çözümü bulmuş durumdalar. 

Toplum  ve zabıta teşkilatı için daha yararlı olacak olan kadrolu zabıta yerine 'çakma zabıtalar' ile günü kurtarıyorlar.

Bu çakma zabıtaları hepiniz bilirsiniz.

Üstlerinde zabıta yeleği, tiplerine bakınca korkulan, ellerinde sobalar ile bayram öncesinde çarşı-pazarda gezerler.

O kadar havaya girerler ki vatandaşa bile zor kullanmaktan çekilmezler.

Çekinmezler çünkü zabıta değiller, kanun ve yönetmeliğe uymazlar arkalarında da koskoca Büyükşehir Belediyesi olunca havalı havalı gezerler.

Gezerler ama hem zabıta teşkilatının adını kirletirler hem de vatandaşın gözünde zabıta imajını sıfıra indirirler...

Günlük olaylar karşısında zaten yıpranan zabıtanın bir de vatandaşın gözünde küçüldüğünü düşünün, psikolojileri bozulmasın da ne yapsın?..

Tüm bunların yanında vicdani yönü de vardır zabıtanın.

Evet yetkilerini kanun ve yönetmelikten alır ama vicdanı da elden bırakmaz. 

Otogar'daki zabıta amirliğine bir gidin.

Onların sosyal olaylar karşısındaki yaklaşımlarını çok daha iyi görürsünüz?

Sokakta kalanlar, kimsesizler, eşyasını kaybedenler, otobüs firmalarıyla kavga edenler, gürültü çıkaranlar direk zabıtanın kapısını çalar.

Huzurevi'nde kalan yaşlı annelerine çocukları sahip çıkmaz ama onlar o yaşlı kadını gideceğe yere götürür, karnını doyurur.

İşin mi var zabıtaya git, sorunun mu var zabıtaya git. Bir anlamda Otogar'ın çözüm noktası olmuşlar...

İşte bu nedenlerle “Zabıtanın değeri ne?” diye soruyorum. 

Takdiri hak eden zabıtaların yaşadıklarını kabul edip etmemek yetkililere kalmıştır...

Ancak her Zabıta Haftası'nda hamasi nutuklar atmak yerine biraz da gerçekçi adımlar atılması zabıtalara verilecek en güzel hediye olacaktır.

Onların “uçtuk-kaçtık” sözlerine ihtiyacı yok, onların insan yerine konulmaya, mesleklerinin onurunun yükseltilmeye ihtiyacı var.

Aksi takdirde geleceğe umutla bakan yerine geleceğe umutsuzca bakmaya devam eden zabıta memurlarını görmeye devam edeceğiz...