II. Mahmud bir milletin asırlar boyunca yetiştirebildiği büyük dehalardan birisidir. Meraklı bir yapısı vardır. Devlet-i Aliyye'yi yükseltmek için gece-gündüz çalışmakta, az uyumaktadır. Meşakkat ve mahrumiyete ne dereceye kadar katlanabileceğini iki kışı Rami Kışlası'nın taş odasında yatarak ve gündüzleri sıradan albay gibi yeni ordunun alaylarını talime çıkararak göstermiştir.
Ya Devlet başa, ya kuzgun leşe! sözü ona ait olup 1808'de üstadı ve baba bildiği Üçüncü Selim'in şehit edildiği gün, yine Denize düşen yılana sarılır! sözünü de can düşmanı Rusya ile Hünkâr İskelesi ittifakını imzaladığı gün söylemiştir.
Mimari, hat, resim gibi sanatlara ilgi göstermiş, musikiyi ise çok sevmiştir. Dinlenmek istediği zamanlarda musiki dinlemiş, tasavvuf zevkini Mevlevihanelerde mukabele seyredip dinleyerek tatmin etmiştir. Her Cuma çeşitli camilere giderek selamlık Resm-i Alisi denen şatafatlı İmparatorluk törenini icra etmiştir. Mensubu olduğu hanedanın korkusuzluk ve hatiplik özellikleri onda vardır. Güzel sesiyle (aynı zamanda hanendedir) muntazam konuşmasıyla hitap ettiği kitleyi etki altına alabilmekteydi. Halife ve Hakan sıfatlarını layıkıyla kullanan yakışıklı bir Padişahtı. Sabır gereken yerde yıllarca sabretmekte, vurmak ve çözmek gerektiği anda bir dakika tereddüt etmeksizin icraya geçmektedir.
Kabakçı ihtilalı ile yenilikçi padişah III. Selim tahttan indirilip haremin bir dairesine çekilince, bütün ümidini Sultan Mahmud'a bağlamış, musiki bahanesiyle siyaset ilmi üzerine eğitime devam ediyordu.
-Oğlum Mahmud bütün ümidim sendedir. Devletin istikbali de sendedir. Nizam-ı Cedid tatbik edilmezse bu devlet için felah bulmak yoktur. İnşallah tez zamanda saltanat sana nasip olur. Benim hatalarımdan ders alarak Nizam-ı Cedid ile devlet-e taze ruh verirsin.
Bu arada Alemdar Mustafa Paşanın başında olduğu Ruscuk Yaranı denen ekip Padişah IV. Mustafa ile anlaştı. Gizlice İstanbul'a gelen Alemdar Kabakçı Mustafa'yı öldürttü.
Kabakçı'nın kellesi Çorlu konağında Alemdar'a sunuldu. Sadrazam işi tamamlayan Alemdar Mustafa Paşa'ya teşekkür ederek ordusunu toplamasını ve tekrar Tuna boylarına dönmesini emretti. Fakat Alemdar Mustafa Paşa'nın çekilmesiyle isyancıların ne yapacağı meçhuldü!
Galip Efendi; Tez şimdi emreyle Bab-ı Ali'yi basıp Sultan Selim Efendimizi tahta oturtalım! Alemdar 15.000 askerle Bab-ı Ali'ye geldi. Sadrazamın odasına girdi.
-Bre herif, mühr-i hümayunu ver! Çelebi Mustafa Paşa'nın eli ayağına dolaştı. Bin bir müşkülatla mührü Alemdar'a verdi. Alemdar mührü ne yapacağını bilmiyordu. Refik efendi kulağına eğildi.
- Paşam, mühr-i hümayunu çavuşbaşına ver! Alemdar devlet geleneklerini bilmiyordu. Fakat göz göre ihtilal yapıyordu. Sonra Şeyhülislam Arif Efendi'yi çağırttı:
-Baka Efendi, tez Sultan Mustafa'nın katına var! Selim Han Efendimizi tahta hazırlasın. Zinhar direnmesin. Yoksa iş yaman olur! Sultan Mustafa bu durumdan haberdar oldu, çareler aramaya başladı. Hemen Sultan III. Selim ile Sultan Mahmud'un öldürülmesini emretti. Alemdar sarayın en büyük amiri olan Mercan Ağa'ya;
-Haydi git III. Selim Efendimizi iclas edelim, dediler. Sonra Şeyhulislam IV. Mustafa'nın makamına çıktı. Vaziyeti anlatmak istedi. IV. Mustafa gazapla Demek ki sen de Paşa ile müttefik imişsin ki beni hal etmeye gelmişsin dedi. Şeyhulislam Arif Efendinin, katledilen IV. Osmanlı Şeyhülislamı olmaya hiç niyeti yoktu. Buram buram terleyerek Alemdar'ın karşısına çıktı. Bu sefer Alemdar onu haşladı;
-Bre münafık herif-i naşerif, sen işi içeri de başka kalıba döktün!
Rusçuk Yaranı, Alemdar'a;
-Paşam dediler, çok vakit zayi ettik. Allah vere de bir felaket olmasa! Emir ver, cebren kapıları kırıp Enderun'a girelim. Sarayın gümüş, kurşun, bakır ve demir kapıları balta ve kazma ile kırılmaya başlandı. Fakat Sultan Mustafa'nın verdiği emirle yüksek rütbeli Enderun zabitleri bostancı ve baltacılardan 20 kadar neferle Harem-i Hümayuna girdiler. Mercan Ağa hıyanetinden dairesine çekildi. Ses çıkarmadı. Adım adım bir ihtilalin ayak seslerini önümüzdeki hafta takip etmeye devam edelim İnşaallah!
Selam ve muhabbetlerimle!