Hz. Mevlâna ile Hz. Şems’in kalpten dile gelen söyleşisi…

Mevlâna konuşur:

Bir ömür aradım Şems’in izini her yerde

Hak ismini yağmur damlası gibi gönle düşürdü

Arıyordum yoklukta buldum seni aynımda

Ey Şems hamdım, bir anlık bakışla piştim, yandım!

Şimdi herkesten, her şeyden uzaktayım, Şems'in sohbetiyle donandım,

Aşk sofrasına bağdaş kurup

Kana kana içmeye başladım.

Doğu olsam, batı olsam, göklere çıksam, Senden bir nişane bulmadıkça,

Dirilikten bir nişane bile yok bana.

Ülkenin zahidiydim, minbere sahiptim, kürsüm vardı.

Şimdi ise gönül kazası, sana karşı ellerini çırpan,

Bir âşık haline getirdi beni!..

Hakk’ın ışıkları Şems'e vurmuştu.

Bende bu ışığa âşıktım.

Şems cevap verir:

Ben sana geldim, sen çağırdın beni Mevlâna Celaleddin!

İçindeki karanlığa ışık diye damladım

Yolların sonu değil, başlangıcıydım senin

Hakk aşkı düştü, aşkla piştin, kendinden geçtin.

Mevlâna:

Ne bir zamana sığarsın ne de bir mekâna,

Gelişinle çözüldü nice düğüm, sırlarda

Bir anlık vuslat, eyledi devri alemde

Kalbimde açıldı binlerce sır perde, perde.

Şems:

Aklın sınırını açtım sözlerimle sende

Kalbini öğrettim, kalbinle duymayı sende

Ben aynaydım sadece, Mevlâna Celâleddin!

Sen kendini seyrederken bildin “Hiç” olmayı.

Mevlâna:

Bir topraktım, çöldüm, kurumuş susuzdum ilkin

Sen bir gül oldun, gönlümde katmer katmer açtın

Söz değildi önce bize gereken, hulasa

Bir nazarın yetmişti, her sırları anlatan.

Şems:

Her gül kendi zamanında açar, ey Arif!

Sen yüreğinin nev baharını bekliyordun

Ben sadece yağmurdum, sense su arıyordun

Toprak gibi suskun, yeşermeyi bekliyordun.

Mevlâna:

Döndük semâya her nefesimizde seninle

Her adımda çözüldü eski benliğimde

Ey Şems, sen geldin yırtıldı, açıldı her perde

Baktım, bakan da biz… görülen de Bezm-i Elest.

Şems:

Ben bir öğretmen değilim; sense öğretensin

Ben bir yol değilim, yolcuyum; sen yürüyensin

Ben sana benzeyen, seni söyleyen sükûttum

Sen işittin… ve işitince yandın, bilensin.

Mevlâna:

O bir an yaşandı; cihan durdu o an, zaman

Zaman eğildi, diz çöktü aşka boyun eğen

Ey vuslatın sırdaşı, ne zaman, ne mekân,

O bir an yetti, bin ömürdü sanki yaşanan.

Şems:

Aşkla seven mi büyüktür, yoksa sevilen mi?

Gerçek mi büyüktür, yoksa hayal edilen mi?

Gerçekler büyüktür elbette, hayal hayaldi?

Gerçekler zamansız, zamansa gerçeksiz olmaz!

Mevlâna:

Aşkla seven büyüktür elbet, aşkı büyüktür

Hakikat arayışı gerçeklik manasındadır

Yükte hafif ama pahada ağırı aramalı

Benim aradığımın pek alası sende vardı!

Şems:

İnci bulmak isteyen derinlere dalmalı

En ücra yere bakmalı, insanlara sormalı

Öyle insanlar vardır ki tektir yeryüzünde

Zaman onlardan güç buldu dost Mevlâna’nın özünde!..

Mevlâna:

Ey Şems sorarım sana, bana sırrını söyle?

Şems;

Sırlar sırrı, gizleri Levh-i Mahfuzda saklı

Benliğim yok, arşın sahibi, zerrenin sahibi

Adem’in, Musa’nın, Hz. Muhammed Mustafanın

Sahibi var, ben yokum, baki olan var.

Mevlâna:

Ben, ben değilim; bir gölgeyim O’nun izinde

Varlık iddiası, yoklukla silinince de

Hakikatler görünür özün derinliğinde

Ben konuşmam, O dile gelirse kelâm olur

Ben yürüyemem, O isterse adımım olur.

“O halde kimim ben?”

Şems:

“Sen, hiçliğin aynasında bir akis.

Ne gördüğün senindir, ne sustuğun.

Bir, “hiç,”liğe varınca her şey olur

Bir olunca, hep O’dur.”

Suretleri bırak, baki olana var!

Gölge asıl mıdır? Suret mi?

Mevlâna:

Suret!..

Şems:

O halde gölgelere aldanma!

Ey Mevlâna Celâleddin-i Rumi Hüdâvendigar!

Mevlâna;

Ben çok sevmekteyim,

Şems sadece bir suret, bense Hakka aşığım

Şems gözümü açan, ilâhi sırların yolunu gösteren bir elçi!..

Hamdım, piştim, yandım!..

Güneşi anlatmaya, tarife ihtiyaç yok,

Güneşi öven kendini över, sevilir çok

İki gözüm de aydındır, çapaklı da değil, ağrımıyor demek ister.

Seni övmek gerçekten de adamın kendisini övmesidir.

Çünkü, güneşi öven kendini övüyor demektir...

Bir adam güneşi örtebilir, gözlerden gizleyebilir mi?

Onun tazeliğini pörsütür onu soldurabilir mi? Yahut haddi sonu olmayan nurunu eksiltebilir mi?

Yahut da onu mertebesinden indirebilir mi?

Ululara haset edene o haset ebedi bir ölümdür.

Şems:

Yüzbinlerce benim gibi Şems-i Terbizî,

Onun büyüklük burcunda bir zerreden başka bir şey değildir.

Ben mükâşefelere nail olduğum,

Sülük padişahlarını seyrettiğim,

İlahî nurlara yakınlaştığım,

Birçok Hak erleriyle düşüp kalktığım,

Gayb âlemlerini gördüğüm halde, Mevlâna'ya ulaşamadım.

Artık, O'nun hakikatine kim erişebilir?..

Mevlana ve Şems birlikte:

Bu öyle bir yoldur ki, bu yolun erleri, biri diğerine kılavuzluk eder. Aslında, kılavuz da, yol da, yolcu da bir menzilde birleşir. Bizim yolumuz aydınlık, apaçık, ilâhi aşk yoludur. İlâhi olana giden, Hakka vasıl olan, aşk ve cezbe yolu..