ÜTOPYALAR SİZİN, HAYALLER BİZİM OLSUN

İnsan, geleceğe yönelik beklentileri olan, planlar kuran bir varlık. Kendisi yaşayamayacak olsa bile kendince iyi, güzel ve doğru gördüğü düşüncelerin gelecekte hayata geçmesini ister ve aklı erdiğince, gücü yettiğince bu yönde çalışmaktan geri durmaz.

Bu türden düşünceler bazen o derece gerçek dışı olur ki bunlara ütopik deriz ve sahiplerini de az ya da çok küçümseriz. Bu emsal düşüncelerin ne tabiat kanunlarıyla ne de insanın tabiatıyla uyuşmadığını herkesin bilmesine rağmen, özellikle Batı dünyasında, ne insanların ütopik düşünceler içeren eserler vermesinin ne de okuyucunun bu eserlere ilgi duymasının önü alınamamıştır.

 ***

Ütopya kelimesini Grekçe'nin imkanlarından yararlanarak üreten ve kitabına isim olarak veren kişi Thomas Moore. Kısaca “olmayan yer” anlamına geliyor. Olmayan, ama olması arzulanan, insanların mükemmel olduğu, sosyal düzenin tıkır tıkır işlediği bir tür “dünya cenneti” diyebiliriz ütopya için.

Daha önce bu köşede yazdığım “Sıkıntılarımızın Çözümü” başlıklı yazımda şöyle demiştim: “Bu dünyada bir cennet yaratmaya çalışanlar ne yazık ki insanların hayatlarını cehenneme çevirmişlerdir.” Ütopya ile ilgili sorun işte bu noktada başlıyor. Lenin Rusya'sı ve Mao Çin'i kadar Hitler Almanya'sı ve Mussolniİtalya'sı da ütopyalardan ilham almışlardı. Bize fevkalade gayri insani gelen bu rejimler kuşkusuz kendi inananları, destekleyenleri açısından birer dünya cenneti vaat ederek işe başlamışlardı.

***

Yazılarımızda sık sık vurguladığımız gibi dil canlı bir organizma. Kelimeler zamanla ya şekil olarak değişiyor ya da aynı kalıyor ama bambaşka anlamlar kazanabiliyor. Ütopya kelimesi de “olmayan yer”den “gerçekleştirilmesi imkânsız tasarı veya düşünce”ye evrilmiş yıllar geçtikçe.

“Ütopya”dan türeyen “ütopik” kelimesine Türk Dil Kurumu “hayalî, gerçekte var olmayan, gerçek olmayan, fantastik” anlamlarını vermiş.

***

Bu yazıyı ütopya ile hayal arasında kurulan ilişkinin beni rahatsız etmesi üzerine kaleme alıyorum.

Hayal, sözlüklerde “zihinde tasarlanan, canlandırılan ve gerçekleşmesi özlenen şey” olarak tanımlanıyor. Hayal ütopyayla karşılaştırıldığında kadim diyebileceğimiz kadar eski bir kavram. Ütopya ise, 1516'da yukarıda sözünü ettiğimiz Thomas Moore aynı adı taşıyan kitabını yazana kadar insanlara yabancı bir kavramdı. Halbuki hayal insan var olduğundan beri var olan, ona maddi gerçekliği aşma gücü veren bir özelliktir.

***
“Hayal” hakîkatın değil, gerçekliğin zıddıdır. Bu nedenle Falih Rıfkı Atay'ın “Mustafa Kemal hayallerin değil, hakikatlerin adamı idi” cümlesi, kanaatimce, mantık açısından tam anlamıyla batıl bir kıyası içermektedir. Üstüne üstlük bu cümlede açıklanan hüküm, Mustafa Kemal gibi büyük hayalleri gerçekleştirmiş bir insan için haksızlıktır da.

Kendi dönemlerinin sıkı eğitim sitemi içinde Kemalist ideallerle yetişmiş olan ilk ve orta eğitim hocalarımın bırakın hayallerimizi anlatmamıza, hayal kurmamıza bile izin vermemelerinin nedeni, sanıyorum, Mustafa Kemal hakkında yanında yöresinde yaşamış insanların verdikleri bu türden akıllara ziyan hükümlerdir.

***

Sınavlarda başarılı olmamız için Einstein'ın e= mc2 formülünü adeta kafamıza çekil bir çekiçle çakan bu hocalarımızın, onun “Hayal gücü bilgiden daha önemlidir, çünkü bilgi sınırlıyken, hayal gücü tüm dünyayı kapsar” sözünden hiç bahsetmemeleri de muhtemelen yukarıda açıklamaya çalıştığım hayal düşmanlığı ile ilişkiliydi.

Gerçeklik içinde mahpus kalmamız bir marifetti onlara göre. Oysa gençliğinde hayaller kurmayan insanların ne orta yaşlarda gerçek bir hayat kurmaları, ne de ileri yaşlarda yeni nesillere rehberlik yapmaları mümkün değildir.

***

Bu dünya yapıp ettiklerimizin yankılanıp bize döneceği bir dağdır. (Mevlana)