Dünya ekonomisinde bazı stratejik sektörler sadece ürettikleri nihai ürünlerle değil, ayakta tuttukları devasa ekonomik ekosistemle değerlendirilmek zorundadır. Bu sektörlerin en başında gelen çelik endüstrisi; inşaattan otomotive, makine sanayisinden savunmaya, enerjiden ulaştırmaya kadar hemen her kritik alanın temel taşıyıcısı durumundadır. Köprülerin, fabrikaların, rüzgâr türbinlerinin ve savunma sistemlerinin arkasındaki bu güç, ülkenin ekonomik dayanıklılığının en somut ölçüsüdür.

Sürdürülebilir Kalkınma, Karbon Piyasaları ve İleri Teknolojiler Uzmanı Dr. Gözde Koygun, küresel krizler, savaşlar ve bozulan tedarik zincirleri ışığında çelik sektörünün geçirdiği tarihi değişimi son derece çarpıcı verilerle analiz etti. Koygun, çelik üretimini dış kaynaklara bağımlı kılmanın ağır ekonomik riskler doğuracağını hatırlatarak, Türkiye’nin yeşil çelik dönüşümü ve ulusal Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) ile sanayisinde yeni bir dönem başlatması gerektiğini vurguladı.
TÜRKİYE’NİN ÜRETİM KAPASİTESİ VE ELEKTRİK ARK OCAKLARI AVANTAJI
Türkiye’nin 2025 yılında ürettiği 38,1 milyon ton ham çelik ile dünyanın en büyük yedinci üreticisi konumunu koruduğunu belirten Dr. Gözde Koygun, madalyonun diğer yüzündeki kırılganlıklara dikkat çekti. Ülkedeki 61,9 milyon tonluk toplam kapasiteye karşılık kapasite kullanım oranının yüzde 61,6 seviyesinde kalmasının düşündürücü olduğunu ifade eden Koygun, temel sorunun yalnızca yeni kapasite oluşturmak değil, mevcut yapıyı rekabetçi ve sürdürülebilir kılmak olduğunu dile getirdi. Yüksek enerji maliyetleri, finansman yükü ve özellikle Rusya ile Çin menşeli düşük fiyatlı ithalat baskısının yerli üreticinin yatırım iştahını olumsuz etkilediğini vurguladı. Bununla birlikte Türkiye’nin Avrupa ülkelerine kıyasla çok önemli bir avantaja sahip olduğunu belirten Dr. Koygun, çelik üretimimizin büyük bölümünün hurdanın elektrik ark ocaklarında işlenmesine dayandığını aktardı. Kömür odaklı yüksek fırınlara göre doğal olarak daha düşük karbonlu üretim potansiyeli taşıyan bu altyapının, doğru yenilenebilir enerji politikaları ve yerli hurda yönetimiyse desteklenerek stratejik bir güce dönüştürülmesi gerektiğini kaydetti.
KARBON BEDELİ AVRUPA SINIRINDA MI KALACAK YOKSA TÜRKİYE’DE Mİ YAPILANDIRILACAK?
Avrupa Birliği Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın (SKDM) mali uygulama döneminin 1 Ocak 2026 itibarıyla başlamasıyla birlikte ihracatta yeni bir dönemin kapılarının açıldığını ifade eden Dr. Gözde Koygun, artık sadece ürün kalitesi ve fiyatının değil, üretimdeki emisyon yoğunluğunun da belirleyici olacağını söyledi. Bu noktada Türkiye için tarihi bir ekonomik tercih imkânı doğduğunu belirten Koygun, Türk üreticisinin ödeyeceği karbon bedelinin Avrupa sınırlarında kaybolup gitmesi yerine Türkiye ETS’si içinde tutulmasının şart olduğunu savundu. AB sistemine tam uyumlu, şeffaf ve güvenilir bir ulusal mekanizma kurulduğu takdirde bu ekonomik değerin ülke sınırlarında kalacağını vurgulayan Koygun, elde edilecek gelirlerin çelik tesislerinin modernizasyonunda, yeşil hidrojen altyapısında ve temiz teknoloji yatırımlarında kullanılarak ulusal bir kalkınma hamlesine dönüştürülebileceğini altını çizerek ifade etti.
DÜŞÜK KARBONLU YEŞİL ÇELİK MÜSTAKİL BİR TİCARİ DEĞER OLARAK KONUMLANDIRILMALI
Dünya genelinde Emisyon Ticaret Sistemlerinin artık sadece bir çevre politikası değil, uluslararası ticaretin ve finansmanın yönünü çizen yeni bir ekonomik altyapı haline geldiğini vurgulayan Dr. Gözde Koygun, yeşil çeliğin bağımsız bir ürün kategorisi olarak pazarlanması gerektiğini dile getirdi. Tesis bazlı karbon ayak izinin yanı sıra ürün bazlı emisyonların da dijital kayıtlarla izlenmesi ve uluslararası alıcılara güvenilir şekilde sunulması gerektiğini belirten Koygun, aksi halde "yeşil çelik" kavramının kanıtlanmamış bir iddiadan ibaret kalacağını hatırlattı. Doğrulanmış düşük karbonlu çelik üretimi sayesinde Türkiye'nin AB pazarında uzun vadeli tedarik anlaşmaları yapabileceğini, yeşil kamu alımlarında avantaj yakalayacağını ve sürdürülebilirlik bağlantılı finansmana çok daha kolay erişebileceğini aktardı.
SANAYİ ZİNCİRİNİ KORUMAK İÇİN BEŞ TEMEL EKSEN
Çelik üretim kapasitesini kaybetmenin otomotivden savunmaya, beyaz eşyadan inşaata kadar tüm sanayi çarklarını akamete uğratacağını ifade eden Dr. Gözde Koygun, Türkiye’nin yeşil çelik stratejisini beş temel eksende kurgulaması gerektiğini belirtti. Bu kapsamda yenilenebilir enerji ve yeşil hidrojen teknolojilerinin desteklenmesi, hurdanın stratejik bir hammadde olarak yönetilmesi, dönüşümün diğer imalat sektörleriyle entegre yürütülmesi, dijital izlenebilirlik altyapısının kurulması ve ETS gelirlerinin doğrudan sanayinin karbonsuzlaşmasına aktarılması gerektiğini savundu. Türkiye'nin küresel karbon pazarını dışarıdan izleyen bir seyirci olamayacağını vurgulayan Dr. Koygun, küresel ekonomideki asıl sorunun "Yeşil çeliğe geçişin maliyeti nedir?" sorusu değil, "Türkiye bu yeni pazarda sadece bedel ödeyen mi olacak yoksa kuralları koyan güçlü bir aktör mü olacak?" sorusu olduğunu belirterek, verilecek cevabın Türk sanayisinin kaderini tayin edeceğini sözlerine ekledi.




