Deniz geçiş noktasındaki tek bir kesintinin bile pompadaki akaryakıt fiyatlarından petrokimya üretimine kadar tüm çarkları durdurabileceğini belirten Sürdürülebilir Kalkınma, Karbon Piyasaları ve İleri Teknolojiler Uzmanı Dr. Gözde Koygun, dünyayı sarsan krizle ilgili değerlendirmelerde bulundu. Yaşananların basit bir fiyat dalgalanması değil, tam anlamıyla bir kırılma noktası olduğunun altını çizen Dr. Gözde Koygun, "Dünya bir kez daha enerjinin yalnızca ekonomik bir girdi olmadığını hatırlıyor. Enerji; güvenliktir, diplomasidir, üretimdir ve bağımsızlıktır. Bugün asıl tartışmamız gereken şey krizin ne kadar süreceği değildir. Asıl soru şudur: Türkiye bu değişen küresel düzende nerede konumlanacaktır?" ifadeleriyle tehlikenin büyüklüğüne dikkat çekti.

" TEDARİKÇİ BULMAK YETMEZ, FOSİL BAĞIMLILIĞIN BEDELİ AĞIR!"
Hürmüz Boğazı’nın küresel sistemdeki hayati rolüne değinen Dr. Koygun, Rusya-Ukrayna savaşıyla başlayan gaz krizinin ardından gelen bu yeni arz şokunun fosil yakıtlara olan bağımlılığın ekonomik bedelini gözler önüne serdiğini vurguladı. Avrupa’da hane başına düşen yıllık enerji faturasının binlerce avroyu bulduğuna işaret eden Koygun, krizin Türkiye’yi de doğrudan etkilediğini belirtti. Türkiye’nin artık geleneksel kalıpların dışına çıkması gerektiğini söyleyen Dr. Gözde Koygun, "Enerji fiyatlarındaki her dalgalanma Türkiye’de üretim maliyetlerinden ulaşıma, tarımdan ihracata kadar bütün ekonomik sistemi etkiliyor. Artık enerji güvenliğini yalnızca yeni petrol ve doğal gaz tedarikçileri bulmak üzerinden tartışmak yeterli değildir. Gerçek enerji güvenliği; tükettiğimiz enerjiyi çeşitlendirmekten, verimli kullanmaktan ve ihtiyaç duyduğumuz teknolojileri kendi ülkemizde üretebilmekten geçmektedir" değerlendirmesinde bulundu.
Küresel sermayenin yönünü temiz teknolojiye kırdığını kaydeden Koygun, bataryalardan yeşil hidrojene kadar tüm yeni nesil alanların sanayinin ana rekabet sahası haline geldiğini belirterek, dönüşümü zamanında okuyabilen ülkelerin enerji bağımsızlıklarını ilan edeceğini söyledi.

"TÜRKİYE YALNIZCA BİR KÖPRÜ DEĞİL, ÜRETİM MERKEZİ OLMALI"
Türkiye’nin coğrafi konumunun sunduğu fırsatlara da değinen Dr. Gözde Koygun, ülkeye biçilen klasik rollerin ötesine geçilmesi gerektiğini savundu. Türkiye’nin sadece vanaların ve ticaret yollarının geçtiği bir transit hat olamayacağını vurgulayan Koygun, şu ifadeleri kullandı: "Biz yalnızca enerjinin ve malların geçtiği bir ülke olmamalıyız. Geçen kaynağı teknolojiye, üretime ve ekonomik değere dönüştüren bir merkez olmalıyız. Türkiye’nin elektrik kurulu gücü 126 GW’ı aşmış, güneş ve rüzgârın payı yüzde 34’e ulaşmıştır. Bu önemli bir gelişmedir ancak yalnızca enerji üretmek yeterli değildir. Bu enerjiyi depolayacak sistemleri, taşıyacak akıllı şebekeleri ve elektrikli ulaşım altyapısını da kendimiz üretmeliyiz. Hedefimiz bir enerji koridoru olmanın ötesine geçerek temiz teknoloji geliştirme, üretim ve ihracat merkezi haline gelmektir."
Koygun ayrıca, sürdürülebilir ulaşım projelerine ve grafen gibi ileri karbon malzemelerinin kullanımına değinerek, geleceğin yollarının düşük emisyonlu ve uzun ömürlü mühendislik sistemleriyle inşa edilmesi gerektiğinin altını çizdi.

"ATIĞI SORUN DEĞİL, STRATEJİK KAYNAK OLARAK GÖRMELİYİZ"
Uzun süredir üzerinde çalıştıkları temel konulardan birinin plastik atıkların yüksek katma değerli ileri karbon malzemelerine dönüştürülmesi olduğunu açıklayan Dr. Gözde Koygun, bu adımla Türkiye’nin iki büyük sorununa aynı anda çözüm ürettiklerini söyledi. Plastiklerin çevresel yükünü ortadan kaldırırken sanayinin ihtiyaç duyduğu ileri malzemelerdeki dışa bağımlılığı bitirmeyi hedeflediklerini belirten Koygun, "Plastik atıkları bertaraf edilecek bir yük olarak görmek yerine, bilimsel süreçlerle ileri malzemenin girdisine dönüştürmek döngüsel ekonominin gerçek karşılığıdır. Hexagraphene olarak hedefimiz, ileri malzeme teknolojilerini laboratuvar ölçeğinde kalan çalışmalar olmaktan çıkarıp sanayiye, ulaşım altyapısına ve şehirlerin dönüşümüne taşıyabilmektir" dedi.
Krizleri fırsata çevirmek için ulusal bir sanayi stratejisine ihtiyaç duyulduğunu vurgulayan Dr. Koygun, Türkiye’nin önünde iki seçenek bulunduğunu belirterek sözlerini şöyle tamamladı: “Dünyadaki enerji ve teknoloji dönüşümünü dışarıdan izlemek ya da bu dönüşümün üreticilerinden biri olmak... Ben ikinci yolun mümkün olduğuna inanıyorum. Bizim için gerçek bağımsızlık; enerjiyi yalnızca farklı kaynaklardan satın almak değil, geleceğin teknolojilerini kendi ülkemizde geliştirmek ve üretmektir. Hürmüz’den çıkarılması gereken en önemli ders şudur: Geleceğin güvenli yolu, fosil bağımlılığın içinden değil; bilimden, sürdürülebilir üretimden ve teknolojik cesaretten geçmektedir."




