Malumunuz, Ahir Zaman insanlarıyız. Bir değişik ifadeyle 'son devrin son neferleriyiz.' En büyük özelliğimiz her konuda en iyisini biliriz özellikle dini mevzularda aslan kesiliriz. Güzel bir şey aslında. Fazla bilgiden bu zamana kadar zarar geldiğini görmedim, işitmedim. Fakat bilginin hakkını vermiyoruz. Amel ve tatbikat yok. E o zaman neye yarar o kadar bilgi be insanoğlu.
Dikkat edin, bu zamanda cami hocalarının cemaate istenilen düzeyde bir tesiri olamıyor. Halbuki vaaz kürsüsünde esiyor, gürlüyor, uyarıyor, ayağınızı denk alın diyor. Ama nafile. Karşı tarafta anlık bir etkilenme oluyor, sonrası malum, eski tas eski hamam. Kanaat-i acizanemce sebep, 'yaşamıyoruz ki yaşatalım.'
Misal, toprağın altına gireceğimize imanımız, inancımız tam. Çünkü tecrübeyle sabit değil mi, nerede ninelerimiz nerede dedelerimiz nerede atalarımız! Hepsi dar-ı bekaya intikal etti. Yani kaçınılmaz son. . .
Ölümü 7'sinden 70'şe herkes bilir. Bilir ama bildiğiyle amel etmeye iş gelince orası biraz karmaşık bir hâl alır. Ha sakın bunları yazan kalemin bildiğiyle amel eden sınıftan olduğunu düşünmeyin. Zira ben de sizler gibi aynı dertten muzdaribim.
Tesellimiz şu; 'Hâlık, kıyametin kopacağı vakte kadar tövbe kapılarını açıyor. 'Mevlana'nın çağrısı gibi 'yeter ki gel' buyuruyor. 'Kul hakkı dışında ne tür günah işlersen işle, pişmanlığın samimi olsun, acizliğini kabul et, huzuruma var, diz çök, afv-u mağfiretimi iste ben de affedeyim' diyor merhameti sonsuz Kudret.
Burada da şöyle bir sıkıntı cereyan ediyor. İyi, hoş tövbe ediyoruz da milyonlarca kere ahdimizi bozuyoruz. Yine dönüp dolaşıp aynı girdabın içerisine giriyoruz, günahı işlemekten çekinmiyoruz.
Bu noktada yapılacak olan şey de aslında basit. Yine samimiyet ve ihlasla, 'Ya Rabbi, içine düştüğüm bu bataklıktan ancak ve ancak siz dilerseniz kurtulurum. Onun dışında hiçbir güç beni bu girdaptan çekip alamaz' deyip, bir kere daha tövbe kapısını aralamak gerekir. Ne olursa olsun biz samimiyetle af istemekten usanmayacağız, göz yaşı dökeceğiz, dökeceğiz ki, Yaratan'ın karşısında hizaya gelelim.
Ezcümle, tükenen halimizi çok fazla tüketmeden işin ciddiyetinin farkına varalım. Af istemekten, yardım dilemekten vazgeçmeyelim. Gubuzluk yaparak göz pınarlarımızı kurutmayalım.