Son yıllarda Türkiye'nin gündemini işgal eden bir konu var; Sağlıkta şiddet!
“Bu şiddet olayı neden kaynaklanıyor, hasta, hasta yakını niçin sağlık görevlilerine saldırıyor?” sorularına cevap bulunması gerekirken, “Sağlıkçılar darp ediliyor!” naraları atılıyor.
Tek suçlu hasta ve hasta yakını gösteriliyor. Doktor, hemşire, sağlık görevlisi, sağlık çalışanı masum!
Biraz ağır kaçak ama “hadi oradan!” Hiç kimse ortada hiçbir şey yokken birine saldırmaz...
Geçmişten itibaren doktorlarda devamlı olarak hastaya yukarıdan bakma anlayışı vardır. Aslında bu anlayış bir hastalıktır. Tıp Fakültesi'nden itibaren doktorların büyük çoğunluğu bu hastalığı kapmaktadır. Göreve başladıkları itibaren de dünyayı kurtaran adam gibi kasılmalar başlar. Gelen her hastadan saygı ve iltifat beklerler. İltifatı alamadıkları zaman ise çocuk gibi tavır takınarak, umursamama, ilgilenmeme sürecine girerler...
Sağlıkta şiddet haberlerine bakın, genellikle ya doktor hastayla ilgilenmemiştir, hastayı umursamamıştır, yanlış tedavi uygulamıştır,  yanlış iğne yapılmıştır, hastanın soruları cevapsız bırakılmıştır...
Özellikle devlet hastanelerinde çalışan sağlık görevlilerinde bu hastalık daha sık görülmektedir. Yok çalışma saatini, yok aldığı maaşı da bahane ederek, günü kurtarma derdine düştüler mi sakın yanlarına yaklaşma. Kibirlerinden soru sorduğuna pişman olursun. Bazı hekimlerimiz ise bir baba,  gibi hastaya yaklaşıyorlar onları bu yazının dışında tutarım...
Özel Hastene de ise aynı tavırları göremezsiniz. Yapılan araştırmalar da bu tespiti doğruluyor. Çünkü özelde çalışan sağlıkçının en başta gelen görevi hasta ile samimi ilişki kurabilmek. İlişkiyi kurduğu anda zaten tedavinin yüzde 50'sini gerçekleştirmiş oluyor. Onun için özelde şiddet haberlerine rastlayamazsınız. Ne olursa devlette oluyor!...
Tamam şunu kabul ediyorum. Bazı hasta ve hasta yakınları da anlayışsız veya kaba olabiliyor. Ama burada arayı düzeltecek olan yine sağlık görevlisi.  Doktorun “Hasta yakını beni tersledi, onun için hastayla ilgilenmeyeceğim” tiribine girmesi yanlıştır. Çünkü hasta var ve senin görevin her ne koşulda olursa olsun hastayla ilgilenmektir. İlgilenmem dersen istifa eder gidersin. İkide bir “baskı altında çalışıyoruz” demenin ne anlamı var...
Günümüz dünyasında doktorun baskın, hastanın tamamen edilgen kaldığı hasta-hekim ilişkisi artık yok.  “Soruları hekim sorar. Kararları o verir” anlayışı bitmiştir. Hastanın, her dediğine itirazsız ve mutlak olarak itaat etmesini beklemek, 90'ların soğuk siyasetinde kalmıştır. Emir-komuta zinciri kopmuştur.
Geç şuraya bakayım!
Sırtını aç!
Öksür!
Şu filmi çektir gel!
Git bu tahlilleri yaptır!
Al bu ilaçları kullan!
Sus, acımaz!   
Söylemleri geride kalmıştır. Emir yerine rica belirten emir kipleri kullanılmalıdır. “Sizi anlıyorum sorununuzu birlikte çözebiliriz” gibi karşılıklı ilişkiyi arttıracak cümlelere ağırlık verilmelidir...
Araştırmalar, hekimin hastanın sözünü 15-20 saniyede kestiğini gösteriyor. Elbette hekimler yoğun mesai altında çalışıyordur, yine de hastayı hiç olmazsa anlayabilecek kadar dinlemek, ona gerektiğinde açık uçlu sorular sormak önemlidir.
Ancak değişimi kabullenmeyen doktorlar, hastanın soru sormasını bile mesleğine müdahale ve otoritesine başkaldırı gibi algılamakta ve sinirlenerek, hastayı kabul etmemektedir. İşte bu noktada şiddete ortam hazırlanmaktadır.
Böyle bir ortamı oluşturmamak için ise hekimler Türkiye'nin sosyo-ekonomik yapısını iyi analiz edip hal ve tavırlarına dikkat etmelidir. Karşılarına gelen her hasta, okumuş-yazmış insan değil. Bu bilinçle hareket etmeleri şiddeti büyük oranda ortadan kaldıracaktır...