Suriye'de Değişen Güç Dengeleri ve İran-1
 

Tunus'ta başlayan Arap baharı domino taşlarının yıkılması gibi diğer bütün Arap diktalarını da etkilemiş özellikle bu çerçevede Mart 2011 yılında Suriye'deki Nusayri kökenli Essad ailesinin rejimini değiştirmeye dönük talep etkili bir şekilde ilk defa kendini göstermişti.  Başlangıçta rejim karşıtları özgür Suriye için örgütlenip silahlı güç olarak da Özgür Suriye ordusunu kurmuşlardı. Esad rejiminin yanında dış destek olarak Rusya ve İran bulunurken, Amerika'nın orkestra şefliğini üstlendiği  Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve cılızda olsa Avrupa ülkelerinden oluşan blok muhaliflerin yanında yer almıştı. Muhalifleri destekleyen blok kısa sürede diğer Arap ülkelerinden Tunus, Yemen ve Mısır'da olduğu gibi Esad rejimin yıkılacağı ve kolayca Suriye'de rejimin değişeceğini ön görüyorlardı. Ancak Amerika'nın başını çektiği blokun iç problemleri ile Suriye'nin demografik ve devlet yapısında ön göremedikleri dirençler, ayrıca bunlara bağlı gelişen iç ve dış dinamikler bunun gerçekleşmesini engelledi. Hatta bu ülkelerin Ortadoğu'da gelişen diğer hadiseler karşında farklı strateji geliştirmeleri diyalektik bağlamında paradox bir duruma düşmeleri bu işi katmerleştirdi. Diğer yandan Rusya ve İran'ın Suriye'deki stratejilerini gerçekleştirmeye dönük Esad rejimine açık aleni yardımları ve sürekliliği Suriye meselesini içinden çıkılmaz bir noktaya itti. Öyle ki daha baştan itibaren birincilerden İran'ın Şii hilal stratejisi bağlamında İslam devrimi sonrası Lübnan'da İsrail karşıtı olarak Hizbullah hareketini bölgede etkinleştirmesi Rusya'nın ise Ortadoğu'daki son kalesini kaybetmemek adına sıcak denizlerde kalmayı sürdürme ve Putin döneminde başlayan Rusya Federasyonun eski siyasi coğrafyasını tekrar diriltme stratejileri ve buna dönük politikaları, Suriye'de Rusya ve İran'ın Amerika merkezli politikalarına karşı direnç göstermesine neden oldu.  Özellikle bu blokun enerji ihtiyacı, ekonomik ve siyasi ve ticari askeri nedenlere bağlı olarak Birleşmiş Milletlerde Çin'i de yanlarına çekmeleri Suriye'de iktidar değişiminin iç savaşa dönüşmesine neden oldu.  Neticede dördüncü yılını dolduran bu iç savaşta 150,000 fazla insan öldü ve en az 9 milyon insan yurtsuz kaldı.
Amerika'nın başını çektiği blok Birleşmiş Milletlerde hava ve karadan saldıran Esad rejimini durdurmaya dönük ciddi bir sonuç alamadı. Ancak 2012 sonlarına doğru büyük ölçüde finansman ve askeri silah yardımı ile muhalifleri destekleyerek hemen hemen Suriye topraklarının yarısına yakın yerde kara gücündeki üstünlükle alan hâkimiyeti sağlandı. Özellikle Avrupa ve diğer Sunnî İslam dünyasından gelen mücahitler büyük ölçüde bu vurucu gücün insan kaynağını oluştururken Suud yönetimi ve Körfez ülkeleri ise bu savaşın finansmanını sağlıyorlardı. Ayrıca baştan itibaren Türkiye, Ürdün ve Lübnan'daki mülteci kamplarından temin edilen insan kaynağı, silah ve finansman ile Özgür Suriye ordusu mücadelesini yürütürken daha sonraki süreç de mücahit adı altında Irak'ta mevcut Şii iktidarına karşı mücadele eden Elkaide ve onun uzantısı güçlerin bölgede güçlenmelerine yol açtı.  Daha önceki yıllarda Afganistan ve Irak'ın Amerikalılar tarafından işgali sonrasında buralarda Elkaide ve Taliban benzeri aşırı İslami unsurların çıkmasına bakıldığı zaman burada ortaya çıkan yeni yapılanmanın arka planında Amerika ve İsrail politikalarının var olduğu görülmektedir. Zira Avrupalının korkulu rüyası İslam dünyasında ortaya çıkan cihat merkezli potansiyel enerjinin kendi aralarında çarpışmaları sağlanarak enerjinin yok edilmesi planlanmış olmaktadır. Öyle ki İsrail için tehdit unsuru haline gelen Hizbullah ile 2001 saldırıları ile ortaya çıkan dünyayı sarsan Elkaide hareketinin çarpıştırılması Amerika ve İsrail'in Ortadoğu veya diğer İslam coğrafyasında daha rahat hareket edebilme olanağı sunacaktır.
Özellikle Amerika ve Batının Suriye politikaları Elkaide ve onun uzantısı El-nusra gibi radikallerin Suriye'de var olan boşluğu doldurmasında önemli rol oynadı. Zaten bu kaotik ortamı fırsata dönüştürmeye çalışan bu radikal guruplar bölgenin siyasi yapısını şekillendirmeye başladı. Bu bağlamda 2013 yılının ortalarına geldiğimizde Suriye'de suni Arap dünyasında özellikle selefi kültür tabanında destek bulan orta kuşak Suriye'ye hâkim İŞİD(Irak Şam İslam Devleti), kuzey doğuda ise Rojava olarak adlandırılan Kürt bölgesinde PKK'nin uzantısı PYD ile Şam ve Lazkiye merkezli Esad Rejiminin hâkim olduğu bölge oluştu. Özgür Suriye Ordusu ise mücahitler ile İŞİD arasında geçişken olan alan hâkimiyetini sağlıyordu. Kısaca geçen yılın sonuna gelindiğinde Suriye'de kabaca alan hâkimiyetine sahip dört unsur bulunmakta idi.
 Özgür Suriye Ordusunun süreç içinde artan rejim saldırıları karşısında Amerikan destekli bloktan yeterince desteği görememesi bu yapıda çözülmelere neden oldu. Özellikle mülteci kaplanlarındaki Suriyelilerin Türkiye ve Ürdün içindeki şehirlere yayılmaları ve üretim sektöründe yer almaları askeri cephede iyiden iyiye çözülmeye neden oldu. Neticede bu boşluğu PYD, İŞİD ve Elkaide merkezli El-nusra gibi guruplar doldurdu. Kuşkusuz bu oluşumlarda özellikle İran SAVAK ve Esad'a ait El-Muhaberat adlı istihbarat örgütlerin payını da küçümsememek gerekir.
Diğer cephede ise Rusya rejime silah yardımı yaparken Esad'ın ana bölgesel destekçisi olan Müslüman Şii İran  başkana karşı isyanın patlak verdiği Mart 2011 yılından  beri milyonlarca  para harcadı. Rusya ile birlikte, rejimin temel tedarikçisi, sürekli Essad'ın istifa etmesi için yapılan girişimleri dış ve iç desteklerle bloke etti. Batılı analistler İran'ın başta Suudi Arabistan Körfez, Sünni Arap Devletleri ile Suriye ötesine uzanan bölgesel güç mücadelesi veya proxy savaşına giriştiğini söylüyorlar. Tahranın, böylece çoğunlukla Sünni isyancılarla savaşan Alevi Suriye rejimi için zafer iddia eden belirgin bir ilgisi olmuştur. Nitekim Suni isyancılar,  İranlı yetkililer ve bölgesel uzmanlar onların bu strateji ve yardımları Suriye'de gelinen noktayı beraberinde getirdiğini söylerler.