İnternet altyapısının hızlanması ve akıllı cihazların günlük hayatın merkezine yerleşmesi, bireylerin tüketim alışkanlıklarından konuşma şekillerine kadar pek çok unsuru köklü bir değişime uğrattı. Geçmiş yıllarda kitleleri etkisi altına alan geleneksel yayın organlarının yerini alan dijital platformlar, anlık gelişen akımlarla toplumun yaşam tarzını doğrudan müdahale edilebilir bir hale getirdi. Prof. Dr. Yağmur Küçükbezirci, sanal dünyada hızla yayılan “Trend Topic” başlıklı gündemlerin ardında profesyonel bir algı yönetiminin bulunduğuna dikkat çekerken, özellikle çocukların dijital dünyanın etkilerinden korunması için ailelere ve kamu kurumlarına büyük sorumluluklar düştüğünü vurguladı.
SOSYAL MEDYA AKIMLARI KONUŞMA DİLİNDEN TÜKETİME HER ŞEYİ DEĞİŞTİRİYOR
Gelişen teknolojinin toplumsal yapıda oluşturduğu dönüşümü değerlendiren Konya Teknik Üniversitesi Görsel, İşitsel ve Medya Yapımcılığı Öğretim Üyesi ve Yeşilay Konya Şube Başkanı Prof. Dr. Yağmur Küçükbezirci, geçmiş ile günümüz arasındaki iletişim farklarına dikkat çekti. 1980'li yıllardaki televizyon yayınlarının modayı etkileme sürecinin zaman aldığını hatırlatan akademisyen, dijitalleşmeyle birlikte günlük akımların ortaya çıktığını belirtti. Okul alışverişlerinden örnek veren akademisyen, standart bir çantanın üzerine basılan popüler bir çizgi film veya dizi karakteri görseli sebebiyle fiyatının üç dört katına çıktığını, bu durumun insanları adeta bir tüketim çarkının içine sürüklediğini ifade etti. Değişimin sadece eşyalarla sınırlı kalmadığını, davranış kalıplarının ve hatta konuşma biçimlerinin bile bu süreçten nasibini aldığını belirten Prof. Dr. Yağmur Küçükbezirci, “Hepimizin bildiği üzere sosyal medya bütün hayatımızı şekillendiriyor. 1980’li yıllarda televizyon yayınları vardı. O yıllarda televizyonda bir şey çıktığı zaman moda haline gelirdi. Örneğin giyim kuşam, saç sakal gibi şeyler akım haline gelirdi. Tabii o dönemler insanlar arasında yaygınlaşması zaman alıyordu. Fakat internetin ve sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla şu anda günübirlik sosyal medya akımları yer alıyor. Nedir peki bu sosyal medya akımları? Mesela çok yakında okullar açılacak. Çocukların kıyafet seçimleri ya da bir çizgi film kahramanını çantasının üzerinde yer alması gibi örnekler verebiliriz. Bir çanta on liraysa o çizgi film kahramanı ya da o dizideki kahramanın resmiyle on laraklık çanta otuz kırk lira oluyor. Bu durum ciddi anlamda insanları tüketime zorlayan bir akım haline geliyor. Bu akımlar bir eşya da olabilir bir davranış biçimi de olabilir. Hatta konuşma tarzımız bile gerçekten çok etkilendi. Bir zamanlar Avrupa Yakası diye bir dizi vardı. Avrupa Yakası dizisindeki baş rol karakterlerinin konuşmaları insanlar arasında yaygınlaştı ve toplumun büyük bir kesimi aynı tarzda konuşmalara başladı. Dolayısıyla konuşma tarzımızı bile etkiliyor.” değerlendirmesinde bulundu.
TOPLUM MÜHENDİSLERİ ZİHİNLERİ VE KARAKTERLERİ HEDEF ALIYOR
Akıllı telefonlar aracılığıyla dijital platformların etki alanının zirveye ulaştığını aktaran uzman isim, sanal mecralarda aniden parlayıp kısa sürede kaybolan başlıkların tesadüf olmadığını dile getirdi. Arka planda yürütülen profesyonel çalışmalara işaret eden akademisyen, bireylerin özgün karakterlerini korumalarının her zamankinden daha kıymetli bir hal aldığını savundu. Sanal evrenin zihinsel süreçler üzerindeki baskısını detaylandıran konuşmacı, kitlelerin sadece birer uygulayıcıya dönüştürülmek istendiğini vurguladı. Ekran başındaki bireylerin kendi öz kimliklerini muhafaza etmeleri gerektiğini hatırlatan uzman isim, “Elimizdeki telefonlarda ise sosyal medya etkisi doğal olarak daha hızlı gerçekleşiyor. Tırnak içinde söylüyorum 'trend topik' olaylar var. Bunlar bir anda yükseliyor. Ama bir bakıyorsunuz hemen birkaç gün sonrasında hatta belki ertesi gün yok oluyor. Burada tabii ki bunu yapan toplum mühendisleri var. Yani bu iş öyle sadece bir şeyi paylaştım deyip geçiştirebileceğimiz kadar basit değil. Toplum mühendisleri bu işin gerçekten uzmanı ve bu işleri de gerçekten profesyonel anlamda yönetiyorlar. İnsanları o şeyleri kullanmaya ya da o tarzda konuşmaya hatta o tarzda düşünmeye itiyorlar. Yani biz sadece davranışlarımızı değil, düşünce tarzımızı bile etkiliyor. Peki bizler nasıl kendimiz olarak kalmayı başarabiliriz? Kendi karakterimiz, kendi kişiliğimiz çok değerlidir diye düşünüyorum. Herkesin kendi karakteri kendine yakışanı yapmasıdır.” ifadelerini kullandı.
ANNE BABANIN SERGİLEDİĞİ TUTUM ÇOCUK İÇİN İLK REHBERDİR
Çocukların gelişim döneminde ebeveynlerini birer rol modeli olarak gördüklerini ve onların hareketlerini birebir taklit ettiklerini aktaran Profesör Küçükbezirci, bağımlılık türleriyle mücadelede aile içi etkileşimin önemine temas etti. Ev ortamında şahit olunan alışkanlıkların çocukların dünyasında doğrudan karşılık bulduğunu belirten eğitmen, atasözlerinden yola çıkarak ailelere rehberlik edecek tavsiyelerde bulundu. Söz konusu gelişim evresinde yapıcı bir dilin tercih edilmesi icap ettiğini söyleyen akademisyen, “Rahmetli babamın kullandığı bir söz vardı. Görgülü kuşlar gördüğünü işler diye. Öncelikle biz anne baba olarak çocuklarımıza örnek olmalıyız. Şu sıralar en çok meşgul olduğum konulardan bir tanesi bağımlılık. Örneğin baba sigara içiyorsa anne sigara içiyorsa çocuk da kalemini alıyor ya da bir çubuk kraker alıyor ve onları taklit ediyor. Anne baba rol modeli çocuk için her şeyin başladığı evre diyebiliriz. Anne babaların eğitici bir dil kullanmaları gerekiyor.” dedi.
SUBLİMİNAL MESAJ TEHLİKESİ VE DİJİTAL EMZİK ALIŞKANLIĞI
Medya içeriklerine gizlenen ve doğrudan fark edilemeyen yöntemlerle insan zihnine nüfuz eden örtülü mesajlara karşı toplumsal ve yasal adımların atılmasının şart olduğunu belirten konuk, yirmi beşinci kare ve arka fon ürün yerleştirmeleri gibi tekniklerin tehlikesine dikkat çekti. Yasal mevzuatta bu tür yayınların yasaklanmış olmasına rağmen ailelerin de ev ortamında denetim mekanizmasını çalıştırmalarının zorunlu olduğunu kaydetti. Çocukların ekran karşısına itilmesinin bir kolaycılık olduğunu dile getiren Prof. Dr. Yağmur Küçükbezirci, “Son zamanlarda oldukça yaygın bir şekilde zihinlerimize kazınan bir diğer kavram da bilinçaltı mesajlar. Subliminal mesajlar dediğimiz, direkt değil de dolaylı yollardan akıllarımıza kazınan ve bilhassa kasıtlı bir şekilde kazınmak istenen mesajlar bunlar. Bilinen farklı yöntemleri var. Yirmi beşinci kare var, alçak ses yayma tayfı var. Arka fonda bir ürün yerleştirme var. Tabii direkt olarak gözümüz görmüyor ama bilinçaltımız bunu alıyor. Dolayısıyla bunlardan korunmak biraz zor. Hem devlet eliyle hem millet eliyle bir çare bulunması gerekiyor. Bu yayınlar özellikle zaten kanunda da var. 2011-6112 sayılı kanunda yer alıyor. Orada diyor ki bilinçaltı mesajlarının gönderilmesi, çocuklar üzerinde kullanılması, kadınların işte meta olarak kullanılması yasaktır. Ama öbür taraftan ben özellikle ailelere şunu söylemek istiyorum; çocuğunuzun izlediği yayınları gözetleyin ve yol gösterici olun. Kültürümüze uygun yayınlara ulaşmak artık çok kolay, o yayınları tercih edin ve gözetim altında çocuklarınıza izletin. Çocuğunuzla kaliteli vakit geçirin. Kaliteli vakit nedir? Çocuğunuzun istediği, çocuğunuzun mutlu olduğu aktivitelere öncelik verin. Yani dolayısıyla bunları engellemenin yolu, çocukları biraz daha ekranlardan uzak tutup dijital dünyadan biraz daha uzak durmalarını sağlayın. Genellikle insanlar arasında çocuğun eline telefon vermek ya da ekranın karşısına çocuğu oturtmak ebeveyn tembelliğidir. Eskiden çocuklara emzik verilirdi. Şimdi de telefon veriliyor. Ve maalesef çocuklarımız birilerinin bilinçli olarak ürettiğini bilinçsiz bir şekilde tüketiyor. Bu aslında hepimiz için de geçerli. Ama çocuklar hamura benzer, onları istediğiniz gibi şekillendirmek çok daha kolay. Özellikle belli bir yaşta olan çocuğa ne verirseniz onu alıyor. Bundan dolayı da aileler ekranlarda kendi incelemedikleri kendi bakmadıkları bir şeyi çocuklarına da göstermemeli.” uyarısında bulundu.





