Malum meselelere temas etmeyeceğim. Önemsemediğim için değil, iç yüzünü bilmediğim için. Bildiğim bir şey varsa o da ortada bir fitne olduğu. Böyle durumlarda "Fitne çıktığı zaman at binen insin, koşan yürüsün, yürüyen dursun, duran otursun" hadisinin genel çizgisi doğrultusunda "konuşan sussun" yaklaşımını benimsemek yerinde bir karar olsa gerek.

***

Konya yeni bir durumla karşı karşıya kaldı bu Aralık ayında: Konya dışında şeb-i arus. Tabii ki bilimsel anlamda araştırmasını ve istatistiğini yapamadım, ama okuduklarımdan ortalama Konyalının bu durumdan fevkalade rahatsız olduğunu düşündürüyor bana. Şeb-i arusla ilgili etkinliklerin Konya dışında da yapılması ortalama Konyalıda bir değerimizi kaybediyoruz, hatta göz göre göre çaldırıyoruz duygusu oluşturmuş durumda. 

Büyük ilim, sanat ve düşünce insanı Mevlana Celaleddin Rumi'nin Konya'da yaşadığı ve "şeb-i arus"u burada idrak ettiğine şüphe yok. Yine şüphe olmayan bir gerçek de şu: Mevlana gibi büyük insanların sevgisi herhangi bir şehirle sınırlandırılamaz. Onların dünyanın her yanından sevenleri vardır ve rahmete vesile olacağına inanılan bu sevgi bir yağmur gibi arzın her yerine yağar. Bu noktada akla hemen gençlik yıllarımızın bir şarkısı geliyor. Yasemin Kumral söylerdi:

Şu sevgi dedikleri ne kadar da yağmura benzer...

Şu yağmur dedikleri ne kadar da sevgiye benzer...

 

Yağmuru durdurabilir misin? 

Sevgiden vazgeçebilir misin?

Evet, yağmuru durdurmayız. Dolayısıyla sevenlerinin Mevlana ile ilgili her şeyi dünyanın her yerine taşımasına da engel olamayız. 

Buenos Aires'te de Mevlevihane kurulabilir, Dodama'da da sema yapılabilir, Osaka'da da Mesnevi dersleri verilebilir... Ve İstanbul'da da şeb-i arus etkinliği yapılabilir. Bu tür gelişmelerden bırakın rahatsız olmayı, tam aksine gurur duymalıyız. 

Bu arada Mevlevihanelerin de, semanın da, Mesnevi derslerinin de ve şeb-i arus etkinliklerinin de "ana vatan"ı olmanın Konya'ya ve Konyalılara/Konya'da yaşayanlara yüklediği çok önemli bir görev var. 

Sızlanmayı, şikayet etmeyi, bu tür işler üzerinden siyasi muhalefet yaptığımızı sanmayı bir yana bırakarak bizler o görevi hakkıyla yerine getirmenin peşine düşmeliyiz. 

O görev en müştemilatlı Mevlevihane'yi Konya'da yeniden hayata geçirmek, en has semanın yapıldığı şehir olarak Konya'da bir Sema Okulu kurmak, çağın sorunlarına çözüm getiren, stresten bunalmış gönülleri rahatlatan dillere destan Mesnevi dersleri vermek bu derslerin verecekleri yetiştirecek bir Mesnevi Okulu oluşturmak ve yine tüm şeb-i arus etkinliklerine örnek olacak etkinlikleri Konya'da düzenlemektir.

Postmodern dünyada Konya-Mevlana ilişkisi bağlamında hayatta kalmanın tek yolu bu gibi görünüyor. Hoşumuza gitmese bile...

Bu yıl düzenlenen “Günümüzde Yurtiçi Mevlevihanelerinin Durum ve Konumları” konulu sempozyum, Konyalı/Konya'da yaşayan araştırmacıların sadece Konya'daki Mevlevihane'ye değil ülkedeki tüm Mevlevihanelere nasıl sahip çıktıklarını, onların korunması, bir biçimde yeniden hayat bulmaları için nasıl çabaladıklarını açıkça ortaya koymuştur. Bu çabaların genişleyerek sürmesini ümit ediyorum. 

***

Bu dünya yapıp ettiklerimizin yankılanıp bize döneceği bir dağdır. (Mevlana)